Akın Olgun yazdı… Karanfil mevsimi



akınKaranfil mevsimi

Nasıl da kayıp gidiyor her şey içimizden. Yaralı akşamlardan sabahlara ince bir sızı kalıyor. Yaşamımızın virane olmuş yıkıntıları arasından duyduğumuz o inlemeler geçmişe değil, geleceğe ait. Tutunduğumuz umutlara hep geç kalmışlığımızdan yorgunuz biraz. Birazlar hiç bitmiyor. Çoğalıyoruz kendi kendimizin kaderinde. Birbirini sürükleyen dalgalar gibi vuruyoruz hep birlikte kıyılara ve çakıl taşlarının arasına gözyaşlarımızı bırakıp, takılıyoruz kum tanelerinin peşine. Uzaktan el sallayanlar var. Tanımadığımız yüzler, siluetler bir elveda şarkısı mırıldanıp geçip gidiyorlar başka diyarlara. Giden bizleriz.

Yalnızlığımız hep göç ediyor uzak diyarlara. Arkamızda mırıltıların gölgesi takılıyor. İnceliyor, uzuyor, kısalıyor, küsüyor, büyüyor. Ama asla terk etmiyor. En kahraman, en cesur, en yiğit, en direnişçi cümleler arasındaki sır gibi gizleniyor sadece. Kulaktan kulağa değil, yürek yüreğe fısıldıyor boşluklu kelimelerini. Bütün yüce, kutsal sözlerin arkasında ki gerçeği biliyoruz lakin söylememek icap ediyor. Böylesi daha huzurlu, daha güvenli bir hava veriyor. Oysa iç konuşmalar önce içinde konuşanı ele verir. Bir başkasının bilmesinin önemi yok, sen biliyorsun, ben biliyorum, biz biliyoruz. Çünkü hepimiz içimizden konuşuyoruz. Tanığıyız kendi deneyimlerimizin.

Kolaydır gidenin ardından sövmek. Neden gittiğini değil, neden kalmadığını sorgulamak. En düşük cümlelerin içine yığdırılmış o seviye, durduğun, durduğunuz, durduğumuz yerden isabet buyurmuş gibi gözükebilir, alkışlanabilir hatta. Ama elleriniz kızarır. Sonra bir bakmışsınız kendi gidişinize başkaları alkış tutuyor ve yenilerin elleri kızarıyor.

Nedenleri değil, gidenleri çarmıha çivilemek daha kolay hepimiz için. Çünkü nedenleri sorgulanmaya başlarsak, kendimizi tam ortasında bulacağız biliyoruz. Kalın bir çizgi yok. Çizgi inceltildikçe sallanıyoruz üzerinde. Sonra düşenin arkasından bakıp “düşmeyecektin” diyen o ayaz sesi duyuyoruz.

Ne garip düşenin, bir başka düşeni aşağılaması. Kendisini hiç düşmemiş gibi yapabilmesi. Hiç gitmemiş, hiç korkmamış, hiç sallanmamış gibi yapabilmesi. “Gibi” hayatımızın her salisesinde var artık.

Hasbelkader yolculukları, varışları kendimize biçtiğimiz mucizeler olarak görmemiz ise tezat bir tuhaflık vesselam.

Kendimize ait olmayan kısa cümleler kurarak vuruyoruz bir başkasını. Alt alta dizdiğimiz sıfatların çokluğu ne kadarda yorucu olduğumuzu işaret ediyor. Yakaya iliştirilen bir şey değil ki onur, şeref. O an içinde ölürseniz size ait, ölmediyseniz hep sallantıda… Üzerine ne kadar büyük laf eder, ne kadar büyük söz söylerseniz o kadar ona sahip olduğunuzu sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Yanıldığınız yerde çekip alırlar üzerinizden. Çünkü hiçbir zaman size ait olmadı hep bahşedildi bir yerlerden.

Herkesi kendimizden uzaklaştırarak, benzeşmeyeni ayıklayarak çoğalmış olanlara hiç tanıklık etmedi hayat. Yaşamın kendisini keskinliğe sıkıştırarak sadece izole oluyoruz. Başkalarını önemsizleştirdikçe, aşağıladıkça, ezdikçe sadece korkulan, yakın durulmaması gereken, bulaşılmaması gerekenler algısını büyütüyoruz. Küçük olsun benim olsun değil, büyük olsun bizim olsuna daha çok vakit var.

Ama içimizde başarabiliriz bunu. Kendi içimizi “biz” yapabiliriz. Küçük, küçük toplayıp var olan güzellikleri, kötü olanı azaltabiliriz. Birbirimizin dalgalarını sırt sırta verip aşabiliriz dalga kıranları. Çakıl taşlarının arasında kalmaz o zaman gözyaşlarımız. Hep bir keder yüklü olmayız. Paylaşılarak biriktirdiklerimizi hepimize yetecek kadar bölüştürebilir, bölüştüklerimizi tekrar paylaşabiliriz.

Uzaktan el sallayanları yakın edebilir, ayrılık şarkılarını merhabaya taşıyabiliriz. Günaydın-sız sabahları terk edip, göz aydınlığı verebiliriz. Herkes yüreğini orta yere koyarsa daha iyi anlayabiliriz birbirimizi. Aynı güzelliklere çarptıkça kalbimiz, geleceği daha duyumsanabilir hale getirebiliriz.

Ne düşünceden, ne de o nu sorgulamaktan korkarız. Farklılıklarımızdan farkındalık, farkındalıklarımızdan özgürlük duygusunu yükseltebiliriz.

Yitirdiklerimizin arkasından, kucak kucak taşıdığımız o çiçeklerden bir karanfil mevsimi yaratabiliriz.

Hayal ama o hayali sevmekten ve ona tutunmaktan hiçbir şey kaybetmeyiz.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler