BİR SABAH KAPİTALİZMİN KABUSUNA UYANMAK / Nizam Sucu



BİR SABAH KAPİTALİZMİN KÂBUSUNA UYANMAK

Amerika, Avrupa veya Dolar’a bağımlı bir ülkede yaşıyorsunuz ve 2014 yılının bir sabahında uyandığınızda öğreniyorsunuz ki bankadaki paranızın değeri yarıya düşmüş, üstüne üstlük başta yiyecek olmak üzere gerekli tüm tüketim maddelerinin fiyatları 4-5 misli artmış.

Dahası ekonomist geçinenler dahil bu durumla ilgili hiç kimse tatmin edici bir şeyler söyleyemiyor, ne olacağını bilen yok ve bir kargaşa ki işlerin daha da kötüye gideceği açık.

Bu senaryo size 2 yıl önceki Yunanistan’ı hatırlattı değil mi? Doğru, Perşembenin gelişi Çarşamba’dan bellidir. Eylül 2013 ten bu yana yapılan tartışmaları takip ederseniz, uluslararası ekonomi dergilerindeki değil satır aralarına, endişe dolu paragraflara dikkat ederseniz paniğe varan değerlendirme ve uyarıları açıkça görürsünüz.

Bu günlerde anlı şanlı ekonomistler, sıradan insanın ulaşamadığı verilere dayanarak, kapitalizmin dünyamızı getirip bıraktığı uçurumun kenarından kurtuluş için umutsuzca öneriler yapmaya çalışırken, bir yandan da olmayacak duaya amin der gibi, büyük tekellerin, finans guruplarının fedakârlık yapmalarından, yani bir kereye mahsus, yoksullara dağıtılmak üzere vergiler alınmasından, dağıtılan paranın alış verişle pazara tekrar dönüp canlandırma getireceğinden dem vuruyorlar (Nexus, Mayıs 2014).

Bazılarının ise yeni bir ekonomik krizle oluşacak bu kaosun yaratacağı felaketin umurunda bile değiller. Petrol ve diğer değerli metalleri bulunduran ülke paralarının, hızla değer kazanacağından dem vuruyorlar. Örneğin, petrol ülkesi Irak’ın Riyalini satın alıp köşeyi dönmekten, eninde sonunda altına dayalı para basma anlayışının geri döneceğinden vurgulayıp altın satın almaktan bahsediyorlar. Son zamanlarda altın stoklayan Çin Yenini almanın ne kadar karlı olacağını savunuyorlar. Dünya halkları can derdinde, onlar mal derdinde…

Küresel ekonomik çöküşten bahsedenlerin sözlerine de bir bakarsak.

  • Dünya Finans Pazarının bu günkü durumunu iskambil kâğıtlarından eve benzetip, Bu sistem merkez bankalarınca şişirilmiş dev bir balon olduğunu ve kalıcı olamayacağını, her an bir panik sonucu patlayıp, çökmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgulayanlar…
  • 2008 deki çöküşün asıl büyük patlamanın ufak bir göstergesi olduğunu ve gelecek olanın korkunç olacağına ve merkez bankalarının yapacağı hiçbir teklifin bu tehlikeyi durduramayacağına dikkat çekenler…

  • Amerikan Dolarının büyük faiz sıçramalarıyla çöküşünün ve onu takiben ucuz paraya dayanan tüm Amerikan ekonomisinin tepelenmesinin kaçınılmazlığından bahsedenler o kadar çoğaldı ki.
  • Birde buna 1 Katrilyon (Quadrillion) doları aşan vadeli yan ürünleri kapsayan sistem ki bunlar faiz oranlarına hassas olarak bağımlıdır ve yüksek sıçramalara dayanamaz ve büyük iflaslarla kısa sürede çöker.

Diyenler başta geliyor…

Tüm bu beklentiler yukardaki kâbusun ekonomik temellerini sergilemiyor mu?

Peki, tedbir olarak neler öneriliyor ya da Çin başta olmak üzere diğer önemli ekonomik güce sahip devletler ve Kurumlar neler yapıyor? Birde bunların girişimlerine bakalım. Ne kadar gerçekçi, yeterli ve ‘fedakârca’ olduklarına siz karar verin. Tedbirler mi yoksa yeni sorunları körükleyecek girişimler mi?

Başta Çin, Amerika’ya ucuz para sağlayan Petro-doların sona ermesi icin ve Doların uluslararası geçerli küresel döviz olmaktan çıkarılmasıyla ilgili elinden geleni esirgemiyor. Yeni küresel dövizlere ilişkin (global currency) önerileri fiziksel olarak destekliyor, örneğin yeni ortak döviz Bancor (IMF 2010’da yeni küresel dövizin planlandığına işaret etti) ve Global Central Bank’ın parasal stabilite sağlayacağını savunan ülkelerin başında geliyor. Çin durmadan Dolar satın alıp stokluyor ve hazinesindeki Dolar miktarı 2 Trilyon Doları bulmuş durumda. Yen’in etkisi hızla artarken ki bu gün Rusya’dan Brezilya’ya, Japonya’dan Almanya’ya, İran’a, Hindistan’a, Arap Emirliklerine kadar 15 kadar ülke aralarındaki ihracatta Yen kullanmaya başladı bile. En önemlisi Petro-Dolar’a darbe için Şangay Futures Exchange petrol kontratlarını Yen üzerinden fiyatlandırmaya başladı. Çin ayrıca altın stokuna hız verdi, fiziksel olarak altın alımlarını batı merkez bankalarının son zamandaki hızlı satışını da değerlendirip artırıyor ve altınla destekleyeceği Yen’in gücünü artırıp IMF ye doların küreselliğinden vazgeçmesini dayatmayı da ihmal etmiyor. Son olarak ekleyelim, Amerika’nın en borçlu olduğu ülke olarak Çin artık Amerikan Tahvillerini almayı da durdurdu.

Döviz savaşlarına gelince…

  • BRICS ülkeleri yani Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın bir araya gelip 100 milyar dolarlık ortak gelişme fonu adına kurdukları birlik. Kendi dövizleriyle alış veriş yapacaklar ve gerçekte World bank ve IMF’nin dünya ekonomisini domine etmesine karşı kurdukları banka.
  • Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar ve Bahreyn tarafından Aralık 2013 te imzalanan yeni ortak döviz kullanma anlaşması ki Dolar’ı fena gagaladı.

  • Doların güvenilirliğinin azalmasını fırsat bilerek ortaya çıkarılan ‘bitcoin’ önce büyük kazançlar ve ardından kayıpları getiren girişim.

Birde Dünya yoksulluğuna karşı sözde girişimlere bakalım tabi ardında yatan asıl niyeti gözden kaçırmadan…

Eveet, Dünya zenginleri 2007-08’lerde başlayan küresel finans krizinin yoksul insanları daha derinden etkilememesi için önerilerinden ilki, Dolar yerine yeni bir küresel döviz veya dövizler planlanmasına geçmek oldu. Bunu “böyyük” bir müjdeli haber takip etti. ‘NESARA’, Türkçesiyle “Ulusal Ekonomik Güvenlik ve İyileştirme Antlaşması” ve OPPT yani “Tek HalkınUmumi Vakfı” ortaya çıkarıldı. Bunların etrafında oluşturulan yeni kuruluş ve kanallara göre yeni bir dünya dövizi hayata geçince insanlık köleleşmekten tamamen kurtulacaktı. Ayrıca zenginlerden alınacak bir seferlik yüklü vergilerle alınan para bu kuruluslar marifetiyle yoksullara verilecek, yine yoksulların tüm borçları silinecek ve dünya bir bayram yeri haline gelecek.

Ha şunları da göze alıyorlar, bu yüzden bir kaç büyük banka ve borsa batacak, özel emeklilik fonlarında karışıklıklar olacak ama olsuun. Yoksulsuz bir kapitalist sistem olacak ya, bunun da bir bedeli olacak tabi ki! Ne kadar da fedakarlar!

Hep bunlar bir Pastör’ün (Protestan papazı) Lindsey Williams isimli bir din kadının aracılığıyla elit zenginlere, petrol endüstrisindeki güçlülere aktarılıp bu kaşarlı sömürücüler ikna edilmeye çalışıldı.

Peki, bu önerilenin başka bir ekonomik dayanağı var mıydı? Elbette vardı. Sözüm ona Japonlar yıllar önce Çin’i işgal ettiklerinde aristokratların ellerindeki altınlara el koymuşlardı ve daha sonra bu 144,5 milyar dolarlık altın, bir batılı kartelin eline geçmişti. Bu altınlar Filipinler ve Endonezya’da saklanmıştı. Şimdi bu altınlar IMF elindeydi ve asıl sahiplerine (White Dragon family in China) verilmeyecek ve yoksulluğun kurutulması için yoksullara dağıtılacak ve onlar alış veriş yapacak, pazarlar tekrar canlanacaktı. İşte sana, hem kapitalist krize, hem de yoksulluğa çare bulunuverdi.

Kapitalist hiyerarşik piramidin yeni bir illüzyonunu izlediniz sevgili dostlar ve biz buna karşılık hep birlikte hatırlıyoruz ‘Bizi tek kurtaracak olan kendi kollarımızdır’

Kaçınılmaz olan gerçek, her seferinde daha da şiddetle üzerimize çöken Kapitalizmin düzenin devamlı gelen krizleridir. Her seferinde aratarak gelen bu krizlerin bedelini bizler ödemek istemiyorsak, hele hele Türkiye gibi ithalata dayalı ihracat ve yüksek faizle satın alınan sıcak parayla ayakta kalmaya çalışan, enerji dahil bir çok konuda dışa bağımlı olan bir ülkede yaşıyorsak… Üstüne üstlük artan borç (Bu mali yılda ödenecek borç 130 milyar Dolar) ve cari açığın zorladığı bu kırılganlığın farkında olan egemenler bir pervasız meczup eliyle diktatörlüğü dayatmaya çalışıyorlar. Çünkü yukardaki felaket senaryosunun yaşanma ihtimali çok yüksek olan, Türkiye gibi bir ülkeyi, hele katmerli sömürü yaşaması durumunda, acımasız bir baskı uygulamadan yönetemezler. Acı örneklerini her gün yaşamaya başladık bile.

Benim naçizane görüşüme göre yapılacak bellidir. Teoriyi geliştirip kapitalist illüzyonları ve hükümetin devlet olanaklarını kullanarak yaptığı sahtekarlıkları, böl – yönet taktiklerini sergilemek. Geziyle bilinç sıçraması yapmış olan kitlerle birlikte, kimseyi ötekileştirmeden, örgütlü bir şekilde ileri demokratik hedefleri hep birlikte çalışırak belirlemek. Bir başka deyişle Toplumsal gelişmenin önündeki engelleri yıkacak her türlü demokratik istemleri belirlemek çünkü toplumsal gelişmenin önünde engel teşkil eden her türlü sistem gitmek zorundadır. Yeni yeni yöntem ve sloganlarla savaşa devam.

Not- Yukardaki verilerin çoğu Nexus dergisinin Mayıs 2014 sayısındaki Karen Muton’un yazısından alınmıştır.

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler