Baldıran zehir’i değil, Panzehir



peaceAbdullah Öcalan’ın tarihi açıklamasını canlı olarak tüm televizyonlardan izledik. Milyonlar Diyarbakır Newroz’una aktı ve Öcalan’ın tüm dünyaya duyurduğu mesaja kulak kabartıp, büyük bir coşku ile yeni dönemin siyasi şekillenişine ses verdi. Öcalan’ın tarihsel, siyasal, kültürel ve ekonomik temelli açıklamasının en önemli ayağı, silahlı mücadeleye dair açık bir şekilde “miadını doldurdu” demesiydi. Sanırım herkesin odaklandığı nokta burası oldu. Silahlı mücadele kazanımlarını demokratik siyasete dönüştürmenin tüm Türkiye ve Ortadoğu halkları için daha büyük olacağı perspektifi ile geleceğe vurgu yaptı Öcalan.

Bu durumun gerçekliği elbette ki çok tartışılır ama Kürt ulusal hareketinin geldiği nokta, Ortadoğu’nun aldığı yeni karakter, değişen dünya dengeleri bir zorunluluğu, yani tıkanan nefes borusuna cerrahi müdahale ile delik açmayı mecbur kılıyor.

Yeni dönem az soru, az cevap ile yürüyor. Yol, yöntem konusu teknik bir sorun olarak lanse ediliyor. Bu noktada, taktik savaşların başlamasına önümüzdeki günlerde tanıklık edeceğiz. İktidar Öcalan’dan duymak istediğini duydu ve bundan memnun gözüküyor. Bununla yetinmeyeceği ve daha fazla talepte bulunacağı ise herkesin malumu. Öcalan, her iki kesimi de tatmin edecek bir dil ile her iki tarafın da kuyruğunu dik tutarak, yenilgi psikolojisine düşürmeden, tasfiye, teslimiyet vb gibi söylemlerin üzerine çıkan bir politikayla “kazandık şimdi bu kazanımları demokratik siyaset zeminde güçlendireceğiz” stratejisi ile psikolojik dengeyi çok iyi yönetiyor.

Türkiye’de siyasi iklim her zaman çabuk değişir. Asıl olan prensip ve ilkeledir.

İklimin nabzını tutmak kolay iş değildir. Bugün  dost olanlarla yarın düşman, düşman olduğunuzla ertesi gün dost  olunabildiğine çok tanıklık edilmiştir. İklimlerin büyüsüne kapılanların şaşkalozlukları, hep dilde yansımasını bulmuştur. Anlaşılmıştır ki  burjuva siyasetinde keskin sirke küpüne zarar değildir. Dün meydanlarda  iple dolaşan Başbakan’ı diktatör ilan edenler, iklim değişince aynı  Başbakan’ı demokrasi kahramanı, aksi siyaset yürütenleri kışkırtıcı ilan  edebilirler. Aynı Başbakan’ın dün “terörist başı”, “asacağız”, “çoluk,  çocuk, yaşlı, kadın demeden gerekeni yapacağız” diyerek kılıç sallarken,  birden “analar ağlamasın” diye barış, kardeşlik vurgusu ortaya ile  çıkmasına karşı, “ya daha dün iple geziyordun. Ne oldu şimdi?” gibi  sorular sormazsınız. Hepsini hasıraltı eder, değişen iklime göre  kucaklaşır, ya da sırtınızı döner yere tükürürsünüz. Bu meselede en  önemsiz olan prensipler olur. Oysa tam da bu süreçte prensipler, ilkeler her zamankinden daha önemlidir. Esnek siyaset demek süreçlerin adamı-siyasetçisi olmak demek değildir. Böyle olduğunda sürekli dost ve  düşmanlarınız yer değiştirir. Kırıp döktükleriniz ayağınıza batar. Demokrasi mücadelesi yürüten diğer tüm kesimlerin korkunç şekilde bastırılmasına bir çift laf edemeyecek hale gelirsiniz. En tehlikeli  olan budur. İktidarla benzeşmek… Oysa biz, benzeşmediği için yan yana  duruyor, safları sıklaştırıyoruz.

Demokrasi ve barış mücadelesi birbirinden bağımsız değil. Biri diğerinin önünde veya arkasında hiç değil. Muktedirliğin  baskıcı ve antidemokratik tüm uygulamalarını görmezden gelerek yürütülecek barış mücadelesi eksik kalacaktır. İktidarın ayarına göre hak ve özgürlükler mücadelesindeki sese kulak kabartmak, tali muamelesi yaparak yan bakışlar atmak benmerkezci siyaset hastalığıdır maalesef ve buna düşülmemelidir. Türkiye halklarının ortak kaderini belirleyecek bir  dönemden geçiyoruz. Başbakan baldıran zehir’i esprisi kuru kaçıyor  pratikte. Kuru kaçıyor çünkü burada asıl baldıran zehir’ini içmeye göze  alan Kürt siyasi hareketidir. Aksine barış Başbakan’ın panzehiridir.  İktidarda muktedirliğini sürdürebilmesinin yolu buradan geçiyor. Elbette  ki bu engellenemez bir sonuç olacaktır. Kürt siyasi hareketi, tüm  kesimleri ‘Barış’ temelinde buluşturmaya ve hatta ikna etmeye çalışıyor.  Bütün yük onların sırtına konuluyor. İktidar kendi rolünü askeri ve  istihbaratı olarak biçimlemiş bekliyor. “Pratiği görelim” söyleminin  ortalığa saldığı koku bu… Bütün yükü Kürtlerin sırtına yükleyip, sürecin  tüm nimetlerini kendine yontmanın hesabı yapılıyor.

İşte burada bir yanlışlık var. Kürtlere bakışını ele veren geleneksel kodlar hâlâ yaşıyor.

Akın Olgun / Birgün gazetesi, 24 Mart 2013

Benzer Yazılar

Kitlesel Bir Türkiye Solu Ve Örgütlü Karınca Hareketi / Ayşe Korkmaz

Ayşe Korkmaz Ormandaki karıncalar, huzur içinde yaşayıp gidiyorlarmış, ta ki kötü fil hayatlarına musallat oluncaya dek… Filin en büyük zevki, karınca ezmekmiş. Günün belli saatlerinde ormana geliyor, ezebildiği kadar karınca ezip gidiyormuş. Karıncalar bu zulüm yüzünden yuvalarından çıkamaz olmuşlar.  Karıncaların şefi, yüzlerce koloni liderini, ormandaki ulu ağacın altında toplamış. “Arkadaşlar,” demiş. “Başımıza gelen felaketi biliyorsunuz. ...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler