Akın Olgun yazdı… Kaç Newroz bekleyeceğiz?/ (BirGün)


  • Gündem
  • 11 Nis 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

akın“Bu kadar şaibeye bulaşmış, hakkında bu kadar iddia bulunan bir Başbakanla neyi konuşacağız? Demokrasiyi, barışı inşa etme meselesini nasıl konuşacağız?” diye sormuştu Selahattin Demirtaş.

Doğru olanı soruyordu Sayın Demirtaş. Barış sürecinin inşasına gönül vermiş, kenarında, içinde yer almış geniş bir kesimin aklındaki soruları dile getirmişti. Cevaplanması gereken soruları daha da çoğaltmak mümkün. Peki, bu soruların bir cevabı var mı? Muhatap bu soruları duyuyor mu, nasıl cevaplar veriyor? Açık olarak bunu bilmiyoruz. Süreç nasıl işliyor, nereye gidiyor, ne kadar sağlıklı yürüyor, Kürt siyasi hareketi bu sorulara kendi içinde ne tür cevaplar veriyor ve bu cevaplar ne kadar tatmin edici çözümlemeler sunuyor bilmiyoruz. Ne tuhaftır ki bu derece tarihsel bir sürecin kodlarını okuduklarımızdan, söylemlerden, açıklamalardan anlamaya, yorumlamaya çalışıyoruz.

Sürecin nereye gittiğini anlamak için kaç Newroz’u bekleyeceğiz? Beklesek bile oradan çıkan mesajları, göndermeleri, imaları, aslında şunu demek istediler, bunu demek istediler vb şeklinde yorumlayan kelli felli adamların “hım hım”lı çözümlemeleri arasında daha kaç defa kaybolacağız?

Öcalan, KCK, BDP ve iktidarın açıklamalarının arasına gizlenmiş bir siyasi bulmaca oyunu oynanıyormuş havası artık can sıkıcı bir hale geldi. Evet, tarihsel bir süreç, tarihsel derinliği olan zorlukları var, iç içe geçmiş problemlerin çözümlenmesi basit değil, çok bileşenli, çok çeşitli güçler dengesi var. Tüm bu dengeleri koruyup, kollamak ve bunun arasından bir yol çıkartmak elbette ki güç bir iş. Ama sorun şu ki toplumsal barış kurgusunu, güçlerin kendi arasında ki taktiksel savaşlara bağlanarak yürütülmesi, barış projesi etrafında konumlanan kesimlerin sürekli bir yere savrulmasını neden oluyor. (Buradaki “savrulma” sürece ve taraflara duyulan güven duygusuna dair)

Barış sürecinin bileşenleri kimler ve nasıl bir rolleri var? Kitle örgütleri, aydınlar, yazarlar vb sadece bir vitrin süsüymüş gibi duruyor. Barış için inanılmaz bir çaba harcayan, uğraşan, emek veren, kafa patlatan kesimlerin zamanla açıklamaları, etki güçleri ve konumları pasifleşip değersizleşiyor. Ne yazanın yazdığının bir değeri, ne açıklama yapan kitle örgütlenmelerinin etki gücü kalıyor. Daha özetle devlet ve özelinde iktidar, adım adım barış bileşenlerini sıradanlaştırıp, etki gücünün içini boşaltıyor ve bunu büyük ölçüde de başardılar.

Yukarıda konuşulan, üzerinde anlaşılan ne varsa aşağıya inene kadar bir Newroz daha geçmiş oluyor.

Şimdi Sayın Demirtaş’ın sorusuna yeniden dönelim.

Başbakan’ın adı şaibeye bulaşmadan önce ne konuşuyorduk ki?  Barış için ortaya konulan yol haritasının ABC si ne? Önümüze sunulan veriler ve açıklamalar dışında ne var elimizde? Elbette ki her şeyi, her detayına kadar bilmek zorunda değil insanlar ama o insanlar aynı zamanda bu sürecin kenar yedeği de değil. Bir Hasan Cemal, Cengiz Çandar ve bir Ali Bayramoğlu üçlemesinin öne çıkartıldığı hava durumu tahminlerine göre mi anlayacağız gidişatı? Eğer durum bu hale geldiyse daha çok işimiz var demektir.

Barış sürecini topluma anlatmaya çıkan akil duruş komedisini hep beraber nasıl da ciddi izledik. Peki sonuç? O sonucu, akil duruşcularının büyük çoğunluğunun sivil vesayet karşısında verdikleri topuk selamında aramalıyız. Onların toplumsal ağırlığı ne kadarsa, barışa olan güvenin ağırlığı da o kadardır. Onlar topluma ne kadar güveniyorsa, toplum da onlara o kadar güveniyor. Barış’ı kendi vesayeti altına alıp, iktidarın yedek gücü haline getirme projesi her ne kadar kısa vadede bir işe yarasa da, orta ve uzun vadede bir felaket getirecektir. Şimdi bir felaketin girişindeyiz.

İktidarın barış üzerinde kurduğu siyasi fırıldakçılık artık sırıtıyor. Lakin AKP’nin bu işin çözüm partisi olduğuna dair algının, Kürt bölgesinde bir inanca dönüşmesi riski de yok değil. Bunun inanca dönüşmesindeki risk, şartlar değiştiğinde açığa çıkacak. Bölge üzerinde geliştirilen politikalar sadece barış üzerine şekillenmiyor. Kürt hareketi ile Kürtler arasındaki duygusal ve ruhsal bağı adım adım kırmaya dönük bir siyaset ve kurumlaşma da örgütleniyor. “Yukarıda hallediyorlar” ile “bölünüyoruz” paranoyasının çok sağlıklı olmadığını anlamak için kâhin olmaya gerek yok. HDP’ye yönelik geliştirilen linç provaları buna en iyi örnek. Dün Türkiye’de bir barışı konuşuyorduk. Bugün yerelde sağlanan şartları konuşuyoruz. Yerelde konuşulanı genel anlamıyor, genelin anladığı ise yerelde sığlaşıyor. Evet, ölüm haberleri gelmiyor ama bunun ilelebet olmasını sağlayacak bir hat üzerinde olmadığımız da kesin.

Bu sivil vesayet sistemine gönül vermişlerin topuk selamı çakarak hazır ola geçtiği yerde nasıl bir barış ve nasıl bir demokrasi çıkacak?

Çıkar mı? En iyisi Bir sonraki Newroz’u beklemek…

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler