Akın Olgun yazdı… Bir hasta tutsak Kemal Gömi


  • Gündem
  • 12 Nis 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

kemalÖldürmeden bırakmıyorlar ya da ölümün eşiğine getirip çıkarıyorlar. Dışarıda ölsün diyerek bırakılan hasta tutsaklar ise yaşama tutunmaya çalışıyor. Tutunmaya çalışıyor diyorum çünkü yaşam önlerinde değil, geriden geliyor artık onlar için.

“Ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olduğu için tek kişilik hücreye alınmasıyla durumu daha da kötüleşti. Cezaevinin tecrit koşullarında ilaçları zamanında verilmediği için, Kandıra F Tipi cezaevindeki revir doktoru dahi sorumluluk kabul etmedi. Bunun üzerine Kemal, Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastanesine tekrar yatırıldı. Burada verilen raporda “atipik psikotik özellikli depresyon” tanısı konuldu. 05.03.2004 yılında götürüldüğü Adli Tıp 3. İhtisas kurulu tarafından “Bradipşisi” ve “Bradikinezi” teşhisi konuldu. Aynı kurul tarafından iki yıl sonra 16.06.2005 tarihinde bu kez “Şizofreni” teşhisi konularak “cezaevinde kalamaz” raporu verilse de ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olduğu gerekçesiyle bu rapor bir işe yaramadı. Aynı süreç 30.06.2006 tarihli raporla ilgili olarak da yaşandı. 21.03.2007’de Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastanesi’nde “kronik şizofreni” tanısı konuldu, ancak orada bir müddet tedavi gören Kemal tekrar tek kişilik hücresine gönderildi. 30.05.2007 tarihinde Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu tekrar “şizofreni” teşhisi koyarak “Cezaevinde kalamaz” raporu verdi, ancak ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü olduğu için bu rapor da bir işe yaramadı. Tecrit koşulları altında durumu iyice ağırlaşan Kemal, 2009’da Kandıra 1 no’lu F Tipi Cezaevinden sürgün edildiği Sincan F Tipi Cezaevinde 2010 yılında bu kez Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Burada da kendisine “şizofreni” teşhisi konuldu. Aynı yıl yine götürüldüğü Ankara Numune Hastanesi’nde yine “ şizofren” tanısı konuldu. Son olarak da 22.09.2010 tarihinde Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulu tarafından “rezidüel şizofreni” raporu verilerek, “Cezaevinde kalamayacağı ve 104b kapsamında sürekli hastalık kapsamında olduğu” belirtildi. Ancak bu kez özel af kapsamında avukatların yaptığı başvuruyu Cumhurbaşkanı Abdullah Gül reddetti”.(Zeynep Kuray’ın, abisi Feyzullah Gömi ile yaptığı röportajdan. ANF 19/03/2014)

 

Kemal Gömi,  devletin insafsızlığına bırakılmış. İntikam duygusuyla cezalandırmaya devam ediyorlar. Ağır şizofreni raporuna rağmen umursanmıyor. Psikolojik rahatsızlık hastalıktan sayılmıyor. Tek başına konduğu hücresinde delirmesi, çıldırması için bekletiliyor. Abisi ve duyarlı insanlar tarafından sesi duyurulmaya çalışılıyor ama yetmiyor. Duyulmadıkça hasta tutsaklar gözden daha çok uzak hale geliyor.

Bu mesele Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün insafına bırakılamaz. Çünkü bu sorun bir insaf sorunu değil. Hak ve özgürlükler sorunu. Bu pencereden bakılıp, sahiplenilmedikçe birilerinin insafı beklenecek ve hasta tutsaklar içeride tutulmaya devam edecek.

Kemal Gömi, ağır psikolojik sorunları ile içeride tutuluyor. Psikolojik olunca “önemli değilmiş”, “acil değilmiş” algısı oluşuyor. Empati yok ediliyor böylece. İleri derecede şizofreni tespiti yapılan bir hasta, tek kişilik bir hücreye tecrit edilerek zaten ölü gibi yaşatılıyor. Ruh sağlığı yok olan bir hastaya “yaşayabilir” olarak bakan devlet bekası bununla eğleniyor. Çünkü Cumhurbaşkanına sunulan hastane raporları değil, terörle mücadele birimlerinin sunduğu raporlar öncelik taşıyor. Geçmiş eylemleri sıralanıp “intikam” için tutulmalı raporları hazırlanıp atılıyor önüne.

Kemal Gömi’nin abisi koşturuyor peşinden. Sesini ve kardeşinin sesini duyurmaya çalışıyor. Kardeşinin bitkisel bir hayat yaşadığını ifade ederken alınan raporları arka arka anlatıyor ve “En faşist ülkede dahil ağır psikolojik hasta olan hükümlülerin cezaevlerinde tutulmadığını” haykırıyor. (Aynı röportajdan)

Ne denilebilir ki başka? Bir tutsağın hasta olup, olmadığını kendisinin kanıtlaması beklenen, kanıtlasa bile bürokratik duvarlara çarpıp iç edilen bir ülke burası.

Sesini yakınları aracılığıyla duyurmaya çalışanların durumu ise daha zor. Arkalarında kampanya yürüterek kamuoyu oluşturma şansı olmayanların sesi çok daha az duyuluyor. Bir de psikolojik ise sorun aciliyet geriye düşüyor.

İçeride ve dışarıda yaşam nöbeti tutuluyor hasta tutsaklar için. Onlar bilerek, istenerek ölümün ucuna getirilerek teslim ediliyor ailelere. İçeride hayatını kaybeden tutsaklar ile artık yaşamayacak hale getirip bırakılanlar arasındaki tek fark  bir kaç güne, ay’a sıkışmış vedalaşabilme hakkı sadece.

Agır psikolojik rahatsızlıkları olan ve artık ruh sağlığına bir daha kavuşamayacaklar ise hücrelerde birer ölü olarak yaşıyorlar, adı yaşamaksa eğer. Kemal Gömi bunlardan biri sadece.Kendini tanımlayamayan, olan biteni algılayamayan, aklı ile gerçek arasında tutunamayan ruhsal sağlığını yitirmiş kaç hasta tutsak var?

Kemal Gömi, abisine bir an arasında “beni kurtarın” deyişindeki o gel-git, kurtarılmayı bekleyen bütün hasta tutsakların saklı ifadesi sadece.

İşte bu yüzden duyurmalıyız, anlatmalıyız herkese.

Sesimizi boşa tüketmek için değil, duyarlılığı sağlayabilmek için kullanmalıyız.

Ses, yazı, düşünce ve insan kendisine aitse savunan kalıplardan sıyrılıp sahiplendiğimizde, bütün hasta tutsakların sesi daha çok duyulacak.

Kemal Gömi’yi içeride tutmaya devam eden ve hiç bir şey yokmuş gibi yapabilenler bu haksızlığı sessizlikten alıyorlar çünkü.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler