Akın Olgun/ Ölen her tutsak, sadece kendi öyküsüyle ölmez.


  • Gündem
  • 17 Oca 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

hasta-tutsak(jiyan.org)

İsimlerini yazmak istemiyorum, ağır geliyor. Cezaevlerinden hasta tutsakların tabutları çıkıyor teker teker.

Yetmiyor artık duymak, yazmak, haykırmak.

Vakit onların ömründe hızlı tükeniyor. Sözcükler, cümleler kendine bir yer bulamadan, bir beden yıldız olup kayıyor vicdanımızın üzerinden.

Dört duvar arasında ölüme terkedilenlerin hikâyesi, gündemimize hiç dokunmadığı için bir yer kaplamıyor. Bir yer etmiyor belli ki dört duvar arasından çıkan ölü yaşamlar.

Alıştık mı acep? Normal mi, doğal mı, “olur böyle şeyler” mi, vah vah mı, cık cık mı?

En yakınının uykusu tutmaz, kulağı kirişte olmak böyle bir şey. Her acı kendine en yakın olanına sarılır, sarılan her acı uğursuz bir haberle yangın olur. Bir günde kırlaşır saçlar, bir günde çoğalır kırışıklar ve yürek yaşama tutunacak kadar umutlu değildir artık.

“Hasta tutsaklar ölüyor” diye bağıran, kendini yırtan bir avuç umut da olmasa, hepten tükeneceğiz. Lakin “ölüyorlar” diyenlerin tiz sesi, sistemin kalınlaşmış resmi ses tonunun çarpıp, geri dönüyor sahiplerine. Kendi kendimizi duyuyoruz…

“Süreç, demokrasi, seçim” arasına sıkışmış, “manidar” politikaların en arka sırasında bizler. Hırçın oluşumuza bakıp “büyük olanı” görmemekle suçlanıp, tek ayak üzerinde bekletiliyoruz. İronisi bu ya, ilk önce kurtarılması gerekenler, en sona alınıyor ve en güçlü olanlar en ön sıraya geçiyorlar. Sistem, herkesi alıştırıyor bencilliğe. Tek tek çıkan tabutlar, yine en sona itilenlerin omuzlarında taşınıyorlar.

Yaşatabilecek gücümüzün olmayışından değil,

HAYIR…

Aksine, önceliklerimizin yaşayabilmesi için tutturduğumuz bencil siyasetimizden. “Hangi birine yetişelim” değil, “neden yetişemedik?” sorusunu sormadıkça da daha da gerilere düşecek tutsak hayatlar. Oysa dört duvar arasında, bedel ödeyenlerin varlığı yarattı söz sahibi olabilmeyi.

Arka arkaya geldi haberleri.

Kısa notlar olarak düştüler gündemimize. Birkaç dakikalık haber trafiği ve gündemin hızlı akışına kapılmış öncelikler arasında toprağa verildiler.

Devlet suskun, devlet soğuk, devlet kindar ve öldürmekte pek bir usta…

O kadar çok öldürmüş ki, artık dokunmuyor suçlanmak.

Raporlar, raporlara, mahkemeler mahkemelere, kararlar kararlara, bürokratlar bürokratlara ve tekrar başa dönüyor her dosya ve her defasında kendini tekrar ediyor devlet.  Akıyor zaman, büyüyor tümör, kanser, küçülüyor kalp, iflas ediyor ciğer. Bir tutsak daha ölüyor…

Bir adamın iki dudağı arasına sıkıştırılmış “af”, birilerinin yaşam hakkı üzerinde söz sahibi olmanın tanrısal acizliğine dönüşüyor. Aciz olmak, elinde ki gücü kötüye kullanmaktır çünkü. Gücü elinde bulunduranın acizliği o ki, yaşamı kendi malı sanmasıdır.

Hasta tutsakları ölüme terk edip, ne kadar acımasız olduğuna dair güç bildirimi yapmanın en iyi yolunun, “ölü teslim” etmek olduğuna eminler. Ne olursa olsun, ölü teslim etmek, ölü ele geçirmenin bir başka adı.

Sadece hasta olduklarını biliyoruz, hasta ve şimdi ölü olanları.

Hepsinin kocaman hikâyeleri var oysa. Onların hikâyeleri, bu ülkenin kanlı geçmişini, adaletsizliğini verir bize. Her birinin hayat hikâyesi, aynı zamanda bizlerden parçalar taşır. Ölen her tutsak, sadece kendi öyküsüyle ölmez, ortak hikâyelerimizle birlikte de ölür. Anlayın ki, bizde ölürüz bir parça. Sadece bunu anlamak için hissetmeniz gerekir. Öleni sadece devlet öldürmez. Artık kendisinden olmadığı için ait olduğu yerde öldürür. Herkes kendi içinde katılaştıkça, biraz devletin kendisi olur ve sonra en acımasız kararlar sıradanlaşır, gözyaşı seyrekleşir, vicdan katılaşır, insan terazi artık hileli bir ağırlığa dönüşür. Hep kendinizden yana tartar olursunuz her olan biteni.

Yarın bir hasta tutsak daha ölecek. Siyasetin kuru gürültüsü arasında, bir ailenin omzuna oğul’ un, kızın, babanın, kardeşin cansız bedeni “teslim” edilecek.

Artık ne toplu ölümler, ne de tek tek yitirilişler hissettirmiyor olup biteni. İçimizin en büyük tehlikesi, kendimizin de göze görünmez oluşunda büyüyor.

Hasta tutsakları yok sayarak, çıkan tabutları seyrederek büyük siyaset, büyük politika, süreç yürütürüz elbet, ama vicdanımızın iki yakası asla bir araya gelmez.

Gelmedikçe kötüleşirsiniz, kötüleşiriz hep birlikte.

Çünkü kötülük, ortaklaştıkça büyür…

 

 

 

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler