Barış, zulmün karşısında durmakla olur



zubeyir-aydar_akin-olgun

Akın Olgun – Zübeyir Aydar

Akın Olgun / Brüksel, 3 Aralık 2011

-Sayın Aydar, KCK operasyonları adı altında yürütülen ve her geçen gün çeperi büyütülen operasyonlar hız kesmeden devam ediyor. Öte yandan Talabani’nin “PKK’yi silah bırakma konusunda ikna ettik” açıklaması Türk basınında geniş yer buldu. Bu operasyonları ve aynı zamanda Talabani’nin açıklamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kimse kimseyi kandırmasın. Devletle bizim aramızda şu an bir görüşme yoktur. Seçim süreci ile başlayan görüşmeler tıkanmıştır. Bu da bizden kaynaklı değildir, devletten kaynaklıdır. Kararlaştırılan randevuları iptal eden onlardır. Taraf’da çıkan bazı şeyler var, onun da devlet kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Kürt halkının var olan tepkilerini yumuşatmaya yönelik ortaya atılan iddialardır bunlar. Bizim açımızdan esas olan operasyonlardır. Ortalıkta Kürt siyasetçi bırakmadılar. 12 Eylül’ü aratan görüntüler var ortada. Askeri operasyonlar keza yasadışı silahlarla yürütülüyor. Burada kimse farklı bir algıya kapılmasın.  Ortada çetin yürüyen bir mücadele var. Herkes pozisyonunu buna göre almak durumundadır.

Burada bu işin mihenk taşı başkanımızın durumudur. 125. gündür başkanımızla avukat görüşmesi yapılamıyor. Bu örgüt yıllardır şunu söylüyor; Başkanımıza olumlu yaklaşımı olumlu, olumsuz yaklaşımı olumsuz değerlendiririz. Avukatlar gözaltına alınıyor. Türkiye tarihinde hiç bir zaman bu kadar siyasetçi, bu kadar hukukçu gözaltına alınmamış, tutuklanmamıştır. Bu kadar hukuksuzluk bu kadar açık işletilmemiştir.

-Şiddetin boyutu her geçen gün artıyor. Peki, Barış nasıl sağlanacak. Artık barışı konuşamayacak mıyız?

Olay şudur; bu hareket, baştan bugüne kadar Kürt sorununa bir çözüm bulmak için mücadele ediyor. Devasa bir sorun var. Bir halkın özgürlük sorunu var. Kürt hareketi bu işi görüşme ve diyalogla çözümleyebiliriz diyor. Tüm görüşme çabaları bu yüzden yapıldı. Yol haritaları verildi. Ateşkes ilan edildi, barış gurupları gönderildi. Devletin ve AKP hükümetinin bir çözüm planı yok. Bu işin birinci dereceden bilen ve muhataplarından biri olarak söylüyorum bize sunulan bir çözüm planı yoktur. Bilen varsa açıklasın. Tutuklama, bastırma, imha dışında bir plan varsa söylesin. Diyorlar ki televizyon açılmış. Alsınlar o televizyonu başlarına çalsınlar derim. Bu bir göz boyamadır. Bir halkı bir televizyonla kandıramazsınız. Gitsinler kursta anadil örgensinler dersen buna kimse itibar etmez. Devletle olan görüşmelerde bizde oluşan kanaat şudur; acaba olmayan bir şeye ikna edebilir miyim, hiçbir şey vermeden ikna edebilir miyim. Yapamadı, kandıramayınca saldırıya geçti. Olan budur.

-Abdullah Öcalan’ın tecrit sürecinin uzamasının hem Kürt halkı, hem de Kürt siyasi hareketi üzerinde nasıl bir etkisi oluyor?

Başkanımız hem halkımız, hem de bütün kadrolarımız tarafından önder olarak kabul ediliyor. Bir halk önderine yapılan muameleyi kendisine yapılmış müdahale olarak görür. Bu tarih boyunca böyle olmuştur. İster örgütlerde, ister devletlerde, ister aşiretlerde, ister cemaat topluluklarında olsun, öndere yönelik, lidere yönelik muamele onun takipçilerine yönelik muameledir. Biz bunu halkımıza yönelik saldırı olarak algılıyoruz. Bu uygulama nereye kadar devam eder, bu onların kararıdır ama buna karşı her düzeyde mücadele gündeme gelecektir. Sivil itaatsizlikten tutun her türlü eylem hem halk, hem de örgütsel anlamda her biçimi gündeme gelecektir. Kimse de bunu yadırgamamalıdır.

-Sivil itaatsizlik eylemleri, özellikle  de sivil Cuma namazları siyasi iktidarı çok rahatsız etti. Başbakan bu konuda çok sert açıklamalarda bulundu. Bu rahatsızlığın temelinde Türk-İslam sentezinin bölgede çözülmesinin ve bu sentezden kopuşun gerçekleşmesinden doğduğunu söyleyebilir miyiz?

Türkiye’de iki çizgi mücadelesi var. Bu iktidar mücadelesidir. Birisi Laik Türk yani ulusalcı çizgi, İttihat Terakki ve Kemalist çizgidir. Hep darbelerle ve ordu içinde örgütlenerek varlığını sürdürmüştür. Diğeri Abdülhamitçi yani Neo- Osmanlıcı çizgidir. Şu an Abdülhamit çizgisi iktidardadır. Türk İslam’ı ılımlı İslam olarak pazarlıyor bu çizgi. İktidar İslam’ıdır bu. Her dinde ahlaki, vicdani öz çok öndedir ve önemlidir. Fakat din iktidara alet olunca bu öz kayboluyor. Bunların çizgisi Muaviye, Yezit çizgisidir yani Emevi çizgisidir. İslamiyet’in iktidarlaştırılmasıdır, birilerinin emrine sunulmasıdır. Bu açıdan sivil Cuma namazları AKP çizgisine, Fethullah çizgisine bir sivil tepkidir. Başbakanın duruşu çok açık Muaviye ve Yezit duruşudur. İslamiyet’e ve İslamiyet’in özüne aykırıdır bu duruş. Tepkileri bu yüzdendir.

-Bu noktada, Gülen hareketinin Kürt meselesindeki rolünün ne olduğunu düşünüyorsunuz?

Gülen, Kürt- İslam çizgisinin ideolojik anlamda kurumsallaştırılmasının baş aktörüdür. Erbakan çizgisinden daha farklı bir biçimde tabana sızarak, ekonomik gücü kullanarak, batının gücünü kullanarak daha doğru bir tanımla ABD’nin bölgedeki çıkarlarına uyumlu bir strateji ile toplumun gözeneklerine sızmaya çalışıyor. Kürt özgürlük mücadelesine karşı geliştirdikleri politika da ırkçıdır ve şovenisttir. Bütün Operasyonların ideolojik temelini ve psikolojik ortamını hazırlayan kesimdir. “Kürtlerin kökünü kurutun” fetvası kimyasal silah kullanımına verilen fetvadır. Asker ve polis de bu fetvayı hayata geçirmektedir.

-Murat Karayılan “elimizde yeşil Ergenekon’a ait belgeler var” dedi. Bu belgelerde kamuoyunun bilmediği neler var?
Belgeleri görmedim ama belgeler olduğunu biliyorum.  Eski derin devlet tasfiye ediliyor, yeni bir derin devlet kuruluyor. Kurulan Yeşil Ergenekon’a ait belgelerdir. Arkadaşlar gerekli gördükleri zaman açıklarlar.

-Kürt aydınları arasında Kürt sorunun çözümü noktasında bir ayrışma söz konusu. Bu ayrışma değişik platformlara da yansıyor. AKP’ye yakın olanların iyi Kürtler, yakın olmayanların ise kötü Kürtler olarak ayrıştırıldığı tartışmalar yaşanıyor. Siz bu tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her güç mücadele ederken kendi araçlarını yaratmaya çalışır.  Bu nedenle Fethullah örgütü kimi işaret ediyorsa o gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Amaç operasyonlarla kazanılmış alanları tasfiye etmek ve o alanları kendi çıkarlarına uygun doldurmaktır. Kendilerine örgütlenme alanları açmak istiyorlar. İyi Kürtler, kötü Kürtler tartışması da geleneksel egemen politikasıdır. Bakın iyi Kürtler var bunlar bizimle beraberdir ve kötü Kürtlere karşı mücadele ediyor diyorlar. Biz bunun yabancısı değiliz. Her toplumda İktidara yakın ve değişik güç ve menfaat ilişkilerine yedeklenmiş kişiler bulabilirsiniz. İktidar kendi işbirlikçisini yaratıp, kendi halkına yüklenecek insanlar yaratmak ister. Bunun her alanda da yansımaları olur.

-Halkların Demokratik Kongresi sorunların çözümünde yeni bir alternatif olabilir mi?
Türkiye’de sistem iflas etmişti. Normal olarak sol, ,ilerici bir çizginin öne çıkması gerekirken bu yapılamadı, alternatif oluşturulamadığı için AKP iktidara geldi. Halkların Demokratik Kongresi bir umut olabilir. Son operasyonlar biraz da bu ittifakın önünün kesilmesine ilişkindir. Bu operasyonlarla insanlara mesaj veriliyor. Halkların Demokratik Kongresi’nin bir alternatif olmasını istemiyorlar. Herkese uzak durun mesajını vererek; hak ve özgürlükler mücadelesini geriletmeye, Türkiye halklarının ortak mücadelesini bastırmaya çalışıyorlar. Bu yanıyla bu oluşum çok değerlidir ve önemli bir girişimdir.

-Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler, özellikle Suriye meselesi tüm sıcaklığını koruyor. Ortadoğu’ya açılan kapılarda, bölgede yaşayan Kürtler var. Gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Ve olası bir Emperyal müdahalenin Kürtlere ne gibi etkileri olabilir?
Ortadoğu’da mevcut bütün rejimler, ya bir ailenin, ya bir dar grubun çıkarları temelinde çeteleşmiş rejimlerdir. Bölgede bir değişim rüzgarı esiyor. Bunu görmek lazım, fakat bu rejimleri kuran ve savunanlar da boş durmuyor. Gerçekten halkın değişim ve demokrasi talebi var. Bir kesim de buradan rant elde etmeye ve iktidar olmaya çalışıyor. Halkın lehine bir değişim olmazsa gelen gideni aratıyor. Örneğin Libya: gelenler çok mu demokratlar? Batı eliyle, bombalarıyla Libya bu hale getirildi ve bir ülke talan ediliyor. Her yer yakılıp yıkılıyor. İşte Mısır. Mübarek gitti, yerine getirilen onun 20  yıllık savunma bakanlığını yapan adamdır. Bizi çok yakından ilgilendiren Suriye meselesi var.  Suriye bizim açımızdan önemli. Suriye rejimi bir aileye ve bir dar gruba dayanıyor. Suriye rejimi değişmeli. Ama yerine kim gelecek, mesele budur. Türkiye’de Müslüman Kardeşlerin etrafında örgütlenen muhalefet kesiminin meselesi, Suriye’nin demokratikleştirilmesi değildir. İktidar meselesidir. Biz birilerinin iktidarı için alet olmamalıyız. Gerçekten Suriye’de demokrasi isteyen güçlerin yanında olmak ki Şam da böylesi bir muhalefet var. Dış müdahale olmadan sistemin reforme edilerek , kendi iç dinamikleri ile değiştirilmesi yönünde talepleri var. Öte yandan müdahale çağrısı yapanlar da var. Kendilerine Özgür Suriye Ordusu denen dünün baskıcı Suriye ordusu mensupları var, gözlerini iktidara dikmişler. Ankara merkezli muhalefetle Fransa merkezli muhalefet ortak hareket ettiriliyorlar. Bu muhalefet halklar lehine değildir, Kürtler lehine hiç değildir. Adana mutabakatı ile açığa çıkmıştır ki, Kürtlere hiçbir hak vermeyi düşünmemektedirler. Bu mesele şart olarak önlerine sunulmuştur. Bu açıdan böylesi bir muhalefetle Kürtlerin işi olmaz. Kürt muhalefetinin tavrı Kürt sokağında kan akmasını engellemiştir. Provokasyonlar yapılmıştır, Kürtler sağduyulu davranmıştır. Kürt bölgesi sakin ama tedirgindir. Bana göre Kürtler birlikte davranmak, değişimden yana olmak ve herkesle ilişki kurabilecek ama demokratik Suriye’nin inşası temelinde ve Kürtlerin de bu demokratik Suriye’de özerk bir statüye sahip olması çabası içerisinde olmalıdırlar. Evet rejim değişsin ama demokratikleşerek değişsin. Kim gelirse gelsin demiyoruz.

-Son olarak Barış süreci nasıl bir yol alacak, yol alması mümkün mü?

Barış bizim coğrafyamızda duyulan en büyük ihtiyaçtır. 40 yıldır kan dökülüyor bu topraklarda. Daha öncesini saymıyorum. Gerçekten adil bir barış için uğraştık, çabaladık, her türlü görüşme önerisine açık olduk. Karşı tarafın bir projesi olmamasına rağmen bunu da deneyelim dedik. Yol haritası mı gerekiyor yaptık verdik, eylemsizlik mi gerekiyor yaptık, protokol mü gerekiyor yaptık, barış grupları istendi gönderdik. Bizimki bir barış arayışıydı ve bu arayışımız sürüyor. Adil bir barış olacak buna inanıyoruz. Ama sanırım Hükümet yeni silahlar aldı Amerika’dan  ve başka yerlerden, bunları da denemek istiyorlar ve kullanıyorlar. Kullanılan kimyasallar, napalmler, misket bombaları vb… ama Türk basınında bu yer bulmuyor. Türkiye’de basın teslim alınmıştır. Artık kimse muhalif olanlara mikrofon uzatmıyor, sizin gibi birkaç muhalif basın dışında kimse sesini çıkarmıyor.  Eskiden Genelkurmay başkanın yaptığı basın brifinglerini şimdi başbakan yapıp hizaya çekiyor. Bunların amacı sadece iktidardır. Dereyi geçtikten sonra bildiğini okumaktır. Sorgusuz sualsiz destekleyenler şimdi dizlerini dövüyorlar. Diyorlar ki Hükümet ile liberallerin ittifakı bozuldu. Çünkü sıra onlara geldi. Yaptıklarımıza göz yumun diyorlar. Başbakanın demokratik anlamda bir değişim projesi yok. Barış için bu dönemde barıştan yana tavır koymak, saldırılara karşı koymak son derece önemlidir. Hayır diyebilmek önemlidir. Eşitsiz bir güç çatışması vardır. Biz, kimse bizi eleştirmesin demiyoruz ama tarafsızlık güçsüzden yana tavır koymaktır. Ama gücün yanında olup güçsüzü ezmeye çalışmak, kullanılan kimyasal bombalara ortak olmaktır. Bu bir insanlık suçudur. Başbakan Suriye rejimine kendi halkınla savaşıyorsun diyor, peki sen kiminle savaşıyorsun sayın başbakan diye kimse sormuyor.

Barışı tesis etmek uygulanan zulmün karşısında durmakla olur diye düşünüyorum. “Biz çağrı yapıyoruz olmuyor” demekle barış mücadelesi olmaz. Tek bayrak, tek dil, tek vatan, tek mezhep, tek din ve tek şef dönemi herkesi ezerek kendisini kurumsallaştırmak istiyor. Kürtleri bunun önünde bir engel olarak görüyor ve ezip yok etmek için elinden geleni yapıyor. Kürt muhalefetini ezmeyi başarırlarsa önlerinde hiçbir sorun kalmayacak.  Bu yanıyla bugün yapmaya çalıştıkları tek şey, Kürt muhalefetinin içini boşaltmak, ezmek ve imha ederek tek şef olmaktır.

Benzer Yazılar

#DirenBerkin Kalbimiz Seninle… / Yazarlar Forumu

15 Haziran akşamı Gezi Parkı’nı dağıtma amaçlı yapılan ağır müdahalenin ardından İstanbul ve Türkiye’nin birçok ilinde halk sokaklara döküldü. Zira “üç beş ağaç”la başlayan Gezi Parkı Direnişi, ardı ardına yapılan müdahaleler nedeniyle kısa sürede doğayı korumanın yanı sıra demokrasi ve insan haklarının mücadelesine dönüşmüştü. Beklenen adaletin, “ileri demokrasi”nin yerine zulüm gelmişti ve artık isyan haktı....

Mustafa Ali’nin babası Mehmet Tombul: “Korku toplumu yaratmak istiyorlar”

Söyleşi, Yazarlar Forumu tarafından gerçekleştirilmiştir.   Şaka gibi… İnternette bir haber görüyorsunuz, inanılır gibi değil. Vali Mutlu, meşhur Gezi Parkımızın açılacağı duyurmuş o gün. Okulların kapanmasıyla birlikte İstanbul’a tatile gelen Mustafa Ali Tombul da bu güzel haberi duyar duymaz soluğu Gezi’de almış. Ancak hepimizin hatırlayacağı üzere, parkın açılışıyla kapanması bir olmuştu. Polis müdahale etmişti, Taksim...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler