Bugün De Lazım Antifa! / Misak Tunçboyacı



 

Biteviye düş kırıklıklarının handiyse her gün icat olunan bir tahakküm nüvesinin yine yeniden bir yaraya dönüştürüldüğü silsileyle tümünün artık can kırığına evirildiği, kalıcılaştırıldığı tüm bu vurguların ontolojik kanıtlarına haiz bir güncellikteyiz. Günümüz, artık dünümüzü aşan bir biçimde onların verdiği yaraları daha derinleştiren, kalıcılaştıran sınanışlara ev sahibidir. Evin hem içi, hem dışı bunca yıkımla hemhal ettirilip halen her şeyin “güllük gülistanlık” diyenlere rehin olduğu afakîdir. Duygu kırımı, özden geriye kalan personanın sözünün linçi meselesinin anlaşılmaması ve bir dolusu ile konuşmaya fırsat bırakılmadan -yıkımımız güncellenmektedir. Konuşurken eylenen işte bu onarılmaz halin yıkım rotasyonundaki yeni bir etaptır. Sözüm ona icraatın bizatihi kendisi öze karşı gerçekleştirilen tehditlerin güncelliğidir. Her yaparız sözünü takip eden yeni bir karanlıktır.

 

Yaşamın viranlığının tescil olunması, ismi yeni olan bir ülkede tahakkümü eskinin vesayetinden itibaren ele alarak biçimlendirmek tüm o mirası sahiplenmek bu kaçınılmaz kanıtlarla birlikte yıkımı güncellemektedir erkân. Tehditlerin kesintisizliği artık verili hakların bile göreceliliği meydana serilmektedir. Bir gün olan hak, tanım ertesi gün artık bahsi bile edilmeyendir bu görecelilikte. Hak ya da hukuk hiç bilinmeyen bir terimin, karşılığı artık olmayan bir meselenin kendisidir. Sadece tüketebildiğinde ayakta kalabileceği bildirilen birey için kendi özünün ve fikrinin yağmalanması ortadadır şimdi günbegün yalansız, hilafsız, açıktan. Bir kurtarıcı olmadığı gibi böyle bir teşebbüsün adının anılmadığı gidişatın o sonunun uçurum olduğu bunca barizken inatla öne sürülenlerdir “yaralara” yenilerini eklemeye devam ettiren.

 

Kapkaranlık bir deneyimi her günümüze sıkıştırıp, tüm bunları yeterli görmeyip daha fenaları için zemin yoklanan bir güncelliktir içinde bulunduğumuz. Sıkışıp kalakaldığımız bir mizansen değil hayatımızın merkezinin yok edilmesidir artık. Erk dilinde tenkitlerden tehdide varılmasının ardından çıkagelen hemen tümü ince elenmiş, sık dokunmuş olan zulüm artık bir aksiyonerdir. Hareketli kılınan bir devlet mekanizmasının başkaca tüm konularda ataleti elden bırakmazken konu ötekisi bildiği kesimler olduğunda nasıl ‘aceleci’ olduğunu göstermektedir. Bu çabukluk bir sürat bildirimi değildir. Bu çabukluk bir çeviklik değildir. Hayatı mahvetmek söz konusu olduğunda nasıl tüm şartların seferber olunduğunu göstere gelen bir tahayyülün ta kendisidir. Hayata karşı kurulan tehdit mekaniğinin günbegün, nasıl zıvanadan çıkmış ol eski ittihatçı zihniyet ile cuntacı generallerin hülyalarının birbirlerini buldurulduğu, devamlılığını sağladığı muhakkaktır.

 

Görünen köy için kılavuza hacet, evladı fatihan bahsini açmaya uzun uzadıya tartışmaya hacet yoktur. İleri demokrasi savının altı atılan her adım, kurulan her bir cümlenin kıyısında lime lime edilmektedir bu memlekette. Bu burjuva siyaseti için bireylerin yaşam haklarının kutsiyeti söz konusu değildir. Devlet öncesi ve şimdisiyle hep birlikte beton millet sakarya şiarını kendisince uygun bulmayıp görmediklerine saldırarak güncellemektedir. Hayatiyet bahsi buradadır işte bunca aşılmaz bildirilen, söz söyletmeyeceğiz dahası nefesinizi keseceğiz efelenmesinin sürekliliğidir. Bu gayretlilik hayatı görünür, görünmez demirlerle bir mahpushaneye evirmektedir. Mütemadiyen gözetimin sınırları geliştirilirken “panoptikonun” kalıcılaştırılması ve mahpusluk akla mıhlanmaktadır. Erk, muktedir ve iktidarın toptan, tek tip ve her hamlesine karşılık ne bir itiraz ne bir karşı yanıt ne de sorgulamaya müsaade olunan bir ülkedir yaşamakla sınandığımız yer.

 

Yaşadığımız bu güncelliğin devinimi bitimsiz bir tehditle kuşatılmaktır haddizatında. Devlet denilen şebekenin onca şatafatının bir dolu yaldızlı söz, bir sürü örtbas etmesi binlerce kez tekrar edilmiş olan mükerrer iyiyiz, güzeliz yağmalarla birlikte konuşarak işimizi yapıyoruz sözlerinin dibinden şekillendirilmektedir. Konuşulduktan sonrası, işin icra kısmında süre giden bir yağmadır. Hemen hiçbir “insani” vurguya yer bıraktırmayan, bunları sorgulatmayan, çözümletmeyen varsa yoksa had bildirimini mütemadiyen güncelleyen bir aklın takipçileriyle yol almaktayız. Cerahat buradadır bu çok kısa “cümlenin” dolaylarında pekişmektedir. Biyopolitik mesel yenilenirken işittiğimiz tüm o cümleler güncellenerek kalıcı yıkıma bir adım daha ilerlenmektedir. Kalan eksik gediğin tamamlanması gayreti artık güncel bir meselenin kendisidir.

 

Fabrikalardaki direnen işçilere dair tek satır haber yapılmamasından, Gezi Direnişinden sonra yaşatılan, hukuksuz, binlerce sorun ve yaranın bizatihi onlarca katilin el üstünde tutulduğu bugünlere hakkın çiğnene geldiği bir ülkedir ivedilikle “bina olunmaya” devam denilen. Kuşatıldığımız güncelliğimiz fenalıkların birlikteliğidir. Hayata ait emarelerin enikonu belirsizleştirildiği, bir pusun ardında her bir duruma karşı aynı ve bir örnek tehdidin güncellendiği bir menzildir eğri-düz anlatmaya çalıştığımız. Hayırhah olarak addedilenler her neye tekabül ediyor bunun kanıtlarıdır göre geldiğimiz. Hayatın kendisinin silikleştirildiği bir yapımdır içinde kala kaldığımız. Dünümüz yıkılırken iş bu menzilde bunca hoyratça günümüz de aynı istikamette yönlendirilmektedir. Birilerinin artık konuşmasına gerek bıraktırılmayacak açıklıkta iktidarın taarruzları, faili belli kırımları göstermektedir.

 

Bunca açıktan cisimleştirilen şey topyekûn tenkitlerin artık göz önünde suçlara dönüştürüldüğüdür. Bunca açıkta yapılmaya devam edilen süreklilik dâhilinde hayatın yağma edilmesidir hala. Yayında mıyız? denmesine gerek bırakılmadan paldır küldür her şey serilirken gözler önüne, hemen tüm olan bitene karşı son kertede emin bir tavırla hınç sabitlenmektedir. Boş sözler vurgusu ile “dalga” geçilip “biz yaparız” denilen şey tekilliğe rıza gösterilmesinin zorunlu kılınmasıdır artık. Akp’nin yaparım dediği meselin Türkçe karşılığı Roboski’dir. Halkın üzerine bombaları izansız yağdırabilmeyi sorunsuz görmesidir. Akp’nin yaparız bahsinin bir başka düzlemdeki değil, iş bu ülkedeki düz anlamı Soma’dır, Ermenek’tir, Şırnak’taki kaçak madenler daha büyük kâr hırsları için kurban çoğaltmaktır.

 

Akp’nin yaparız bahsinin Türkçesi yağmadır salt ekonomik değil, sosyo kültürel tüm verilerin tahrif edildiği kaynağı belirsiz ülkenin(!) kıt kanaat yaşamlarına tek tutundukları dal olan din üzerinden saldırıdır. Akp’nin yaparız dediği dini öne sürerek düşmanlığı kalıcı bir yıkımı daim kılma gayretidir. Tüm müştereklerin tarumar edildiği bir ülkedir illa ki varılmaya açıkça çalışılan. Dini kullanarak bütün fenalıkların sorgulanmayacak bildirilmesi gayretidir ol halkını aptal yerine koymaya devam ederek. Dini ritüellerin siyasetin belki de en fenası olmuş tezahürlerinden el bularak gözdağının ta kendisi haline dönüştürülen bir devamlılıktır yapmak edimi. Onlar konuşur Ak parti yapar veçhesi, kendi bekasının, sistemi paylaştığı tüm burjuva siyasetinin mirasçıları olan düzenin kalıcı üyelerini göstere gelendir. Devir kimin olursa olsun onun dümen suyunda yol alanların sığındır bir limandır yine yeniden.

 

Politik tahayyülün, lider mitinin en son halkasına secde etmek, hiddetine sessizce ortak olmak, kırımlarını ve katletme istencini onaylamak olduğu görünendir “akp yapar” vurgusu. İki arada bir deredeki, sıkış tepiş denk getirilen düşman mitinin ayrıştırılmaz öğeleri Ermeniler, Zerdüştiler, Lobiler, Mihraklar, Kızıllar, Kızılbaşlar gibi atfedişlerle yapma edimine her gün yeniden can suyu verilir. Yapılan daha büyük tahribatlar kesintisizleştirilen bir uzamın cehennemî halidir. Görüp de anladığımız bakıp da paylaştığımız yaşamaya mecbur kılındığımız bu haldir, bu gidişattır. Kesintisiz bıçak sırtında yaşamaktır pay edilen. Durumun noksansız, nobran bir gidişatı sıradanlaştırma gayreti manidar bulunurken erkçe bu yaşatıldığımız hal ve gidişat her neyin nesidir yanıtsız bırakılan bir meseledir. Taarruzların güncellene geldiği uzamda demokrasidir çiğnenip de durulan.

 

Bir sakız gibi kullanıldıkça katran karası bir reçineye dönüşen hak, hukuk ve adalet kavramlarının içlerinin boşaltılmasıdır günbegün şiar edinilen yapılan. Muhtelif değil muntazaman ol siyasa sahnesinden iletilen her mesajda insanların gözlerine baka baka bu fecaatin kanıksatılmasıdır meselenin özü yapılan. Çaptan düştükçe, hakaretamizliğe dört elle sarılanların, muhalefet için demediğini yarına bırakmadığı bir perspektif ‘bina’ olunmaktadır. Faşizmin tanımlarına, hem onay hem de ilavelerin gerçekten gerçek kılındığı bir ülke bina edilendir. İnsanlık kavramının altının oyulduğu salt tüketen, biat eden, bir fabrika gibi nüfus artışından sorumlu daimi sürekli çoğalan ve hiçbir dayatmayı asla sorgulamayan bir ülke toptan sahneye konulandır. Şeklini ve şemailini tutturmaya çalışılan hamur budur işte.

 

Onlar denilen bizler, sözün bu naçarlığa rehin edilmesi gayretine bir karabasanın noksansız türetilmesine karşı hemavazken hınçtır, adalet ve kalkınma partisince sahiplenilip durulan. Sözü eylemeye gayret ederken, nefretin aşamalarıdır günbegün hayatlarımızın merkezinde handiyse demirbaş ilan edilen, biz söylerken onların tam teşekküllü devlet mekanizması yerer, yıkar, bozar ve katleder. Sistem denilenin istikbali adına bireyin, reel politikte bir mahkûm olduğu artık alenileşmektedir. Kesintisiz sürdürülen bir yok etme diskurudur gün başından en sonuna kadar ömrü billâh. Temelleri sağlam atılmış olan bu devlet söyleminin zaruri gibi gösterdiği, kendince tanımlandırdığı sözcükler nihai bir biçimde yıkımın daimiliğini tescil etmektedir. Biteviye devam edilen bu taarruzlar bir yandan, koşar adım örtbas çabaları diğer yandan, zaman aşımları, bir dolu kadüklüğün tıynetsizce “gerçek” addedilmesiyle birlikte memleketin halini de özetlemektedir.

 

Direnişlerse satır aralarında bile bahsedilmeyendir. Yaralar kanamaya devam ederken -bunlar yoktur diye nihayetlendirilendir. Yargılar çoktan yaftalara evirilmiş hukuksuzluk bir norm ilam edilmişken eleştirel tahayyülün anlamı paramparça edilmektedir işte. Sırtlandığımız yükler gelip geçecek laf olsun diye anılan meseller değilken haddin hududun hep ötesinden örülmesi sürdürülendir. Halkların, tahayyülü yerine tehditle, yağma pastasından pay kapma hırsında ilerleyenler ile yön belirsizleştirilendir. Yeni, büyük, güçlü eskinin tözüdür onunla yoluna devam eden bir ülkedir. Yeni, büyük, güçlü olanca hiddete kol kanat germeye devam eden bir eski turnusolüdür. Kendiliğinden gelişimini sürdüren linç kültürünün altına yeni harlar eklenmesi çabasıdır göre geldiğimiz. Birbiri ardına sorumsuzlukla kurulan cümlelerin dâhilinden, büyük nutuk diye yutturulmaya çalışılanların az sonrasında nasıl bir düşmanlık tavrını beraberinde getirdiğini özetlemektedir.

 

Samsun mitingi sonrasında saldırıya uğrayan Halkın Demokrasi Partisi üyeleri ile Erzurum’da günaşırı taarruz ile sınanan Cumhuriyet Halk Partisi vekil adayının ve destekçilerinin buluşturulduğu yapımın ta kendisidir anlatmaya çalıştığımız yeninin ambalajı altından çıkagelen. Tahakküm sahnesini asla terk etmezken dönüşümünü,  sabık tehdit mekanizmasını güncelleyerek sağlama almaya devam etmektedir. Seçimlerin güvenliği yanında, can güvenliğinin her ne halde olduğu bugün afişe olmaktadır. Tehdit olarak görülenlere milliyetçi, dinci, paramiliter mangaların saldırıları ol bildiğimiz şarkıdaki gibi her dile aynı olan faşizmin diskurunu beton millet sakarya’yı açık, aleni bir biçimde cisimleştirmektedir. Dilinden çıkan söylemin sokakları nasıl dönüştürdüğü, nasıl içinden çıkılamayacak kadar kinin yüceltimi halini göstere gelen veziri cumhurun lafının daha tamamlanmasına gerek olmadan emrini yerine getirmeye hazır olanların suretidir o bahis tüm anlatmaya çalıştığımız.

 

Affedersiniz Ermeni’den, biliyorsunuz bu Zerdüşt, onun esas hali ve kimliği Kızılbaş gibi göndermeler, Kuran-ı Kerim ile savunmalar gerçekleştirmek, hiddetin yönünü ve yüzünü bu sefer din kisvesiyle beraberce şekillendirmek bu anlatmaya çalıştığımızı yekten örneklemektedir. Bugün sadece bir sandık bahsinin kıyısında değiliz. Hayatiyet meseli ve anlamı söz konusuysa nasıl köşeye kıstırıldığımızın ilamı söz konusudur. Müştereklerimiz talan edilmeye devam edilirken bir siyasetçinin evine yapılan baskının onun canını almak için olduğu iddiasını gündeme taşıdığı bir ülkeden bildiriyoruz. Bir gazetecinin, gizli saklı kalması için çabalanılan savaş suçunu açık ettiği, topluma bildirdiği için “haddi bildirilecek” denilerek birinci isim tarafından tehdit edildiği bir ülkeden bildiriyoruz. Bu ülkenin yaşadığı direnişlerin belki de en çok hayatlarımıza karışmış, herkes için bir manası olanına karşı süreklilik arz eden nefret söyleminin aralıksız güncellendiği bir ülkeden aktarıyoruz.

 

On dördünde katledilip bir seneye yakın komada kalan bir çocuğun direncinin tüm sistemi kendiliğinden altüst etmesi ve bir hesap verilmesi gerekirken, halen o çocukla hesaplaşmaya çalışan bir devletin sınırlarında kalem oynatıyoruz. Dahası da vardır Kadıköy’de anısına dikilen heykelin sayısını artık çoktan unuttuğumuz saldırılardan birisine daha uğramasının sıradan addedildiği bir ülkede sözümüzü eylemeye çalışıyoruz. İkinci yılına girdiğimiz Gezi Direnişi sonrasında katledilenlerin aileleri için davaların açıldığı bir ülkeden bildiriyoruz yaralarının henüz kanamaya devam ettiği erkçe yapılanlar sayesinde tanıklık ettiğimiz insanlara bir kez daha dünyayı başlarına indirmek için çabanın yeni aşamalarını gördüğümüz ülkede söze karışıyoruz.

 

Yaralarımız bizlerle birlikte ol uzamın hemen her santimetrekaresinde bir gölge gibi hayatlarımızı dönüştürürken, kapsarken gördüğümüze değil anlatılanlara kanmamızın geleceğimiz için ehven olacağının dillendirildiği bir menzilde sözcüklerimiz bir başımıza yol alıyoruz. Tehditler yinelene durulurken hayatımız bahsinin her ne hallere konulmak istendiğinin bilincinde söze karışıyoruz. Mahvolmamak için elimizde kalan tek seçeneğin sözümüzü isyanımıza dönüştürmenin, isyanımızın ise hayatlarımızın bu paramparça edilmesi istencine karşı bir dur artık olduğunu bildirmek için çabalanıyoruz. O menzilin bambaşka bir yer değil bizatihi bu topraklar olduğunu anlatabildiğimizde, yetti artığı işittirebildiğimizde bir şeylerin dönüşebileceğinin hayal gücü ile yol almaya çalışıyoruz.

 

Dünü ve bugünü bu hali bildiğimizden yarın aynı fecaate rehin olmamak için vaktinde söze karışma çabasındayız. Erkânın her vecizinin ardından çıkagelen icranın hayatımıza kasıt olduğunu hiç unutmadan sözümüzü kurtarmanın, hakkımızı savunmanın mevzisindeyiz. Bugün ve yarın ve daha sonrasında direnişin ne olduğunu yaşayarak belirginleştirmeye devam edeceğimiz açıkça belirgin olandır. Yıllardır sürdürülenin artık başı sonu hiç belirsiz kılınanın despotluğun kalıcılaştırılması çabası olduğu açıkken “Antifa” hayatlarımızın öznesidir.

 

Bugün, burada –ta ki aşağıdaki ezginin sözleri kadar sahici bir ortaklaşmaya, müştereklerimizi kurtarıncaya kadar sürecek bir edimdir özetin özetidir arz-i halimiz. Şimdi bir kez daha bu seslenişe ortak olduğumuzdur tüm anlatmaya çabalandığımız. Arz-i halimizdir.

 

Tarihte bir sapma değil bugün de lazım Antifa

Mücadele hep sürüyor mühim değil coğrafya

Hanzala hep bizimleydi, yüzünü dönecek mutlaka*

 

 

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler