Akın Olgun yazdı / Bir Anne üç oğul


  • Gündem
  • 11 Haz 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

akınAdları Mahir, Hüseyin, Ulaş…

Herkese “oğlum, kızım, canım, güzelim” diyerek dokunan bir anne gördüm. Yanıma sokuldu usulca. “ah oğlum, ah yavrum” diyen sesinin arkasında gizlenen acısını, karşısındakinin yüreğine işleyen sesi ile bıraktı orta yere. Önce “Mahir’im” dedi. Yedi yaşında kaybetmişti oğlunu. “Boğuldu” dedi usulca. Mahir, devrimci abilerinin arasında büyümüş, çocuk algısı ve bitmeyen sorularıyla, evin illegal ziyaretçilerinin pantolonuna yapışıp cevaplar aramıştı. Yaşlarından büyük olaylara çocukca samimiyet kuruyorlardı. Devrimci abilerin, ablaların ilgisi için de illegal oyunlara ortak oluyorlardı. Mahir, evlerinde kalan ve bir türlü ismini öğrenemediği adama bir isim bulmuştu. Annesine “kimse isimsiz olmaz ki, ona Hıdır diyelim” diyerek bulduğu ismi ilan etmişti. O Hıdır, cunta gelir gelmez apar topar idam edilen ve idama giderken “Kkendimi Türkiye emekçi halklarının sömürü, baskı ve zulme karşı verdikleri “insanca yaşama” mücadelesine adadım” diyen Mustafa Özenç’ti.

Cunta, Mahir’in hem annesini hem babasını işkenceli sorgulara taşımıştı. Mahir’in babası artık tutsaktı ve on yılını cunta hapishanesinde geçirecekti. Mahir ise kendisinden küçük olan kardeşi Ulaş’a “artık senin adın Ulaş değil, benimki de Mahir değil kimsenin yanında bu isimlerle sakın çağırma” diyerek erken yaşta hissettiği tehlikeden çocukça korunma yolları arayacaktı.

“Mahir’im boğuldu” dedi anne. Nasıl olduğunu soramadım ama Ulaş’ı ve Hüseyin’i vardı elinde.

Ulaş büyüdü. 16 yaşında genç bıçkın bir delikanlı oldu. Onu anlatırken gözleri parlıyor ve sesi daha gür çıkıyordu. Ulaş’ın kendi kendine Kürtçe öğrenmesi anneannesinin gözünden kaçmamış ve kızına “ bu gidecek” demişti. Cuntanın ağır havası dağılmıştı ama silah sesleri susmamıştı. Kürt savaşının acı haberleri dalga dalga bölgeye yayılıyordu. Dalgalar büyüdükçe, akıntısına kendisini bırakarak, önlerine örülen dalga kıranları paramparça etmek isteyen yeni kuşak, kendisini hızla bu savaşın içerisine bırakıyordu. Ulaş o dalgaların içindeydi. Annesine sarılıp vesikalık fotoğraf çektirmek istediğini söylediğinde annesi bu ısrarını anlamamıştı. Sevgililerin vesikalık resimleri çantalarında, cüzdanlarında taşıyarak aşklarına sarılıp, hayallere daldıkları delikanlılık rüyalarının yıllarıydı. On, on beş gün içinde alırsınız resimleri demişti fotoğrafçı. Ulaş o fotoğrafları hiç alamadı.

Ulaş birden bire kaybolmuştu. Ulaş dağa çıkmıştı. Çok uzun süre bunu kabul etmemişti. Televizyondan çatışmaları ve ölüm haberlerini takip ediyordu artık. Ama haberler isimleri vermiyordu. “Ölü ele geçirildi” deniliyordu sadece. Yıllar yılları kovaladı. “çalmadık kapı bırakmadım oğlum, yavrum” derken omuzlarıma, sırtıma dokunan elleri Ulaş’ı arıyordu. Ulaş’ı seviyordu hepimizde.

“Bir haber alsam, sağ mı, öldü mü? Ölü ya da diri hazırım her şeye” derken gözyaşları, yüzünün hüznü arasında akarak göğsünü ıslatıyordu. Ulaşını kaybetmişti. Mahir’in bir mezarı vardı biliyordu ama Ulaş yaşıyor mu, yoksa yaşamıyor mu onu dahi bilmiyordu. Umut denen şüphe yüreğinden hiç çıkmamıştı. Vedalaşamamış, helalleşememiş her hikâyenin yarım kalmışlığı gibi, içinin bir yanı hep eksikti. Gece gündüz bombalanmış bir alanda bir daha kendilerinden haber alınamayan gerillalardan yüzlercesinin ismi ve akıbeti savaşın en korkunç yılları arasında kaybolmuştu. “ben askerime leş toplatmam” diyerek keskin kayalıkların dibini gazeteciye işaret edip cesetleri gösteren o komutanın gurur duyduğu şey, o anneler için şerefsizlikti. Anlayın ki, onur ve şeref, acıyı anlayabilene ait bir erdemdi.

Hüseyin’e tutunmuştu anne. Gezi’de katledilen çocukları görünce “ aman oğlum” demişti. Ama biliyordu yerinde duramaz, o zaman eklemişti “fevri davranma, kitlelerle ol” Kitleler bir arada olunca belki ölüm, yani olasılık azalır. “Bencil davrandım oğlum ama elimde kaldı bir” derken utanmıştı. Kalkarken kulağıma “tanıdığın, bildiğin kimse varsa bir sor oğlum “ dedi usulca. Ölüm ve yaşam nasıl sorulur? Bilemedim…

Ben de size soruyorum. Ölüm ve yaşam nasıl sorulur?

(BirGün)

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler