Biz tanırız bu nal seslerini / Akın OLGUN



imagesCABBRM1UAKIN OLGUN/ BirGün

Boğuluyoruz… Boğazımızı tüm güçleriyle sıkıyorlar. Birer ceset haline
gelene, ruhlarımızı teslim alana ve korkunç bir sessizlik hâkim olana
kadar sıkmaya devam edecekler.

En güçlü ekonomi, en güçlü ordu, en güçlü sermaye övgüsüyle
çöreklendikleri güce itaat eden bir nesil düşü ile çürütecekler
hayatı. En küçük bir çıtırtı, en küçük bir ses yarattıkları
sessizlikte gözlerine batacak, kulaklarını rahatsız edecek…

Her gün daha fazla kurban isteyecekler.

Hırs arttıkça onu doyurmak, kontrol etmek zorlaşacak ve kaybetme
korkusu büyüdükçe, aşağıya zoru ve zulmü dayatacaklar.

Muhalif seslerin çıktığı her alanı şiddet ile bastırıp, önünde hatıra
fotoğrafı çektirip büyük bir zafer daha kazanmış edasıyla seslerinin
insansız volümünü yükseltecekler. Din, dikensiz bir gül bahçesidir
diye, diye yozlaşmalarına manalar yükleyecekler.

Gücün çeperi genişledikçe, her an ellerinde patlayacakmış gibi, her
gün içlerine tetik düşürüp, doldur boşalt yapıp başlarını öyle yastığa
koyacaklar.

Polis yetmeyecek, özel güvenlik ordusu kuracaklar. Yetmeyecek, mahalle
mahalle sivil muhafız timleri oluşturacaklar. Yetmeyecek, partiye
bağlı gönüllü gençlik gücü oluşturup meydanlara salacaklar. Hazır
bindirme kıtaları mobilize edip, nerede direniş, nerede hak arayışı,
nerede özgürlük talebi varsa karşısına dikecekler.

Eğer demokrasi kültüründen yoksunsanız ve tek derdiniz hükmetmekse
bunlar kaçınılmazdır.

Bir park için bu kadar gürültü neden diyerek kenardan kenardan
iktidara koltuk çıkanların anlayamadıkları şey, hayatın onlara göre
akmadığıdır.

Ne toplum bilimi, ne siyaset bilimi sizin aklınızın dikliğine göre
şekillenmez. Duble yollar, alt yapı, üst yapı ve tam takır belediye
hizmetleri vesaire hepsi tamam, bu koparılan kıyamet de ne şimdi? diye
yuvarlanıp durursunuz.

Özgürlüğün bir belediye hizmeti olmadığını hizaya çekmeye çalıştığınız
hayat size öğretecek elbet.

Sovyetler sizin verdiğiniz hizmetin yüz katını yapmıştı. Lakin içinde
özgürlüğün ve insanın eksik kaldığı sistem bir günde yerle bir
olurken, geriye bu basit ama büyük deneyimi bıraktı.

Kafalarımızı kıracaksınız, hapsedeceksiniz, istediğiniz her türlü
yasayı çoğunluğun yetkisi diyerek meclisten geçirip göbek atacaksınız,
“itaat edeceksiniz” diyerek tehditler savuracaksınız. İşinize gelince
Avrupa’dan örnekler verecek, gelmeyince çöpe atacaksınız. Binlerce
polisi sokaklara salıp copu, gazı, gık diyene boca edeceksiniz.
Sokakta, meydanda, karakolda insanları linç edecek, sonra linç
edilenleri mahkemelerde süründüreceksiniz. Öğrencisi, işçisi, memuru,
sanatçısı, gazetecisini cezaevlerine doldurup, cezalar
yağdıracaksınız. İzleyecek, dinleyecek, fişleyeceksiniz. Gece
baskınları tertipleyip, şafak sökümü hayatlarımıza dalacaksınız.
İktidarın yaptığı her işte bir hayır vardır diyerek müptezellikte
sınır tanımayanlardan yancılar kuracak, sizin gibi düşünmeyenlerin
üstüne salacaksınız. Şehirciliği TOKİ -cilik diyerek yutturmaya
kalkacak, nerede boşluk var enseye tokat dalacaksınız. Sanatı,
sanatçıyı aşağılayacak, sanat eserlerini yıkacak, adab-ı muaşeret diye
kıyameti koparıp, her çıplaklığı mahremiyetin ölçüsü kabul edip göz
önünden kaldıracaksınız. “Din emrediyor” derken, karşıtına “ayyaş”
demekten çekinmeyeceksiniz. İçenleri meczup, karşı çıkanları “zındık”
ilan etmenin kabul gördüğü din popülizmine sarılacak, aşağıdan kendi
iktidarını koruyabilmek için “dindar nesil” talep edip, kuluçkaya
yatılmasını emredeceksiniz. Bunun demokrasi olduğunu herkesin yüzüne
bakarak utanmadan söylemeye devam edeceksiniz.

Ama unuttuğunuz şey bu ülkenin bir özgürlük mücadelesi geleneğine
sahip olduğudur. Hem de bedeli fazlasıyla ödenmiş bir gelenektir bu ve
güçlü bir belleğe sahiptir.

Mesele, bir park değildir. Park bir sonuçtur. Boğazını sıkarak gasp
ettiğiniz hayatların nefes almak için kendisine yarattığı meşru bir
zemindir. Hayatlarımızın üstüne döktüğünüz betonların arasından
filizlenecek kadar güçlü olması bu yüzdendir.

Bu bellek, Nazım Hikmet’in

“Ben tanırım bu nal seslerini

Onları Deliorman da tanır”

Dizelerindeki Şeyh Bedrettin destanına yerleştirdiği tarihsel bir
dokunun bilinç akışıdır…

***

2 Haziran 2013 tarihli BirGün gazetesinde yayınlanmıştır

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler