Akın Olgun yazdı… “DUR” demek için…


  • Gündem
  • 25 Eyl 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

akınSaksıda bir nesil yetiştirme projesini zamanın Başbakanı “Dindar nesiller yetiştireceğiz” diyerek ilan etmişti. Bu proje Evren den bugüne sağ siyasetin üzerine atladığı, oynadığı ve kullandığı bir alan oldu her zaman. Dindarlar sadece din alanında kalsa sorun yoktu. Sorun ekonomik ve politik alana el atmalarıyla baş gösterdi. Bir Pazar kavgasının parçasıydılar artık. Laiklik üzerine oturtulmuş kaba anlayış hızla bu Pazar kavgasının karşısına din karşıtlığı “modern” görünümüyle çıktı. Laikliğin, demokrasinin ve özgürlüğün önemli bir parçası olduğunu, tepeden inme sağlanan her hakkın hızla içinin boşalmasının doğal bir sonuç olduğunu kavramaktan uzaktılar.

Sistemin kurucu sahipliğini elinde tutanlar için hiçbir sorun gözükmüyordu lakin palazlandırılan yeşil kuşak aşağıda hızla örgütleniyor ve özellikle finans ve politika içinde varlığını güçlendiriyordu. Dinin siyasette taban bulması, Kemalizm düşmanlığı ve nefreti üzerinden örgütlendirilerek sistem karşıtı ama sistem dışı olmayan bir takiyecilikle yürütüldü. Komünizme karşı konumlandırılan yeşil kuşak, devlet eliyle örgütlendirilmişti ve artık onlar devlette söz sahibi olmak istiyorlardı. Sistemin yönetici kadrosunu oluşturanlar için bu “cahil” kalabalık hiçbir zaman yukarı çıkamayacaktı. Ordu ve bürokrasi bunu garanti eden geleneksel refleksleri ile sürekli şarlayarak gücün kimde olduğunu hissettiriyordu. Yani sorun yoktu.

Aslında sorun büyüktü.

Türkiye az gelişmişliğin sancılarını yaşaya dursun, dünya büyük bir değişim geçiriyordu. Komünizm tehdidine karşı kurdurulan İslam ittifakı, soğuk savaşın açık arazisinde silahlandırılıyor, örgütlendiriliyor, ideolojik olarak destekleniyor ve sahaya sürülüyordu. İran İslam devrimi, Afganistan’da Sovyetlerin aldığı yenilgi ,İslamcıların kazanma iştahını doğal olarak kabartıyordu. Soğuk savaş bittiğinde yeni “şeytan” artık eski ortakları ABD olmuştu.

Türkiye tüm bu olup bitenlerin tam ortasındaydı. Ordu ve Kemalist bürokrasi de Amerikancı cuntalar eliyle yenidünya ya göre dizayn edilmişti. Geriye, yenidünya sistemine uygun olan döküntüler kalmış ve bu döküntüler devleti elinde bulundurmanın keyfiyle bal tutan parmaklarını yalıyorlardı. İslamcıların Cumhuriyetten öç alma duygusu ise hiçbir zaman yok olmadı, aksine devlete hiç bulaşmadan, cuntaların kendilerine sundukları nimetlerden faydalanma yoluyla geniş bir örgütlenme ağı kurdular. Evren’in kendi elleriyle kurdurduğu İmam Hatipler, Camiler hazır bir kuluçka oldu onlar için.

Cumhuriyet sonrası ilk büyük hesaplaşma 28 Şubat post modern darbesi ile yaşandı. Palazlanan yeşil sermayenin hem siyasi gücü, hem de rekabet eden Pazar gücüne müdahale edilerek yapılan “balans” ayarı çok değil 7 yıl sonra ikinci büyük hesaplaşmanın yolunu açtı. Ordu ve bürokrasiye karşı canı yanan geniş bir kesim  “değişim” diyen sesin etrafında toplanmıştı ve dünya da yaşanan gelişmeler bu sefer iktidardan yana esiyordu.  Eski Amerikancılar ile yeni Amerikancılar arasında yaşanacak hesaplaşma elbette ki acısız olmazdı. İktidar geleneksel nefretini önce ince, güçlendikçe ise kabaca ve tüm muhalif kesimleri içine alacak şekilde çıkardı. Tarihsel fırsat ellerindeydi yani iktidar. Sonradan görme iktidar hali büyük bir soygun ve zenginlik vaat ediyordu. Kendilerinden öncekileri mumla aratacak bir talan inşaatı ile yağma başladı. Yağma, hızla kültürel ve sınıfsal bir değişimin önünü açtı. Hepsi sınıf atlamak ve pastadan pay kapmak için kılıktan kılığa giren bir düşkünlüğüne secde etti. Aç gözlülük ve pastanın büyüklüğü elbette ki bu kılanı yönetecek, organize edecek bir tek adam çıkaracaktı. Yasalar üstü bir tek adamlık bu yağmadan doğdu. Yasaları aradan çıkarıp, tek adamın iki dudağı arasında bitirilen işler varken, yasalara ne gerek vardı(!)

Pastanın büyüklüğü, elbette ki çıkar koalisyonunun çatırdamasına yol açtı. (Hep böyle olmuştur.) İşte cemaat ve iktidar ortaklığının kavgası daha fazla içeride kalamayarak dışarıya taştı. Taşanlar korkunçtu. Bir çürümeden çıkan irin kokusu ortalığı kapladı.

Çürümenin açığa çıktığı yerde “iç mihrak, dış mihrak” sesi hep daha fazla yükselir ve yükseldi.

Hainlik, maşalık, nankörlük ve darbe çığırtkanlığı yukarıdan aşağıya sallandı. İktidar üzerine yapışık tüm kirleri yandaşlarına yalatarak “temiz”lettirildi.

Sosyal yardımlarla “sus payı” dağıtarak muhtaçlaştırılan toplum, tüm bu yaşananlara hep kafa salladı. Muhalif kesimin itirazlarına sırtını döndü. Toplum her defasında ortada kalmışlığı ve krizlerin altında ezilmekten bıkmışlığını böyle fatura ediyordu. Fatura sessizlikti. “Çalıyorlar ama çalışıyorlar” diye özetlenen ironi bu sessizliğin formüle edilmiş haliydi. 6 milyon insan, işsizlik, çocuk ve kira yardımları denen bir ek gelir bağımlılığının devam etmesini önemsiyordu. Ortalıkta elle tutulur bir alternatif olmayışı da bu alt formülü diri tutuyordu. Bu meselenin ekonomi politiğiydi.

Geleceğin çatışmaları geçmişten atılır.

Her çatışma geçmişin ürünüdür ve tarihsel hesaplaşmalar bilimsel gerçekliğe uygun yapılıp bir kenara kaldırılmadıkça nefret ve görgüsüzlük bir yönetim biçimi haline gelir. Laikliği dinin karşısına, dini laikliğin karşısına koyarak yürütülen bilinçli dar siyaset bugünün çatışmasına büyük katkı sunmuştur. Neden, nasıl? Sorularına ısrarla cevap vermekten kaçınan “modern” temsiliyet aslında sadece iktidarın el değiştirmesini önemsiyor. Oysa sorun çok daha derinlerde. Demokrasi ve özgürlük anlayışının, iktidar çıkarları için bir kenara bırakılmasında. Özgürlük ve demokrasi mücadelesini İktidar kurmanın bir aracı değil, yaşamın ana aracı haline getirecek bir duruş sergilemeliyiz. Her gelenin bir öncekini aratması esprisi ile tekrara düşmemiş oluruz. Her gelenin kafasına, ideolojisine ve çıkarlarına göre ayar verdiği bir özgürlük, eninde sonunda baskıya ve şiddete dönüşecektir.

Başörtüsü üzerinden çocukları bu çatışmaya gönüllü olarak iten ve bugünden yarının siyasi çatışma malzemesi olarak kullanan sağ siyasetin karşısına bilimsel, özgür eğitim sesi ile çıkmak “Laiklik elden gidiyor” temelli düz karşıtlığının da önüne kesecek ve kutuplaşma siyasetini din ve laiklik karşıtlığı üzerine kuran kesimleri boşa çıkaracaktır. Laiklik elbette ki özgürlükler mücadelesinin bir parçasıdır. Özgürlük mücadelesinden bağımsızmış gibi ayırıp, tek başına yürütmeye kalmak gerçek bağlamından koparmak olacaktır.

İktidar çok açık ki,  Cuntaların kuluçkaya yatarak kendilerini çoğaltmaları gibi, onlarda kuluçkaya yatıp kendilerine benzeyenleri çoğaltmak istiyor. Laiklik ve din karşıtlığı üzerinden yapılan kutuplaşma bu yüzden hepsinin işine geliyor. Özgürlükler mücadelesini toplumun bir kesimini karşısına alarak yürütme ahmaklığından çok çekti bu ülke. Bugün ki iktidar bu ahmaklıktan çok faydalandı.

Laiklik, özgürlükler mücadelesinin bir parçasıdır. Gerçek manasına, demokrasi içine doğru oturtulmakla kavuşabilir. Bu hattın dışına çıktığınız yerde sığ ve düz söylemlerin yarattığı bir çatışmanın kullanışlı birer parçası olursunuz.

Geniş bir kesimin bir araya gelerek, iktidarın artık şirazeden çıkmış tek tip eğitim uygulamalarına, anti demokratik yöntemlerine, yasa tanımazlığına, hesap vermezliğine, hukuksuzluğuna, ayrımcılığına karşı, her alanda mücadele ortaklığı kurarak “DUR” diyebileceğimiz bir çizgi yaratmak hiçte zor değil.

Yapabilirsek, daha güçlü DUR diyebiliriz.

 

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler