Akın Olgun / Linç Fırtınası


  • Gündem
  • 22 Haz 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

ceBir yazının, bir anlatımın, bir ironinin derinliğini anlayabilmek için sadece farkındalığınızın olması yeterlidir. Eğer farkındalığınız yoksa vasatsınızdır. Bütün vasatlar kendilerine benzemeyenlerden rahatsız olurlar. Ezberlerden kurulu bir hayat ve o hayatın dili sizi sadece kışkırtır. Hayatını ezberlerin arkasında geçirenlerin, o ezbere sahip olanlarla kurduğu ortaklık ise sürekli tehdit üretir. Vasat olan hızla linç örgütler. Linç ise toplumsal bir kabul oluşturabildiğinde gerçekleşir.

Hrant, işte böyle bir şoven bir algı ile arkasından vurularak katledildi. Aylarca süren linç kampanyası ile cinayetin toplumsal zemini oluşturuldu. Kampanyayı örgütleyenler kendilerini “milliyetçi”, “ulusalcı”, “Kemalist” ve vatansever olarak tanımlıyorlardı. Hrant’ın yazdıklarını vasat olanların önüne “ihanet” olarak koyup, sonra bu algıyı hızla linçe dönüştürenler bir “çocuğun” eline silahı tutuşturdular. Sonra o çocuğun eline bayrak verip, “kahraman” fotoğrafları çektirdiler.

Ülkemizi Hristiyanlaştırmak isteyen misyonerlerin varlığına dair yapılan sayısız haber, yazı, kitap ve programlar vasat olana sesleniyordu. “İzlediniz mi akşam o programı? Misyonerler ülkemizi Hristiyanlaştırmak için nasıl da çalışıyorlarmış?” Aklı uçmuş sorular hızla kendisi gibi olanlar ile buluşup çoğalıyordu. Ama en önemlisi vatan toprağını satın alıp, mal, mülk edilenlere dairdi. “Toprak alıp, mal, mülk edinip bizi parçalamayı hedefliyor yabancılar”

Trabzon’da Rahip Santoro öldürüldü ve misyonerlik faaliyetinden ülke kurtarıldı ama anlaşılan mesaj alınmamıştı, Malatya Zirve yayınevi basıldı. İbret olsun diye kıtır kıtır kesildi. Cinayetler elbette ki kişisel değildi. İdeolojik bir alt yapısı, propagandif bir geçmişi ve nefret söylemlerinin sistematikleştirilerek toplum denen kalıba dökülmesiyle ortaklaştırıldı ve o “derin” ellere teslim edildi.

Halk Tv ekranlarına çıkartma yapan Cevizoğlu bir yanında emekli bir Albay, bir askeri psikiyatrist ve öteki yanında bir terör uzmanıyla dikildi karşımıza. Konu, burnu sürtülmesi gereken bir hedefle başladı. Hedef, Haluk Bilginer’di. Bilginer Atatürk düşmanlığı yapıyordu. Röportajdan bir bölüm de bunun kanıtıydı. (Adam belgeyle konuşuyor) “Babamızı öldüremedik” demiş Bilginer. O baba Atatürk müş. “sağlam ve sıkı Atatürkçü olarak” sesleniyor “ Özür dile”, “ayranı fazla kaçırmış”, “delikanlıysan…” vb sözlerini Albay tamamlıyor “ Dil uzatmaya kalkan cüretkârları çok gördük. Şair diyor ya, Atatürk’e dil uzatma sebepsiz/ sen anandan yine çıkardın amma/ baban kimdi bilinmez şerefsiz” Cevizoğlu hoşuna gidiyor, tebessümünü armağan ediyor Albay’a.

Vasatlık, şen şakrak birbirini ağırlamakla kalmıyor, yüzlerce destek Twiter’ı akıyor Cevizoğlun’a. Hedefe konan sanatçının söylemlerini ve röportajın bütünlüğünü anlayabilecek derinlik olmadığından hızla linçe dönüşüyor. Eti parçalanacak yeni bir kurban bulmuş olmanın iştahıyla bu kurbanı parçalamak için kolları sıvayanları cepheye çağırıyor. “filmini izlemeyeceğim, izlemeyeceğiz, filmin yapımcısı da çıksın özür dilesin” Had bildiriyor yani otorite-cik.

Herkes o otoriteden onay almadan Atatürkçü olamazmış havalarıyla parmak sallıyor. Ne kadar insan Atatürk’ten nefret ettirirlerse o kadar kazançlılar. Sayı azaldıkça öne çıkıyorlar çünkü.

Had bildiren o ses o kadar tanıdık ki.

Günlerden Gezi; yandaş medyanın hedefinde yine sanatçılar var. Korkunç bir uğultu yükseliyor. Manşetler toplu bir linçi yine vasat olana seslenerek birleştiriyor. “Din ve devlet düşmanları Gezi denen bu darbe girişimini bir tiyatro oyunu ile tezgâhlamışlardır”. Oyundan kareler sunuluyor, yazarın sözleri montajlanıp kanallardan servis ediliyor. Yaratılan düşman algısı hızla pratiğe dönüşüyor ve ölümün hangi yöntemlerle gerçekleştirileceğine dair senaryolar hızla sahiplerine ulaştırılıyor.

Bu benzerlik size neyi anlatıyor?

Anlayın ki sanatçıya ve sanata yönelen o dil aslında bizlerden güç alıyor. Onlar öldürüyor biz ise cinayetlerini üstleniyoruz. Onlar tiril tiril her dönemde yaşıyor biz ise elimize verilen “gurur” ile oyalanıyoruz.

(BirGün)

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler