Ezber Bozumu ve ortak hikâyelerin yoldaşlığı / Akın OLGUN



imagesAKIN OLGUN/ BirGün Gazetesi

Ezber Bozumu ve ortak hikâyelerin yoldaşlığı

Her şey tıkırında işliyor gözüküyordu. Kimsenin gıkını çıkarmayacağı,  itiraz edemeyeceği bir Türkiye düşü neredeyse gerçeğe dönüşüyordu. Haklarını verelim; Tam 11 yıldır kafalarındaki projelerle, toplumun farklı kesimlerini yedekleyerek, değişim havası yaratıp sonra ahmakıslatan yağmurlara yakalatıp şapşala çevirdiler. Askeri vesayet dönemi bitiyor, darbecilik yargılanıyor, hak ve özgürlüklerin önü açılıyor, AB uyum yasalarına uygun büyük adımlar atılıyor vb karartması ile kimsenin itiraz edemeyeceği söylemleri arka arkaya dizerek kervanı düzdüler. Derken, asıl dertlerinin bu olmadığı,  kendilerini sağlama aldıklarına inandıkları anda gün yüzüne çıkmaya başladı. İslam referanslı söylemler demokrasi söylemlerinin yerine geçti. Tek adam siyaseti etrafında çöreklenen siyasi yelpazede artık yan destekçilere ihtiyaç kalmamıştı. Başbakan, hükümdarlığını ilan edişini kürsü konuşmalarında yaptığı tehditlerle açıkladı. Yeni dönemin ilk işaretleri bu tehditlerle geldi.  İktidar sürekli taşlayacağı, taşlatacağı “şeytanlar” bularak kendini ve siyasetini herkesin etrafında döneceği bir Kabe haline getirdi. Her kesim için ayrı bir baskı politikası birer proje olarak uygulandı. Kemalistler, Kürtler, sol güçler, demokratlar, aydınlar, sanatçılar, gazeteciler, sivil toplum örgütleri, azınlıklar, aleviler hızla ötekileştirilerek üzerlerinde tepişilmeye başlandı. Nefret dolu söylemlerini bilinçaltlarından toplumun üzerine kusarak, boşalan midelerini “ye kürküm ye” diyerek doldurmayı kutsal bir hak gibi gördüler.

Artık, dün hiç yaşanmamış gibiydi.

İşte, gezi parkı üzerinden fitili ateşlenen tepkilerin çığ gibi büyümesi bu tek adam siyasetinin bir sonucu olarak çıktı. Bireyi siyasi projelerine paketlemek, hayatı kendi istedikleri gibi akıtmak ve tüm hak ve özgürlükler talebine kulak tıkayıp, insana dair tüm duyguları kontrol etmeye çalışma ahmaklığı, içten içe konuşulan, tartışılan ama dışarıya taşmayan öfkeyi örgütledi.

İç konuşmalar duyulmaz. Biriken öfkeyi bu yüzden duyamadılar. Çünkü onlar kendi içleriyle, vicdanlarıyla konuşmayı çoktan terk etmişlerdi. Empati kurmak onlar için artık geçmiş bir hikâyeden ibaretti. Bu yüzden hızla korkuluklara dönüştüler.

Direniş onların tüm yüzünü ortaya çıkararak ne kadar zavallı, ne kadar düşük ve ne kadar halk düşmanı olduklarını tüm dünyaya ilan etti.

Halk hareketini okuyamamak…

Hepimiz biraz şaşaladık. Birey olarak şaşkınlık geçirmemiz elbette ki anlaşılır. Lakin siyasi aktörlerin mesele karşısında geliştirdikleri gel git’li halleri, birey şaşkınlığını kat be kat aşan açıklamaları, söylemleri doğru okumanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi. Bayraklı çıkışlara, posterli görüntülere bakıp “Ergenekon ve ırkçı bir kalkış” tespiti yaparak hükümete yandan destek çıkma acemiliği sanırım biraz da benmerkezci bir siyasetin sonucu olarak yansıdı. Kendisinin merkezinde olmayan her şeyi yine kendisine karşı geliştirilen bir oyun olarak görme eğilimi neredeyse önemli bir momentin kaçırılmasına neden olacaktı. On yıllardır sağ ve milliyetçi şartlandırmalar ile kodlananlar sokağa çıkıyor ve devlet denen mekanizmayla yüzleşiyordu. Mesele, bir çerçeve çizip müdahil olarak tepkilerin ortak gücünü doğru kanalize etmekti. Yıllardır bir hücrede yaşayan ve hayattan soyutlanmış olmasına rağmen sokağı doğru okuyabilen bir liderin sözleri sanırım önemli bir ders olmuştur. Apar topar görüşme ve Sırrı Süreyya’nın baypas edilmesine bir tavır geliştirememek, sürekli taviz veren ve irade koyamayan bir görüntüye dönüşmek ise iç acıtıcı oldu.

Meydanlarda herkes ve her kesimden insanlar vardı. Tüm milliyet ve azınlıklardan insanlar… Sol güçler, demokratlar, ilericiler. Eğer onlar müdahil olmayıp, sloganları ortaklaştırmasalardı bugün bu direniş hızla bastırılacak ve sessizliğe gömülecekti. İktidar yine darbe vb girişimi propagandasıyla üstüne yatacak ve baskı politikalarını meşrulaştıracaktı.

Herkesin, her bireyin kendisini meşru hissettiği zemin içerisinde tepkisini ifade etmesinden daha doğal ne olabilir?

Direniş kendi yaratıcılığını ve öğreticiliğini herkes üzerinde hissettirmiştir.  Meydanların hafızası canlanmış, kuşaktan kuşağa bir biçimiyle devrolan ama hissedilmeyen sözler, sloganlar dile gelmiştir. İnsanlar mücadelenin içerisinde birbirini anlar, dinler ve ortak hikâyelerinin yoldaşı olurlar. Bu mücadele hikâyeleri bizi birbirimize yakınlaştırır. Demokrasi ve barış mücadelesi bu yüzden iç içedir diyoruz.

On yıllardır halklar arasına örülen duvar o kadar kalın ve bir o kadar nefretle örülmüştür ki bunun en azından büyük bölümünün yıkılması bu direnişe müdahil olmakla sağlanmıştır. Bu bir milattır.

Sol, Kürt siyasi hareketi, partiler, ilericiler, aydınlar, sanatçılar hemen her kesim kendisini yeniden sorgulamak zorunda. Başka bir dil var meydanlarda. Her ideolojinin önünde olan bir dil bu. Bu yazının yazıldığı saatte hala meydanları inleten ve her günü utandıran bir direniş yazılıyor tarihe. Bekle gör politikası, utangaç direniş savunuculuğu ve bir sonraki gün için çıkar hesapları yapanları bile önüne katıp sürükleyen bir direniş var sokakta. Herkesin tavrını not ediyor insanlar. Tıpkı Nobel ödüllü Pamuk’un bu hareket üzerine birkaç kelam etmek zorunda kalışı gibi… Büyük resme bakıp Başbakan’ı başarılı bulanların edebiyatçılığının kâğıttan bir kaplan olduğunun anlaşılması gibi… İktidarın mabadını korumak için, tüm kontrgerilla haberleri, yazıları ile meydanların üzerine çöreklenen o güçlerin teşhir olması gibi… Asla unutulmayacak yazılanlar, söylenenler. Ağızlarını her demokrasi diye açtıklarında, yumruklarını sıkacak insanlar.

Direnişin etkisi Avrupa’ya da sıçrayacak elbette. Kapitalizm krizini sosyal kesintiler ve pahalılık olarak halkın sırtına fatura eden hükümetler isyanlarla karşı karşıya gelecekler. Gezi Parkı kıvılcımı onları da tetikleyecek.

Bu direniş içinde ölenler, sakat kalanlar, karakollarda işkenceye çekilenler, TOMA ların altında ezilenler, gaz ve tazyikli suyun önünde günlerdir direnenler, hemen hepsi, bize bir gerçeği anlamamız için seslendiler. O gerçek, demokrasi mücadelesinin bedelsiz olmayacağı ve zorla alınacağı gerçeğidir.

Yoksa biri gider, diğeri gelir.

Kalıcı olan meydanlara akan halkın gücüdür.

 

 

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler