EZBER BOZUMU (1) / Akın OLGUN



untitledAKIN OLGUN/ BirGün

Ezber Bozumu (1)

Hrant’ın katledildiği haberi vicdanlarımıza düştüğünde “olamaz” dedik. Binlerce insan evinden, iş yerinden, sokağından adımlarını hızlandırarak Agos’un önüne doğru kendiliğinden yürümeye başladı. Birbirinden habersiz binlerce insan Agos’un öne geldiklerinde artık sayıları yüz bini bulmuştu. Farklı dünya görüşlerinden binlerce insan Hrant için bir araya gelmişti. Gözyaşı ortaklaşmış ve “hepimiz Hrant’ız” sloganında kendine yer açmıştı.

Hrant’ın katledişi bir dönüm noktası oldu. Öncesi de var elbette. Adaletsizlikler, işkenceler, katliamlar, cinayetler, hukuksuzluklar… Hrant’ın katledişinin hemen ardından sorumluların zamana yayılarak terfi ettirilmesi, cinayete göz yumanların korunması ve adaletin sürekli taklalar atarak gerçek sorumluları dosyadan ayıklama çabası hiç bitmedi. Her ölüm yıldönümünde binler Agos’un önünde toplandı ve davanın peşini asla bırakmadı.

İlk defa mı bir Ermeni öldürülüyordu? Hayır… Ama toplumsal bilinç, yüzlerce cinayetin, adaletsizliğin ve zulmün içinden süzülerek birikiyor ve taşma noktasına geldiğinde akıp çatlağını bulmak için birbirini itekleyerek akışı hızlandırıyor.

Tunus da ilk defa mı bir genç kendini yaktı? Hayır. Tüm kuzey Afrika ve Ortadoğu’yu ayağa kaldıran ve tüm dengeleri yerle bir ederek diktatörleri önüne katıp süpüren bu olay, yüzyıldır birikmiş bir öfkenin tek bir olayda taşıp karşısında duran her şeyi yerle bir ederek akmasını tetikleyen bir an sadece.

Yıkılmaz denileni yıkan, değişmez denileni değiştiren, olmaz denileni olur kılan sessiz bir enerji birikimi.

Türkiye de ilk defamı parklar yok ediliyor, ağaçlar kesiliyor, nerede yeşillik alan varsa yağmalanıp talan ediliyor? Hayır. Bu ülkenin yöneticileri Kürt savaşında binlerce ağaçları kendi elleriyle yakıp, çorak araziler yaratıp askeri üstünlük stratejileri ürettiler. Gözümüzün önünde olup biten bu orman katliamlarını “terör” demagojisiyle perdelediler. Dumanları görmedik, yok edilen bitki örtüsü ve canlıları görmedik tıpkı köyleri yakılan, yıkılan, katledilen yoksul Kürt köylülerinin ağıtlarını, zılgıtlarını çok uzun yıllar duymadığımız gibi… Ama bir yerlerde birikiyordu. Fısıltılar fısıltıları örgütlüyordu ve kulaklarımıza ulaşıyordu. Milliyetçilik duvarından sesleri aşırtarak gerçeği duyurmaya çalışan insanlar bunun bedelini çok ağır ama çok ağır ödediler. Demokrasi ve mücadele geleneğinin güçlü damarı her zaman onların sayesinde diri tutuldu.

Ve İktidar;

“Ben odunu bile aday göstersem milletvekili seçtirim.” Diyen Menderes geleneğinin devamcısı oldu. “iktidar eşeği aday gösterse seçerim” olarak bugüne evirildi.  İç ve dış destek gücün pekiştirilmesi için bir araç haline getirildi. Güç, kurumlaşmasını tamamladığında gelenek aslına rücu ederek sırıtmaya başladı. Tek adam siyaseti kurumlaştı. Tek bir adam’ın ağzından çıkan her söz yasa, kanun ve emir haline geldi. Kim buna karşı çıktıysa ya kirletilerek kenara itildi, ya da susturuldu. Mabadını kollayan herkes siyaseti pozisyon eden Başbakan’ın etrafında fırıldak gibi dönmeye başladı. Adaletsizlikler ve hukuksuzluklar hemen her şeyin üstü örtüldü ve şaşalı alkışlarla kutsal bir emir gibi kabul gördü. Türkiye’ye akan sermaye ve biriken paranın etrafında konumlananlar kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez diyerek, baskı ve zulmün kuyruğuna takılıp tavuk olarak gördükleri demokrasinin boynunu altın tepside iktidara sundular. Hak ve özgürlükler mücadelesi kavramı aslında hiçbir zaman AKP kadrolarının içselleştirdiği bir kavram olmadı. Onlara dışarıdan yüklenen bu misyon bir yamaydı ve ondan bir an önce kurtularak siyaseti kendi geleneklerine göre dizayn etmenin peşine düştüler.

Halk’ı kul olarak gören siyasi gelenek hortladı. “Ben yaptım oldubitti”ye döndü. Kim sesini çıkarsa ertesi gün göz önünden uzaklaştırıldı. Maden göçüğü altında kalanlara “güzel öldüler” dediler. Tuzla tersanelerinde hayatlarını kaybedenlere “ yüzme bilmiyor ölüyorlar” dediler. Cem evi diyenlere ” cümbüş evi” dediler. Roboski dedik “kaza dediler”, reyhanlı dedik “ Esad’cılar” dediler. Hukuk dedik “iki ayyaş” dediler. Taş atan çocuklar dedik “taş değil kaya atıyorlar” dediler. Barış dedik “ben olsam asardım” diyerek ellerinde ip miting yaptılar. İşkenceci polisler dedik “yedirtmeyiz” dediler. Tutuklu gazeteciler dedik “ gazeteci değil terörist” dediler. Yetmedi ağzını açanı darbeci, Kürt sorunu diyeni “kandil muhipleri” oldu bir günde. Başbakan kime, neye atarlansa arkasından kılıç kalkan kuşanan kalemler linç için birbirleriyle yarıştılar. Her gösteriyi, her hak talebini gaz, cop, tazyikli su ve açılan davalarla bastırmayı hiç ihmal etmediler. Güvenlik temelli yaklaşımlarını tüm topluma yedirerek, herkesi özel güvenlik formuna yerleştirip, tek tip modeline sarıldılar. Dindar nesil, ecdat, üç çocuk, kürtaj ve benzeri derken “dinin emrettikleri neden sizi rahatsız ediyor” sorusunu ortalığa saldılar. Din popülizmini siyasetin ana merkezine oturturken, karşı çıkışları daha baştan din karşıtları olarak ilan etmiş olarak düğümü sıklaştırdılar.

Tüm bu yaşanan adaletsizlikleri ve ötekileştirmeyi binlerle çarpınca neden Gezi parkı direnişinin bir anda tüm ülkeye yayıldığını görürüz. Toplumun tüm kesimlerinin buluştuğu bir itiraz var.

Haftaya bu itirazların sokağa yansıyan ve alışık olmadığımız görüntüleri ve tavır alışları ile devam edelim…

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler