Gerçek Karamsardır


  • Öyküler
  • 29 Mar 2013
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Joseph H. Hirshhorn“Kendi beyazlarımızı yaratıp, nefret ettiklerimize benzeyeceğiz”

Sabır taşını kelepçelemişti kendi ellerine… Susmakta, haykırmakta aynı tavda, suyun bilincinde dövülüyordu.

Yüreğin bu kadar yürekli, bu kadar barış yüklü oluşunun nedeni ise hakikati can’da arayışındandı. Bundandı Ahmet Kaya’nın ölümsüz kılınışı… Türkü yüklü olmak, türkülerde yiğit olmanın ağır yükünü taşımak, babayiğit bir harcın ürünüydü ve de oyunu bozandı. Düşüncenin özü, dilin bilinciydi. Bunu savunabilmek bu harca sahip olmakla mümkündü.

Sürgün topraklara teslim edilen gerçek, benim ülkemin gerçeği ve özetiydi.

Bu gerçek; yasaklanan özgürlüklerin, linç edilen bir dilin, inkâr edilen gerçeklerin üzerine kurulu ahmak bir anlayışın, yok ederek var etmeye çalışırken yok oluşun, tarihi utancını sırtında bir kambur gibi taşıyanların yenilgisinin adıydı.

Tarihin ve hayatın ironisinden ders almayanlar ise çürümenin ve yozlaşmanın bataklığında aynı sonu yaşıyorlar, sanat adına, politika adına, iktidar adına…

Paparazilerle sunuyorlar adına ahlak dedikleri “ahlaksızlığı.” Haber değeri taşıyor, iki bacak arası sohbetleri!

Kafasında kendi beynini taşımayanlarca kuruluyor tuzaklar ve tarihin bilindik kanı dökülüyor kaldırımlara. Biraz timsah gözyaşı, biraz da kardeşlik nutku ise işin tuzu biberi… Sonuç, kapı arkalarında bol resimli milli gurur simgesi diye patlayan flaşlar…

Milli devlet, milli yalanlar ve milli katillerin gururunda çiftleşen hayvani bir zevkin çığlıkları tırmalıyor kulakları. Duyan duyuyor, gören görüyor. Duymak ve görmek istemeyenler ise oynuyor üç maymunu ve tetikte bekleyen komplo teorisyenleri, kıt zekâlı dış mihraklar edebiyatını döktürüyorlar.

Ölümler, cinayet şebekeleri ve eli tetikte bekleyen iz sürücüleri, milli bir korumanın altında çoğalıyorlar. Kafatasçı yemin törenleri düzenleyip, and içiyorlar kendileri gibi düşünmeyenleri yok etmek üzerine…

Madalyonun iki yüzü de aynı aslında. İki yüzünde de ikiyüzlülük simgesi… Gerçek karamsardır ve çizdiğim tablo bizlerin de bir özetidir. Bu susarak ve göz yumarak, yapıyor(muş) gibi yapışımızın da bir resmidir. Bizler, katillerin suskunluktan aldıkları cesaretin bir yanıyız. Bir tablonun özeleştirisini gerçekle çarpmayacaksak, politik tahlillere vurup hafifletmeyeceksek vicdanlarımızı, kabul etmeyeceksek kendi payımıza düşeni, o zaman ortak olmaya devam edeceğiz sürgünlere, ölümlere, yasaklanmalara… Yok edilmelerin bir parçası olmayı kabul edecek ve kirleneceğiz. İnsan hak ve özgürlüklerini haraç mezat projelere satanları ödüllendirmeyi iş kabul edip, alkışlamayı hünerden saymaya devam edeceğiz. Bedel ödeyenleri kobay yapıp, onların üstünden ün, şöhret edinenleri ise göklere çıkaracağız. Kendi beyazlarımızı yaratıp, nefret ettiklerimize benzeyeceğiz. Tabloya üçüncü bir gözle bakabilmeyi başarabilirsek, bu tehlikenin çanlarını da duyabileceğiz aslında… Bu gerçeğin karamsar tablosu da biraz olsun dağılacak belki de…

Akın Olgun / Yeni Özgür Politika, 3 Mart 2007

Benzer Yazılar

Melek Öztürk / Son Havari (Öykü)

Ah Nisan, bana bir dönsen, ne olur dönsen. Ne yaptım ben sana? Korkmuyorum, insanlar gözlerime baktığında deli olduğumu anlasınlar istiyorum. Dünyanın en masum insanı, ah Nisan, o bana bir şey yapmadı ki. Vicdan azabı çekiyorum. Ah Nisan! Bana bir dönsen, ne olur… Ne yaptım ben sana, o kadar mı kötüyüm? Boktan bir hayat. Ne yapacak...

Ay ve Şenlik Ateşleri / Nazım Öztürk

Rumi 1419. hava sıcaktı. Nahoş bir akşam. Boğazın nazar-ı boncuğu, nem de var. Kıssayla; İstanbul gibi bir akşam. Arkadaşlarla anlaştık; Beşiktaş’ın maçını Kadıköy Şelâle’de izleyeceğiz. Kadıköy bizi, biz onu severdik. Biz Beşiktaş’ı sever, o bizi bilmezdi. Varsın bilmesin; biz karşılıksız sevginin, fedakârlığın ne demek olduğunu çok iyi biliyorduk; Aşkın değil, sevdanın olduğu topraklarda filizlenmiştik. Hoş...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler