Bir adli vaka olarak Barış / Akın OLGUN



images bAKIN OLGUN/ BirGün

Gezi direnişinin tüm  ülkeye yayılışı ve yönetememe krizi arasında yaşanan gerilimin bedeli  ağır oldu. Sağ siyasetin çap sorunu kocaman sırıttı. Anlamsız ve hiçbir  derinliği olmayan cümleler yığını ile sorunlar yukarıdan aşağıya  komplolara sığdırıldı. Sağ siyaset yeniden kendini tekerrür ediyor  maalesef.

Gezi direnişi hükümetin  barış sürecini nasıl ele aldığını da ele verdi. Başbakan kendi  inandırıcılığını yine kendi eliyle yıkarak ne kadar çapsız ve ön görüsüz  olduğunu gösterdi. Büyük bir kof karizma üzerine kurulu siyaset  “başarısı”, aslında dünya siyasetinin 11 Eylül sonrası gelişmelerine  paralel olarak, dört ayak üstüne düşmesinden başka bir şey değildi. Bu  konjonktür onu yukarı ve daha yukarı taşıdı.

Barış sürecinin  tıkanmışlığını, Başbakan’ın baş danışman Yalçın Akdoğan’ın her şey  yolunda, hiçbir sorun yok tarzı çıkışları ve hava boşluğuna düşen  tespitleri ile veriyor. Kendi yandaş gazetecilerini dahi “akıllı” olmaya  çağıran yazıları, gelinen aşamasızlığı işaret ediyor. Barış sürecinin  hızlı bir kopuşa doğru gittiğini görmemek mümkün değil.

Adli vakalar, münferit olaylar diyerek karşılıklı yapılan restleşmelerin arkasında derin bunalım var.

Fransa siyasetinin  içinde yer alan isimlerden biri ile üç Kürt kadın siyasetçinin  öldürülmesine ve gelişmelere dair konuşuyoruz. Karşılıklı soru ve  cevaplarla meselenin arkasında olup biteni ve duyumlarımızı  paylaşıyoruz. Bana ısrarla meselenin çok karışık olmadığını, adli bir  olay olduğunu “aşk, para ve kıskançlık” üçgeninde geliştiği konusunda  bilgilerini aktarırken ekliyor; bu dava “ADLİ bir olay olarak açılacak”

Burada “adli” vurgusu  oldukça önemli. Tıpkı bugün barış sürecine dair gelişen tüm olayların  adli ve münferit vakalar olarak lanse edilerek topun sürekli taca  atılması gibi.

Kalekol yapımlarına karşı yapılan protestolarda askerin kitleyi taraması ve ardından “uyuşturucu” meselesi denmesi gibi.

PKK’li milis güçlerinin  güvenlik ve asayiş birimleri kurarak poz vermesi ve ardından “bizimle  ilgisi yok, gençlerin kendi inisiyatifi ile oluşmuş münferit bir olay”  denmesi gibi.

Taciz atışları, hava  keşifleri, yeni korucu alımları, boşalan alanlara askerin doldurması,  gerillaya katılımın çoğalması, Rojava’ya dönük çetelerin artan saldırısı  gibi.

Hemen hepsi münferit  ve adli vakalar olarak açıklanıyor. Oysa barış meselesini sürünceme de  bırakarak ve çözüm çözümsüzlüğü olarak tarif edilebilecek bu süreci,  karşı tarafın sırtına yıkıp “barış istemiyorlar” demenin tüm propagandif  ayakları hızla oluşturuluyor.

Barışı bozan taraf  olmamak için karşılıklı yapılan restleşmeler, ayak sürtmelerin hepsi ya  adli bir vaka ya da münferit ve kendilerinden bağımsız gelişen olaylar  zinciri olarak sunuluyor. Ne PKK, ne de iktidar Barış’ı bozan taraf  olarak gözükmek istemiyor. Tam da bu noktada karşılıklı konumlanmalar  üzerinde bir irade savaşı sürdürülüyor. Barış kimin tarafından bozulursa  o, sürecin altında kalacak. PKK üstüne düşeni yaptığını ilan ederek  daha açık bir siyaset yürüttü. İktidar kanadı ise bahaneleri yuvarlayıp  büyük bir topaç haline getirerek arkasından itekliyor.

Siyasi militarizm dili  ve savaşın sonuçları o kadar ağır olacak ki hükümetin bunu taşıyabilmesi  mümkün değil. PKK çok hükümet gördü ve kendisi hala yerinde duruyor.  Hatta denilebilir ki Ortadoğu siyasetini iktidardan çok daha iyi okuyor,  adımlar atıyor ve konumlanıyor.

(Son gelişmelere dair  Dr Mustafa Peköz’ün kaleme aldığı; Tıkanan süreç ve KCK’nın yeniden  yapılandırılması adlı makalesine bu noktada bir göz atmanızı öneririm.)

Tüm şartlar ve koşullar Kürt siyasetinden yana işliyor.

Ortadoğu bataklığının  içine gömülmüş ve çaresizliği gittikçe derinleşen dış politikada ise   “Monşerler” diyerek aşağıladığı kesimin söylemleri yüzlerine çarpıyor.  Ortadoğu siyasetine bulaşmaktan özellikle kaçınan Cumhuriyet dış  politikası ise haklılığını ilan ediyor.

İç politikada   toplumsal muhalefetin Gezi direnişiyle ilan ettiği otoriterlik karşıtı  isyan, iktidarı bir seçime zorluyor. Ya bu otoriter siyasetten  vazgeçecek, ya da tabanını daha da radikalleştirerek, iki kutuplu bir  siyaset izleyecek. (Çapsızlıkları büyük ihtimalle onları ikincisine  yöneltecek) Ama dünya siyasetine yön verenler için ikinci seçenek  bir  radikalleşme olarak algılanacaktır. Bu sefer dört ayaküstüne düşen  değil, kafa üstü çakılan olma ihtimali yüksek.

Tek çare ve çıkış Barış  sürecinin hızla organize edilmesinde. Ama bunu yapacak güç ve siyasi  algıya sahipler mi sorusunun açık bir cevabı yok. PKK, barışı bozan  taraf olsun diye bekliyorlar. Savaş siyasetinden tıpkı diğer sağ  hükümetler gibi medet umup kısa vadeli zaferler düşlüyorlar.

Çok yazık…

AKIN OLGUN

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler