Beyler Kapitalizm Her Yeri Aynılaştırmış


  • Edebiyat
  • 31 Mar 2013
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

 

Henüz delikanlı çağında bile  değilken sol düşünceyle tanıştık. Büyüklerimiz önce felsefenin temel ilkelerini sonra diyalektiği, ardından Lenin’den emperyalizmi okuduktan sonra Marx’ın Manifestosunu okudun mu çelik  gibi solcu olursun tavsiyesinde bulundular.
Benim acelem vardı. Bir an önce solcu olmalıydım. Hepsini bir kenara bırakıp ille de “Manifesto”yu okumalıydım.
Çevremdeki arkadaşlara sorup soruşturduktan sonra bir arkadaşın dayısının kitaplığından Manifestoyu çaldık (!)
O gün okul mokul umrumda değildi. Bir an önce eve gidip çelik  gibi solcu olacağım kitabı okuyacaktım.
Manifestoyu okumam bir haftamı aldı.
Peki tuğla gibi kitabı okuduktan sonra ne kaldı bana.
Söyliyeyim; artı-değer varmış, emek sermaye çelişirmiş, proleterya ve burjuvazi varmış, fiyat anarşisi olurmuş vs, bir de insan insana yabancılaşırmış. Hepsi bir yana bu yabancılaşmayı anlamadım yıllarca. Ne yani, kapitalist düzende bugün tanıştığımız insanı yarın unutuyor muyuz… Yabancılaşma meselesi çok kafama takıldı ve hemen ertesi gün bir  abiye sordum.
“Bizim ülkemiz kapitalist mi?”
“Değil, çarpık kapitalist ve feodal etkiler hâlâ var.”
Aman ne  iyi, az daha futbol oynadığım mahalle arkadaşlarını unutacağım korkusuna kapılacaktım.

Bugün Büyük Britanya’dayız.
Al sana kapitalizmin anayurdu.

Hyde Park.
Bu Hyde Parkı çok dinlemiştim. Çok da okumuştum.
Biz üç kişi bir araya geldiğimizde “potansiyel eylemci” olurken bu Hyde Parkta dünyanın her yerinden insanlar rahat rahat kendilerini ifade eder ve kimse bir müdahalede bulunmazmış.
Kafamda canlanan şuydu; Latin Amerikalılar, Kızılderilier, Sirilankalılar, Güney Afrikalılar, ezilenler, dövüşenler, Kürtler, Türkler bilcümle derdi olanlar bu parkta toplanıp festival havasında kendilerini ifade ediyorlar.

İngiltere’ye geldiğimin ilk pazar günü Hyde Parka gitmeye karar verdim. (Bir de Marx’ın mezarı aklımda tabii.)
Uzun yıllardır Londra’da yaşayan arkadaşa “nasıl gidilir,” diye sordum.
“Çok kolay. Trenden in. Underground’a bin. Beş durak sonra in.”

Trenden indim. (Cambridge’den bindim.) Underground’da indim.
Bu metro diyeceğimiz ulaşım aracı sanki canavar ağzı gibi. Onlarca kapı, geçiş, hat, üst, alt kat, bir çok renk var.
Ben buraya girer ve yolu bulamazsam tarih öncesinden çıkarım duygusuna kapıldım. Vazgeçtim. Bildiğin yol en iyi yoldur.
Aslında yürümek var kafamda. Ancak bu kadar amelelik fazla olur diyerek otobüse binmeye karar verdim.
Bu kapitalizmin anayurdunun herşeyi farklı. Uzunluk-ağırlık ölçüsü, para brimi vs, en önemlisi trafiği.
Biz farklıyız havası mıdır nedir…

Bize hep ne öğrettiler trafikte ” Önce sola sonra sağa”. Burada önce sağa.
Ben de bir istanbul çocuğu olarak underground’tan çıkar çıkmaz yolun karşısına ilk bulduğum fırsattan geçmek istedim. Az daha ölüyordum. Çünkü önce sağa bakmamıştım. Çift katlı otobüs burnumu sıyırdı.

Bir şekilde yolun karşısına geçtim. Kime sorsam “Where is Hyde Park”, bilmiyorum, diyor. Kapitalizmin insanın insana yabancılaşması bu olsa gerek kimse kimseyi tanımıyor ve yardım etmiyor. Baktım bir büfe var. Bizde büfeciler aynı zamanda postacı gibidir. Sordum. Sağ olsun tarif etti. (Hintli)

Bir de sigara istedim. 8 pound dedi. “Cambridge’de 6 pound ama,”
“Burası London.”
Hımm, Marx bunu 200 yıl önce yazmıştı zaten”fiyat anarşisi”.

Otobüs duraklarının yanında bilet almak için küçük makineler var. Baktım etrafta üstü başı perişan tipler. Acaba bunlar kim. Sonradan öğreneceğim üzere bu arkadaşlar “homeless” yani evsizler. Sokaklarda dergi satıyor bazıları. Bazıları dileniyor.
Ben makinaya 2 pound attım bekliyorum. Makina bileti vermiyor.
Homeless arkadaş geldi. Makinaya bir yumruk attı. Makinadan 4 pound ve bilet geri geldi. Ben de 2 poundu suç ortağımla paylaştım ve hızla otobüse koştum.
Hızla diyorum çünkü Londralı arkadaşım laf arasında demişti, “Burada her yerde kamera var. Bir günde 370 kez kameraya takılıyorsun”. O halde eylem alanını derhal terk etmeliyim.

Otobüste genç bir çift Türkçe konuşuyordu. Sordum nerede ineyim. “Oxford caddesinde in, dümdüz devam et, Hyde Park önüne gelecek.”
Şu meşhur Oxford caddesi. Vay be!

Beyler kapitalizm her yeri aynılaştırmış. Avrupa’da birçok şehir gördüm ve Türkiye dahil hepsinde bildiğimiz marka ve mağazalar.
Hepsi aynı. Hiç yabancılamıyorsunuz yani. Sanki İstiklal’de yürüyorum. (İstiklal Caddesi bu Oxford’a beş basar.)

İndim. Susamışım. Bir şey içeyim diyerek tabelası Türkçe yazan kebabcıya girdim. Direk Türkçe konuştum. Kardeşler alışmış zaten. “Buyur abi ne istersin?” Hoş beş sohbetten sonra çalışan çocuklar yan taraftaki atari salonu gibi bir yere girip çıkıyorlar.
Konuştuğum sahibiymiş. Nedir bu, dedim. Hepsi kumar oynuyor.

Bu İngiltere’de neredeyse her sokakta kumar salonları var. Bizim iddaa bayileri gibi.
Bizim zavallı emekçilerimiz 12 saat çalışıp (On iki saat. 8 saatlik iş günü için ne bedeller ödendi halbuki.) aldıkları parayı makinelere yatırıyorlar.
Patrona dedim ki, günahtır yazıktır. Ne dedi, “İyidir abi, para tutmuyorlar, o sayede işi bırakıp kaçamıyorlar.”
Marx buna ne derdi bilmiyorum.

Benim aklımda Hyde Park var tabii. Birazdan binlerce insanın bir arada olduğu gösteriye katılacam.

Geldim parka.
Ortalık sakin. Girişte üçerli beşerli toplanmış insanlar var.
Başka?
Başka kimse yok.
Parka giren çıkan turistlerden başka.
Hani..
Nerde bu insanlar.
Öyle bir şey yok.
Bu benim kurduğum bir hayalmiş.

Hyde Parkın  yeşilini saymazsak olup olacağı buymuş.

Ruhi Uzunhasanoğlu

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Akın Kaya … BİR EYLÜL TRAJEDİSİ

Arnavut kaldırımlı, dar sokaklı İstanbul’un en eski semtinin birinde giriş katında ne ararsan bulabileceğin derme çatma, birazda pasaklı, estetikten uzak ağır nem ve plastik kokulu dükkâna girdik. Leğen ve içinde ne olduğunu hep merak ettiğim ve sonradan kuşyemi olduğunu öğrendiğim çuvalların arkasından yetmiş yaşlarında ki Hacı Arif bizi görünce, olduğu yerden doğrulup göz ucu ile...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler