Bir çocuk öldüğünde / Akın Olgun



İncitmekten korkuyor insan. Bir şehir için söylüyorum bunu. Prag’a adım atar atmaz karşılaştığımız güzellik ve hemen insanı içine doğru çeken o büyüsü. Sokakları, caddeleri, köprüleri, parkları ve pastel renklere boyanmış binaların zerafeti ile bir şehrin sizi kucaklayışını, sımsıkı sarışını hissediyorsunuz. Hiç tanımadıklarını bile özleyen bir şehrin içindeyiz.

Bir şehri incittiğinizde bir daha kendisi olamıyor. Dökülüyor boyaları, çürüyor duvarları, şehir insana küsüyor ve hızla kapanıp içine kendisinden çalınanlara içten içe ağlıyor. Şehirler, insanların ve yönetenlerin görgüsünü ele veriyor. Ruhu ile yaşayan ve ruhu çalınan bir şehir arasındaki farkı hemen hissediyorsunuz. İçiniz kendi şehirlerinize burkuluyor ve bir yanınızın neden hep ezik kaldığını anlıyorsunuz.

Bir şehrin acılarına, sevinçlerine, kahkahalarına, yaslarına, hatıralarına saygı denen şeyin ne kadar anlamlı olduğunu unutturmuşlar bize. Bir parkın içinde “Winton’ın Trenleri” adını taşıyan fotoğraf sergisi ile karşılaşınca pekişiyor bu duygularımız. “Nicky” diye sesleniyor herkes ona. Herkesin yakını ve herkesin kahramanı çünkü. Winton’un başını çektiği bir grup gönüllü, Cekoslavakya’da oluşturdukları bir yardım ağıyla, Hitler faşizminin işgali altındaki bu ülkeden trenlerle Yahudi çocuklarını İngiltere’ye kaçırarak soykırımdan kurtarıyor. Tam 670 çocuk. O çocukların o günden bugüne olan hikâyelerini anlatıyor sergi. Çek Cumhurbaşkanı, 105. doğum gününü kutlayan Nicholas Winton için yazdığı mektubunda “Bu çocuklara yaşama ve özgür olma şansını bahşederek verilebilecek en güzel hediyeyi armağan etmiş oldunuz” diyerek anlatmış duygularını.

Bir çocuğu kurtardığınızda sadece bir kişiyi kurtarmazsınız. Aslında onunla beraber henüz doğmamış olanları da kurtarmış olursunuz. Bir çocuğu öldürdüğünüzde, henüz doğmamış olanları da öldürürsünüz. Kurtardığınız çocukların çocukları ve onların çocuklarına da yaşama şansı vermiş olursunuz.

Berkinleri, Alileri, Ceylanları, Sevagları öldürmeselerdi kendi çocukları olacaktı ve çocuklarının çocukları. Yani hayat yaşayacaktı onlar için de. Kurtaramadık onları. Kurtaramadık çünkü paramparça edilmiş insanlığımız, ayrıştırılmış vicdanlarımız, duruşlarımız insandan yana eksiltilmiş, insandan yana azaltılmış. (Muş), (Mış) gibi yapmaktan paramparça olmuş.

Serginin sonunda Hitler faşizmine dair bir not düşülmüş. O notta şöyle yazıyor; “Yıllar önce farklı partiler, gönüllü dernekler ve görünüşte zarasız bir grup insanın milliyetçi militan sloganlarda birleşmeleri ile gelindi bugünlere. Göçmenlere ve ‘problemli’ diye nitelenen kesimlere karşı, ari ırkın korunmasına atıfta bulunuyorlardı. Kendilerini düzenin koruyucusu olarak adlandırma oyunu değildi asıl mesele; mesele, eylemlerinin sebep olabileceği muhtemel sonuçlardı. Tarih bize bunu unutamayacağımız bir biçimde gösterdi.”

Kefenli gösteriler, yuhalatılan anneler, “ölmüşse ölmüş, gitmiş” diyen o ses, “çocuk, kadın diye ayırmayacağız” diyerek yapılan o ölümcül konuşmalar, iktidarın arkasına dizilmiş meslek odaları, sendikalar, sanayiciler, medya patronları eli sopalı, bıçaklı, palalı kitleler, gazeteciler, yazarlar, sanatcılar, akademisyenler, tarihçiler o hattın yarattığı muhtemel sonuçların suç ortaklarılar. Düzenin korucuları olarak tarif ediyorlar kendilerini. Evet, “Görünüşte zararsızdı”lar bir zamanlar. Şimdi çocuklarımızı, gençlerimizi katledip, annelerimizi yuhalıyorlar. Zulüm, kitlelerle ortaklaştırıldığında, milyonlarca Yahudi’nin aslında çalışma kamplarına gönderildiğine inananların, hiçbirşey yok (muş) gibi yaparak verdikleri onay gibi büyük bir kabule dönüşüyor ve insan cesetleri dağ gibi yığılıyor.

Prag’a birkaç damla gözyaşı emanet ediyoruz. Bu şehir emanetlerini koruyor bunu anlıyoruz.

Önümüzde bir Türk çift koşturuyor. Erkek olan sesleniyor “Demiştim sana bizim şehirlerimizden bir farkı yok” Ruhu yağmalanmış bir şehirden geliyor onlar. Herkesi ve her şeyi zorla kendimize benzettiğimiz bir şehirden. Bilmem anlatabildim mi?

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler