Dr. Mustafa Peköz yazdı… CEMAAT AKP ÇATIŞMASININ KISKACINDA KÜRTLER


  • Gündem
  • 04 Oca 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

images

Cemaat ile AKP arasındaki devletleşme çatışması bütün hızıyla devam ediyor. Bu çatışmanın çok yönlü bir gelişme içerisinde ilerlediğini ve dengelerin hangi gücün lehine değişeceğini 30 Mart 2014 yerel seçimlerden sonra şekilleneceğini birkaç haftadır vurguluyoruz.

 

Dünya kamuoyunun da yakında izlediği bu çatışmanın uluslar arası ve bölgesel boyutları artık çok daha belirgin olarak ortaya çıkmış bulunuyor. Özellikle bölgesel ve iç politikanın çok önemli inolan Kürt sorunu, şuan yeterince su yüzüne çıkmayan ama söz konusu bu rekabet ve çatışmanın en önemli halkasından biridir.

 

Çatışmanın Türkiye’nin bölgesel politikalarının yönünü belirlemede de bir rol oynayacağı sıklıklı vurgulanıyor. Bu bakımdan operasyonun bir parçası da Güney Kürdistan’dır. Halk Bankası, sadece İran’da değil aynı zamanda Güney Kürdistan’da gelen petrollerin paralarının kullanıldığı ve transfer işlemlerinin yapıldığı bir banka olarak biliniyor. Güney Kürdistan’da faaliyette bulunan bir başka banka da cemaatin para aklama merkezi olarak bilinen Asya Bank’tır. Cemaat, Güney Kürdistan’da eğitim, sağlık ve sosyal alanda son derece etkindir. Buradaki okullarda, başta Kürt devlet yöneticilerinin ve bürokratlarının çocuklarına Türkçe öğretilmesi Gülen’in en övündüğü konulardan biridir. Ayrıca Güney Kürdistan inşaat ve gıda sektöründe cemaate yakın şirketlerin önemli bir pay sahibidirler. Gülen cemaati ile Güney Kürdistan Yönetim arasında son derece sıkı bağlar bulunuyor.

 

 

 

AKP’nin inisiyatifinde izlenen devlet politikasının merkezinde enerji yatakları bulunuyor.  Güney Kürdistan petrollerinin yeni boru hatlarıyla Ceyhan’a aktarılması, Türkiye ekonomisi bakımından son derece önemli bir rol oynuyor. Güney Yönetimine ödenmesi gereken milyar dolarlar, Halk Bankasında tutularak hareket halindeki bir sermaye olarak ülke içinde kullanılıyor. Yeni petrol boru hatlarıyla bu oranın çok daha yükseleceği biliniyor. İran’ın, AKP’ye yönelik operasyonun bir parçası olarak ön plana çıkması, dikkatleri Güney Kürdistan’a yönlendirdi. Yani Barzani’nin tutumu, Türkiye’nin bölgesel ilişkilerini belirlemede önemli bir faktör olacaktır. Bunun bilincinden olan AKP, Barzani’yi önceden Diyarbakır’a davet ederek, ‘Kürdistan Bölge Yönetimi Başkanı’ olarak resmi düzeyde tanıması ve Diyarbakır’da Barzani eksenli bir politik faaliyet sürecine destek vermesi, bugün oluşan politik denklemle doğrudan ilişkilidir. Güney Kürdistan Yönetimi, şimdilik Erdoğan-Gülen çatışmasında iki tarafa eşit mesafede duracaklardır. Genel politik yaklaşımlarını da bölgesel gelişmelerdeki gelişmelerin Türkiye’ye yansımasına göre karar vereceklerdir. Ancak genel eğilimin, stratejik ekonomik çıkarlarına, Irak ve İran’ın genel politik yönelimine bağlı olarak Erdoğan’a doğru kaydığını söylemek yanlış olmaz.

 

 

 

Devletleşmek isteyen her iki İslamcı politik gücünün Kürt sorununa yönelik izlediği politika, önümüzdeki sürecin politik dengelerini belirlemede önemli bir faktör olarak ön plana çıkacaktır. Kürt soruna bakış açısında bir kısım farklılıklar bulunmasına rağmen devletin temel yaklaşımında esasen aynı stratejisiyle sahiptirler. Erdoğan çözüm sürecinde devletin varlık nedeni olan dört ‘tek’lerden vazgeçilmeyeceğini ısrarla vurguluyor. Cemaat ise PKK’nin tasfiyesi karşılığında ‘ana dilde eğitim’ olabilir diyor. Aynı şekilde ordunun temel yaklaşımı da biliniyor. Bu bakımdan Kürt sorununa yaklaşımda devletleşme rekabetine giren iki temel güç ile ulusalcı-Kemalist kanadın bakış açısı birbirini tamamlar niteliktedir. Bu temel yaklaşım gözden kaçırıldığında yanlış politik sonuçlar ortaya çıkar.

 

 

 

Ancak bir başka realite de, devlet, tasfiyeci politikalardan ısrar etmesine rağmen, Kürt sorunun gelmiş olduğu boyut bakımından, söz konusu inkârcı politikaları işlevsizleştirmiş bulunuyor. Küresel güçlerin bölgesel politikalarının merkezine oturan Kürt sorunu, zorunlu bir çözümü dayatmış bulunuyor. Güney ve Batı Kürdistan politik gerçeği bunun en somut örneğidir.

 

Devletin önünde duran bekli de tek stratejik krizi Kürt realitesinin gelmiş olduğu politik boyuttur. Bu bakımdan devlet içi rekabet ve çatışmalarda karşıt güçlerin birbirlerine karşı kullandıkları en zayıf halka olarak ön plana çıkıyor. Bugünkü iki İslami güç arasındaki savaşta, Kürt sorunu bu sürecin bir çatışma aracı olarak çok daha yoğun bir tarzda kullanılacaktır. Cemaat, AKP’nin özellikle Türk kamuoyu karşısında onun toplumsal tabanının etkileyecek en zayıf halkı olarak PKK ile yapmış olduğu müzakereler olduğunu biliyor.  Bu bakımdan cemaat ile AKP arasındaki çatışmanın merkezine Kürt sorunun çözümünün gelmesi bir sürpriz olmamalıdır. Oslo sürecinin belgelerinin kamuoyuna sunan gücün cemaat olduğunu çok daha önce yazdım. Cemaatin, Oslo görüşmelerini basına sızdırmasının birçok yönü bulunmakla birlikte, esasen AKP’ye Kürt sorunun çözümünde kendi politikalarını dayattı ve çözüm sürecinin çerçevesini belirledi. Böylelikle Cemaat-AKP-Ordu ittifakı sürece yön verdi.

 

Bir önceki yazımda belirttiğim; “bu sürecin en önemli kritik halkasından biri de Kürt sorunudur. Sistem içerisinde bu konuda esasa ilişkin ortak bir politika oluşmuş durumda. Her konuda birbiriyle çatışan, savaşan güçler, Kürt meselesinde tam bir uyum içerisindedirler. Ancak, iç iktidar kavgası, Kürtlere karşı çok yönlü bir saldırıya dönüşme olasılığı yüksektir.”  İki İslami güç arasındaki politik dengelerin varacağı boyuta bağlı olarak, politik çatışmanın ve kaosun Kürtler üzerinde sürdürme eğilimi oldukça fazladır.

 

Bugünkü dengelerde Kürtlerin belirleyeceği politik tutum, bütün güç ilişkilerini etkileyeceğini hem AKP, hem de Cemaat çok iyi biliyor. Bu bakımdan karşılıklı politik hamleler, adını konulmadan Kürtler üzerinde yürütülecektir. Örneğin   “Cemaat-AKP Çatışması Ve Olası Senaryoları” makalemde “Cemaat, Mustafa Balbay’ı bıraktırarak CHP ile olan yakınlaşma eğiliminde olduğunu gösterdi. Kürt milletvekillerinin taleplerini yargıdaki gücünü kullanarak sürekli reddetmesi, hem Kürt politikasındaki tutumunu ortaya koydu, hem de AKP’yi zor durumda bırakmak istiyor. Buna karşılık, Erdoğan, özellikle yargı ve emniyetteki tasfiye sürecinden sonra Başbuğ gibi bazı generallerle, Kürt milletvekillerini serbest bıraktırarak yeni bir denge oluşturabilir.”  Anayasa Mahkemesi Kürt Milletvekillerinin başvurusunu olumlu gördü ve Balbay gibi serbest bırakılması gerektiğine karar verdi. Kürt milletvekillerinin serbest bırakılmaya başlandı. Bu bakımdan, Cemaatin oluşan politik dengeler karşısında zorlandığı görünüyor. Yıllardır kendi hukuklarını çiğneyerek esir tuttukları Kürt milletvekillerinin serbest bırakılmış olması, Kürt sorunun çözümüne bir katkı sunsa da meselenin esasını oluşturmuyor.

 

Önümüzdeki süreçte. Cemaat-AKP savaşında, Kürtlere yönelik izlenen politikalar da neler olur sorusuna baktığımızda vurgulanması veya dikkat çekilmesi gereken bazı temel noktaların bulunuyor. Bu süreçten oluşan yeni ittifakların Kürt sorununa yönelik politikaları doğrudan etkileyecektir. Bu bakımdan anlık politik reaksiyonlardan çok, önümüzdeki süreçte oluşacak olan dengelerin Kürt sorunun çözümüne ilişkin nasıl şekilleneceğine bakmaktan yarar var.

 

Cemaat, PKK’siz çözümden ısrar ediyor, çünkü PKK’nin olmadığı bir Kürt coğrafyasında kendi gücünü birkaç kat daha arttıracaktır ve Kürdistan’daki bütün toplumsal ilişkileri etkileyecektir. Güney Kürdistan bunun somut bir örneğidir. Ayrıca Kuzey Kürdistan’da cemaat devlet kadar örgütlüdür. Bu bir devlet politikası olarak uygulandı ve bundan sonra da uygulanacaktır.

 

Bu çatışma ittifak ve güç ilişkilerini yeniden belirleyecektir. İlan edilmemiş bir Cemaat-CHP İttifakı oluşmuş durumda. Bu iki gücün Kürt sorununa yaklaşımı biliniyor. PKK’siz bir çözüm bunların ortak buluşma noktasıdır. Bu gederek çok daha güncellenecektir. Tersten AKP-Ordu ve bir kısım ulusalcı güçlerin ittifakı oluşuyor. Generallerin ve ‘Ulusalcı’ güçlerin Kürt sorununa yaklaşımı biliniyor. AKP ile bunlar arasındaki ittifak, Kürt sorununa yaklaşımda çok ciddi bir değişikliğin olmayacağını ve esasen tek merkezli bir politika izlediklerini ortaya koyuyor.

 

İki İslamcı grup arasındaki çatışma artarken özellikle devletle-PKK ve Öcalan arasındaki görüşmeler çok yönlü deşifre edilecektir. Örneğin, Oslo görüşmelerinde olduğu gibi Öcalan’in BDP heyeti ile yapmış olduğu görüşme resimlerini ilk kez basına sızdıran cemaat oldu. Görüşmelerin MİT’in kontrolünde son derece gizli yapıldığı dikkate alınırsa, bu resimlerin basına sızdırılmasının anlamı şudur: AKP’nin Öcalan ile yaptığı bütün görüşmeleri biliyorum. Belgeler elimde. Öcalan’a ve PKK’ye ne gibi tavizler verildiğini, nelerin konuşulduğunu biliyorum. Gerektiğinde bunları basına sızdırırım. Yani bir bakıma AKP’ye yönelik bir şantaj özelliği taşıyor. Böylelikle milliyetçi damarı güçlü olan Türk toplumunu AKP’ye karşı harekete geçiririm. Özellikle seçimlere yakın bir dönemde bunların gündeme gelmesi sürpriz sayılmamalıdır.

 

Bundan çok daha önemlisi, bir Kürt illerinde yeni katliam provokasyonları gündeme gelebilir. Bu tür bir saldırının politik dengeleri önemli oranda sarsacağı biliniyor. Devlet adına bir çözüm üretmeyen veya üretemeyen AKP’nin doğrudan muhatabı olduğu Roboski gibi bir saldırı, Kürtler bakımından ciddi bir kırılma noktası olacaktır. Ayrıca, çok zayıf bir olasılıkta olsa, İmralı sisteminde hem cemaat’in hem de devletin çekirdek merkezi olan kontrgerilla elemanlarının varlığından kimsenin şüphesi olmasın. Bu iki güç, mevcut politik iç çatışmayı çok daha büyük bir saldırıya dönüştürmek için Öcalan’a yönelik bir kısım saldırı hamleleri gündeme gelebilir. Bu konunun hem PKK, hem de BDP’nin devletle görüşmesi ve gerekli duyarlılığı göstermeleri önemlidir. Özellikle ‘paralel devlet’ kavramını ilk ortaya atan Öcalan’ın olması ve Erdoğan’ın ‘Mursi’ gibi yargılanmak istemesine dikkat çekmesi, hem cemaati, hem de başka güçleri rahatsız etti. Bu bakımdan, Öcalan’a yönelik bazı saldırı hamlelerinin gündeme gelmesi asla küçümsenmemelidir.

 

Bugünkü politik dengeler içerisinde AKP’nin Kürt politikasında bir çözüm havası vermesi ve bütün suçu Cemaate atması tamamen aldatıcıdır. Bu Erdoğan’ın sıklıkla başvurduğu bir yöntemdir. Bunu Kürt bölgesinde pozitif bir havaya dönüştürüp seçimlerde bir alternatif olarak kullanacaktır. Özellikle Kürt illerinde Erdoğan’a destek eylemlerinin yapılması da bu sürecin bir parçasıdır. Bu bakımdan başta PKK olmak üzere bütün Kürt politik güçleri, mademki ‘Kürt sorunun çözümünü bunu cemaat engelliyordu’ bu oyun deşifre oldu ve Kürtlerin ileri sürdüğü temel talepleri kabul edin. Bu bakımdan KCK Tutuklularının serbest bırakılması ve Öcalan’ın avukatlarıyla görüştürülmeye başlanması bir iyi niyet olarak görülebilinir. Ayrıca Kürt sorunun parlamento düzeyinde çözümlenmesi için politik bir ortam oluşmuş bulunuyor, Bunu yapmadığı sürece, AKP, cemaat ile sorunlarını Kürtlere karşı bir oyalama malzemesi olarak görecektir.

 

Türkiye’de darbe iddiasıyla Ergenekon Balyoz gibi davalar açıldı ve yüzlerce general yargılandı, tutuklandı ve ceza verildi. Birkaç istisna dışında, yıllarca Kürt coğrafyasında katliam yapan, binlerce faili meçhul cinayetleri gerçekleştiren subaylar, generaller yargılanmadı. Yani darbe, katliam, faili cinayetlerin araştırılması Kürt sınırında bitiyor. Çünkü bir devlet politikasıdır. Şimdi aynı şekilde cemaat’in devlet içerisindeki örgütlenmesinden bahsediliyor. 2000 kişilik bir liste bulunuyor. Çok açık söyleyeyim, bunların hiç birinde Kürt bölgesinde faaliyet yürüten cemaatin imamları ve yöneticileri bulunmayacaktır. Devletin Kürt illerindeki faaliyetlerine dokunulmayacaktır. Örneğin cemaat’in Kürt bölgesinin imamı, Diyarbakır imamı, emniyetteki imamı, ekonomiden sorumlu imamı, üniversitelerden sorumlu imamı gibi sayısını çoğaltacağımız imamların hiç biri deşifre edilmeyecektir. Kürt milletvekillerinin bırakılmasına engelleyen Diyarbakır’da cemaatin yargıdaki imamı değil mi? Kürdistan’da bulunan polis şeflerinin çok önemli bir kısmı cemaat kadrosu olduğunu bilmeyen yok. Bunlara dokunulmaz çünkü Kürt coğrafyasında örgütlenen cemaat, aynı zamanda devletin stratejik örgütleriyle ilişki içerisindedir.  Devletleşme çatışması içinde olan iki İslamcı grubun kavgası, Kürdistan sınırlarında biter ve ittifak oluşur.

 

Ayrıca AKP’nin Kürt politikasını anlamak için Rojava’ya bakmak yeterlidir. Birleşmiş Milletlerin uyarısına rağmen halen tırlar dolusu silahları El Nusra’ya taşıyan bir AKP gerçeği var. El Nusra’nın Rojava’daki saldırılarına aktif destek veren Türk devlet politikası terk edilmediği sürece, AKP’nin Kürt politikasının merkezinde tasfiyenin olduğu asla unutulmamalıdır. Cemaat-AKP çatışması bizi yanıltmamalıdır.

 

Kürtler, sistemin farklı eğilimleri arasında devam eden çok oyunlu ve çok yönlü savaşta asla taraf olmamalıdırlar. Çünkü bunların Kürt politikası esasen aynıdır. Yapılması gereken şu, birincisi toplumsal dinamiklerin canlı tutularak, Kürtlere yönelik yapılan komploların boşa çıkartılmasını sağlamak, cemaat’in Kürt bölgesindeki faaliyetlerini ve örgütlenmesini deşifre etmek, mevcut politik dengeleri Kürtlerin stratejik çıkarları için kullanmaktır.

 

Bu süreçte de üçüncü yol kullanılmalıdır.

 

Gokyuzu9@aol.com

images

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler