Gonca Çelik/ Berkin’e


  • Gündem
  • 18 Mar 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

berkinBERKİN’E…

Kışı da yazı da bir başkadır Doğu’nun. Görebilirseniz, gerçekten görebilirseniz öyle harika güzellikleri vardır ki…

Yolculukları her daim sevmişimdir, özellikle tek başıma yaptıklarımı. Yolculuklarım gerçekliklerim arasındadır ve zihnimi zorlamamı, düşüncelerimi nizama sokmama yardımcı olurlar her daim. Yoldayım, kulağımda en sevdiğim şarkılar.  Berkin düştü yine aklıma. Şu sıralar zaten hep aklımda. Özellikle gözleri, çoğumuzun kaybettiği veya hiç sahip olamadığı gözlerindeki o umut dolu ışığı ve gülüşü aklımdan hiç çıkmıyor. Tıpkı şu an olduğu gibi, aklıma her düşüşünde burnumun direği sızlıyor. Ağlamak bir yetenektir benim için, beceremediğim için bir yetenek olarak görürüm ve özenirim ağlayabilenlere. Berkin’i düşündüğümde doluyor gözlerim, görüşümün bulanıklaştığı gibi zihnimde bulanıklaşıyor, iç içe geçiyor duygularım. Her şey kaosa dönüşüyor. Yine de ağlayamıyorum. Bir yanım kızıyor bana: ‘’Ağlama! Senin için ağlamak zayıflıktır. Hele ki söz konusu o çocuksa ağlama! En kolayıdır ağlamak. Kolay olanı yapma, başka bir şey yap. Yaz mesela.’’ Diyor. Hak veriyorum o yanıma. Araç her tümsekten veya çukurdan geçerken kızıyorum şoföre içimden, yine de inatla devam ediyorum yazmaya.

Havalar da ülkenin durumu gibi bir garip. Mart ayında bademler, kayısılar çiçeklenmiş. Çok güzeller. Yaşasaydı da Berkin’ de görebilseydi bu güzelliği. Düşünüyorum. Berkin’in geçen zamanı az, kalan zamanı ne çoktu. Geride ne çok <yapılamamışlıkları> kaldı. İzin vermediler ki… Hiç âşık olmuş muydu acaba? Tatmış mıydı bu duyguyu. Kız arkadaşıyla sinemaya gittiğinde, heyecandan henüz çıkmış tüyleri terlemiş miydi? Tutabilmiş miydi sevdiği kızın elini? Ya olmadıysa diye düşünüyorum, içim cız ediyor. Bırakmadılar ki aşkı tatsın. Bırakmadılar üniversite sınavlarına hazırlansın, üniversite okusun, yeni arkadaşlıklar edinsin. Çocuktu daha, <terörist> değil, çocuktu o! Hatta belki annesi kahve içmesine izin vermiyordu henüz. Küçüktü çünkü. Hiç kahvenin tadına bakamadı belki. Sakalları bile çıkmamıştı, çocuktu. Eline traş bıçağını alıp ilk traşını olduğunda yardım edemeyecek babası. Hissedemeyecek büyüdüğünü, hissedemeyecek babası oğlunun büyüdüğünü.

Belki doktor olmak istiyordu Berkin. Belki mühendis olmak. Olamayacak, bırakmadılar ki olsun.

Annesiyle babası kavga ettiğinde babasının önüne atlayıp annesini korumaya çalışamayacak. Babası artık oğlunun büyüdüğünü hatta kendisinin artık yaşlandığını fark edemeyecek. Büyüyemedi Berkin…

Farklı ülkeler, şehirler göremeyecek. Farklı insanlarla tanışamayacak. Para kazanamayacak, yuva kuramayacak, eş olamayacak, baba olamayacak, dede olamayacak. Yaşlılıktan, yaşlanıp hasta olmaktan dolayı ölemeyecek…  Hiç evlatlarına kızıp ‘’baba oğluna koca bir bağ vermiş, oğlu babasına bir salkım üzüm vermemiş’’ diye sitem edemeyecek.

Hiç tatmadığı, henüz tanımadığı duyguları vardı onun. Çocuktu o. Nereden tanışmış olsun öfkeyle, acıyla, hüzünle, korkuyla hatta kinle. Bırakmadılar ki bu duyguları öğrensin, kafası karışsın, sorgulasın…

Onun yapamadıklarını daha doğrusu artık hiç yapamayacaklarını düşündükçe kendi yaptıklarımdan ve yapmak istediklerimden utanıyorum. Onun hissedemediklerini hissettiğim için kendimden utanıyorum. Yemekten, içmekten, konuşmaktan, düşünüp hissetmekten utanç duyuyorum.  Yaşamaktan dahi utanç duyuyorum.

Annesini düşünüyorum, haykırışlarını, feryadını… Nefes alamayacak kadar sıkıştırıyor kalbimi o ananın acısı. Sırf gördüğüm görüntü bile canımı yakmaya yetiyor.  Anlamak ne mümkün, empati dahi kuramam. Anne değilim, nasıl anlayabilirim ki onu? Anlayamadığım, tahmin edemediğim için kızıyorum kendime.

Komşumuz, rahmetli Nevriye teyzemle bir diyaloğumuz geliverdi aklıma. Ortaokuldaydım. Anahtarımı evde unuttuğum ve annem işten henüz dönmediği için kapıda kalmıştım. Ben de Nevriye teyzemin kapısını çaldım. Oradayken aramızda bir sohbet geçmişti. Ona ‘’Nevriye teyze, ben annemin öldüğünü görmek istemiyorum, yaşayamam ki. Ben ondan önce ölsem keşke’’ demiştim. O da bana ‘’ayy! Sakın bir daha bunu dileme. Bak yavrum, sen küçüksün, bir gün anne olduğunda bu dediğimi daha iyi anlayacaksın. Evlatlar ana babalarının ölüm acısına dayanabilirler, ama analar evlatlarının ölüm acısına dayanamazlar. O yüzden sakın bir daha bunu dileme. Allah korusun, sen çocuksun, Allah vermesin dileğin kabul oluverir.’’ Demişti. Ben de o günden itibaren, bana bir şey olursa annem dayanamazmış diye vazgeçtim o isteğimden. Berkin’in annesini düşünüyorum…

Büyüklerin kirli oyunlarına hep mi çocuklar, bebeler alet olur? Bir yandan Berkinler, Ali İsmailler, Ceylanlar, uğurlar, diğer yandan Halepçe’li çocuklar.

Efendiler! Yapmayın! Etmeyin, eylemeyin! Kirli savaş ve oyunlarınıza çocukları, bebeleri dâhil etmeyin! O kirli, kanlı ellerinizi uzak tutun onlardan, o saflık ve temizlik timsallerinden. Bakın onlara, bakın! Görene kadar, görebilene kadar bakın. Gözlerine, hiçbir kötülüğü içinde barındırmayan o saf bakışlara bakın. Gözlerinizi ayırmaksızın bakın. Sonra bir aynada kendi bakışlarınıza ve özünüze bakın. Utanacaksınız kendinizden, hatta tiksineceksiniz. Bir zamanlar kendinizin de o çocuklardan farksız olmadığınızı fark edeceksiniz. Kıyaslayın kendinizi çocuklarla. İstendiğinde öyle çok şey öğrenilir ki onlardan. Özellikle şu sıralar, kaybedip bulamadığınız insanlığınızı, insan olmanın gerektirdiği tüm o erdemleri çocuklarda bulursunuz. Ve sarılın onlara, pisliğinizden arınmak adına sarılın. Sevin onları. Onların sizden de dünyadan da tek <çıkarları> sevilmek, sevildiklerini hissetmektir, hepsi bu. Fazlası değil…

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler