Gördüklerimiz… Yaşadıklarımız… Kırılganlığımız… / Misak Tunçboyacı



Kırılganlığı başka herhangi bir sonuçtan çok daha iç kıyıcı, çok daha yıkıcı ve tahribatın boyutunu göstere gelen bir edim olarak tanımlamak mümkündür. Yok, yere değil muktedir eliyle handiyse bile isteye, göstere göstere yapılan her tahakküm öznesinde / öncesi ve sonrasında / varlığı artan bir edimdir kırılganlık. Biteviye biçimlendirmelerin nihai ayrışımlardan başka bir sonucu vaat etmediği bu yerde yıkımın kendisidir kırılganlık.

 

Herkesin ve her şeyin tekillikten ibaret, tek parça yapılandırıldığı, bellendiği, tek tipleştirilmiş, tornadan aynı çıkmış olduğunun avaz avaz duyurulduğu bu yerde, bu zamanda asıl nerelerden darbe aldığımızın vesikasıdır o kırılganlık. Her hamlede bir hezimetin sunulduğu, onca hezimetin hepsinin bir potaya, bir güne dâhil edildiği bir yerde nefes aldığımız anlarda varlığını göstere gelendir kırılganlık.

 

İradenin Allah’ın her günü sınava dönüştürüldüğü bu ülkede ve demokrasinin en ilerisinde asıl derdin her ne olduğunu bildirendir kırılganlık. Merkezin tamı tamına ortaklığın müşterekin lime lime edilmesinin karşılığıdır kırılganlık. Çokluğun linç edildiği, sözün beş kuruş etmez hallere havale edildiğini gösteren yansılardan, tavırların bile isteye yara açmak, yaraları deşmek ve daha fazla kırmak, dökmek, unufak edip yok etmek üzerinden şekillendirildiğini muştulayandır kırılganlık.

 

Yaşıyor muyuz bahsinin neden bu kadar sıklıkla karşımıza çıktığını anlamlandırabilmek için de önemli bir edimdir kırılganlık. Her türlü hak mahrumiyeti söz konusu olduğunda onu başkalarına, başka örneklere; öncüllere referans etmeye gereksinim bıraktırmayacak seviye ile yeniden dönüştüren, danışıklı dövüşlerle üzerimize salan bir muktedir algısının enikonu en kuvvetli olduğu en gözünü kararttığı meseledir kırılganlık.

 

Çoğunluğun beklentilerinin yüzde hesaplarıyla akıllara nakşedilmiş olanla her defasında söylenen yüzde ellilere karşı yüzde elliler ile ifade edildiği bir yerde, ifşaatın sınırlarında olan bitenlerin bunca vurdumduymazlık ile karşılanmasındandır kırılganlık. Her ne oluyorsa oluyor ama muktedirin yoluna engel olarak belledikleri, karşısına yüzdeleri çıkarta geldiği, istatistikî rakamlardan, lobilerden, fobilere arası hiç boş kalmayan yaftalamaların mekânına sahiplik eden bir meseledir kırılganlık.

 

Döküp, kırdıkça illa bu şiddetle değil sözün en sukut halinde bile kendini gösteren bir menzildir değindiğimiz. Acıyı kanatmaya devam eden, acıları bir politik mesel olarak çekiştirip, sündürüp, pejmürde eden yetmez amma lime lime ettiği her meselede olduğu gibi bundan da mağduriyet kotarmaya girişen bir ülkenin esaslarından birisidir kırılganlık. Onca söze karşılık hepimize bildirilen bir nihai sonuçtur çok daha açık ifadeyle; kırılganlık kalemimizin kırılmasıdır.

 

Tahakkümün biyopolitik söylevin geçer akçe bellenmesinden bugüne kadar ilerleyen her dönemeçte, her yirmi dört saatlik süreçte yeniden ve yeniden yapılandırılan, kırılan kalemler çoğaldıkça yekten her şeyi küçük kıyametler ile halletmeye hazır ve nazır bir aklın tezahürüdür… Gördüklerimiz… Yaşadıklarımız… Kırılganlığımız.

 

Henüz her şeyin tamama erdirilmediği bahsinin yükseltildiği her şeyin başlangıcında olduğumuzun ilanının aralıksız duyurulduğu bir yerdeyiz. Şimdi karanlığın modern zamanlardaki en gerçek-en keskin halindeyiz. İkamet ettiğimiz o nokta, bugünün şartlanmışlıklarda dünü kendine örnek aldığı her alanda muktedirin gerçek niyetini anlamlandırmaya yardımcı olacak çıkışlara, çıkarsamalara ev sahibidir.

 

Soluk almak söz konusu olduğunda o duruma bile menfi ya da müspet diye görüş bildirilebilecek bir yapının ta kendisidir denkleştirmeye çalıştığımız. Dün Gezi’de olanları bir biçimde sindiremeyenlerin bugünün politik ikliminde bütün bu halk kalkışmasından kendine en makbul anları iç etmek için kullana geldiği bir yapımın ta kendisidir. Her şeyi tükettirirken o isyan güncesini de, o güncenin içerisinden hayatlarımıza dahil olan söz etme gayretini de, cesaretini de yerle yeksan edebilmek, biri bitmeden bir başka fena ya da kötüye yol verebilmek için tercih edilenleri dosdoğru göstermektedir.

 

Kırılganlık yok yere değildir hani her gün aynı cümleleri kuruyormuşuz gibi görünse de her günümüze eylenenleri yan yana, üst üste istiflediğimiz sözleri bir kere daha gözden geçirdiğimizde bu kırılganlığı, bunca ceberutluğun sonucunda olanları fark edebilmek mümkün olacaktır. Nihayetinde bilindik kılacaktır. Her şeyi dönüşüm paravanının arkasında ağır aksak, sessiz sedasız ama mutlak bir biçimde sindirmeye amaç edinen ülkünün her neye yol verdiği böylelikle bir kez daha anlaşılacaktır. Bir kez daha hayatın elimizden çalınmasının farklı eksen ve çıkarsama ile kotarılan halleri tehditleri ve daha fazlası artık bilinesi, duyulası ve anlaşılasıdır.

 

Yara her yanımızı kapsamaktayken, yaygınlaşırken Berkin Elvan’ın başına getirilenlerin muallâkta konulmasıdır. Yahut ta Ali İsmail Korkmaz davasının akıbetinin şehirden şehre seyyahlığı, her yerde aynı kayıtsızlığın cismanileştirilmesidir. Elbette uyumaktan herhangi bir adalet tecelli edemeyecek hale dönüşmüş hâkimlerin bulunduğu Ethem Sarısülük’ün davasıdır bu mesel aynı zamanda.

 

Kilitli kapıların ardında davası gerçekleştirilen Mehmet Ayvalıtaş’ın kıyamıdır düşünülmesi gereken. İnadına damdan düştü denilerek karartılmaya en başından bu yana devam edilen Ahmet Atakan’ın katledilmesinin ardında olanların karanlığıdır sorgulanması gereken. Hala ve inatla Lice’de katledilen Medeni Yıldırım’ın Kalekol nam barışırken bile savaşmaya devam edeceğini deklare eden bir devlet aklına kurban edildiğini hatırlatmaktır vesselam.

 

7 Aralık’ta Gever’de Gerilla mezarlığına yapılan  saldırılara yönelik protesto gösterilerinde Mehmet Reşit İşbilir’in ve Veysel İşbilir’in kolluk kuvvetince katledilmesinin, sanayi işçiliğinden terör örgütü üyesi olarak atfedilmelerine kadar bir dolu hazin olanın birlikteliğidir bir kez daha söylenmesi gereken. Yalanlar imal edilmeye devam edendir! Bir kaç gün sonra Bemal Tokçu’nun da İşbilir’lerin cenaze töreninde katledilmesidir zerre abartısız. Sözüm ona ileri demokrasi güncesinde gerisin geriye 90’lı yıllar yeniden gerçekliğimiz kılınmaktadır.

 

Kırılganlık, bütün bunlardan çok daha fazlasında elbette görünecektir. Birinin sözü diğerinin davasının akıbeti, bir diğerinin kenti veya semti talan edilmekten kaçınılmayacak bir bedel olarak önümüze her dem çıkartılacaktır. Neyin bedelidir sorgusunun daima uzağında tutulacağımız bir heyula. Her günümüz kıyametin başka bir şeceresiyle donatılırken insana kastın, doğaya kıyımın birisi diğerinden farksız hazin tavırların, asap bozucu yargıların ve yaftalamaların arasında ve ortasında kırılganlıktır çoğalan.

 

Her şeyin ve her günün bunca kör, bunca şirazesinden çıkmış olan bir devlet mekanizmasının insafına terk edildiği bir yerde yaşayabilmek amaların ve fakatların koynunda değil, şüphelere tam da istenildiği her dem bahsedildiği gibi ayrışarak değil sözü işiterek, yarayı görerek, önemseyerek mümkün olacaktır. Kırılganlık meseli laf ola beri gele bir mesel değildir. Her canımız yakıldığında, her günümüz karartıldığında, her birimizin kıyısında dolaşmaya devam eden lanetli gölgenin karşısına çıkıp hesap sorabilmenin gerekliliğidir hatırlanmasıdır en elzem olan, gerekliliğimizdir.

 

Aslolan ne kimliklerimiz, ne aidiyetlerimiz, ne şu ne buyumuzdur. Belki de en gerekli olan, öncelikli olan şey sesimizdir içimizden ta içimizden yükselmeye devam eden. Bunca kırılmaya, bunca hakaret, tehdit ve tenkitin ve kıyamın kıyısında sestir hepimize bu kırılganlığı aşabilmeye yardımcı olacak ötesi değil. Meram kısıtlandırılmış meram örselenmeye devam edilen, harap, viran eylemeye devam eden ömrü çalmaya, hayatı yok etmeye ant içenlere inat, inadına bir Pir Sultan Abdal deyişidir;

 

Ulu mahşer günü olur divan kurulur

Suçlu, suçsuz gelir orada dirilir

Piri olmayanlar anda bilinir

Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler