Günlüğümdeki Antakya / Akın Kaya



Sabiha Gökçen uluslararsı hava alanının uzun koridorunda hızlı adımlarla ilerlerken duvarları baştan başa kaplı askeri pilot Sabiha Gökçen hanımefendinin fotoğrafları gözüme çarptı. Çarptı dediğime bakmayın, insanın gözüne sokarcasına devasa fotoğraflar. Acı bir tebessüm ile yürümeye devam ettim. Acaba bilseydi devşirme yetim kız Sabiha, Dersim’de soydaşlarını da bombaladığını, yaparmıydı ya da biliyormuydu ya da hiç bildi mi, ne hissetti gibi sorular anaforunda uçağa bindim.

Suriye krizi ile Antakya’da nasıl bir yaşamın sürdüğünü, bölge halkının bu krizi nasıl değerlendirdiğini çok merak ediyordum. Etrafta dolaşan ve medya aracılığı ile gördüğüm vahabi selefi stilindeki insanlar çok tuhafıma gitmişti ama sadece benim tuhafıma gidiyordu. Yerli halk normal davranıyordu, ben ise şaşkın ve kızgın bakışlarımı yöneltiyordum gayri ihtiyari. Bıyıksız sakallı bu tiplere her baktığımda ‘Allahu Ekber’ nidalarında insan kesen tekbirci teröristler aklıma geliyordu. Sabahın beşinde Antakya merkeze gittiğimde büyük postane önündeki meydanda elimde valizim öyle etrafa baktım bir süre. Şehir henüz canlanmaya, insanlar yeni yeni dükkanlarını açmaya, tek tük arabalar caddeden geçmeye başlamıştı. Kahvaltı yapacak bir yer buldum ismi kadar asi olmadığı dikkatimi çeken Asi nehrinin hemen kenarında. Daha önce hiç görmediğim tarihi eser edasında gümüş takımla çay geldi kahvaltı ile birlikte. Tunus’a ilk gittiğimde çaysızlıktan başımın ağrıdığı ve Hamamet sokaklarında hararetle demleme çay aradığım, fakat garip bir nane çayı ile yetinmek zorunda kaldığım geldi aklıma.
Saat sekizde tarihi çarşı denen yerde aynı zamanda Antakya’lı olan ve orda bulunduğum süre içerisinde bana eşlik edecek olan arkadaşım ile buluştum. Şehir hareketlenmeye başladı ,insan ve araç trafiği sanki Eminönü’nde yeni camii arkasında olduğumu düşündürdü bir an. Ben sürekli insanları gözlemliyordum giyimleri konuşmaları vs., her fırsat bulduğumda sohbet ediyordum ve konuyu bir şekilde Suriye krizine getirip ne düşündüklerini soruyordum. Çoğunluğu esnaf olan sohbet ettiğim insanların oldukça içten samimi ve iyi niyetli olmalarının tesadüf olmadığını orda bulunduğum sürece anladım. Memleketleri gibi sıcak insanlardı. İstanbul gibi bir şehirde yaşayan biri olarak başta çok şaşırmış ve hoşuma gitmişti bu alışık olmadığım durum.
Antakya’lı arkadaşımın bana turist muammalesi yapıp muhakkak görmelisin dediği Harbiye şelalelerine gittik,patika yolların etrafında seyyar esnafların kurduğu tezgahları görünce çok şaşırdım Suriye Cumhurbaşkanı Beşar El Esad’ın boy boy resimlerini dokuma süs halılarında görünce de keza öyle. Arkadaşımın öve öve bitiremediği ama benim de Kaz dağlarından sonra yeryüzündeki cennet dedğim şelalelerin o huzur veren senfonisinde çay yudumlarken, cafenin girişinde yan yana Türkiye Suriye ve Filistin bayraklarının asılı olduğunu gördüm. İstanbul’da öyle bir atmosfer vardı ki, sağolsun medyanın iktidarın da ricasını! kırmayarak yarattığı piskoloji, burda gördüklerim karşısında güneşin yamacında buz dağı çaresizliğinde eriyip gidiyordu. O seyyar esnaf arkadaşlardan bir tanesinin Beşar Esad fotoğraflı tişörtü dikkatimi çekti. Taze yeşil nohut satıyordu,en son yıllar önce çocukken Sivas’ta yediğim o tuz tadı hala aklımda idi, selamlaşıp bir deste aldım ve tezgahın başında yemeye başladım ve ‘tam da aradığım adam işte bu!’ diyerek sohbete başladım.

Ve ardı ardına sıraladım sorularımı :
– Beşar Esad resimli t-shirt giyinmişsin, bu seni biraz tepki alırım diye korkutmuyormu?
-Hayır asla! (tebessüm ederek)
-Peki neden bunu giyinmeye gerek duydunuz?
-Ben ve Antakya halkı sayın Beşar Esad’ı çok seviyoruz ve şehrimize gelenlerin uğrak yeri olan buraya yani Harbiye’ye geldiklerinde insanlara bu sevgimizi onlara hissettirmek istedim.
– Peki hiç olumsuz tepki aldınız mı? Mesela ben internette Suriye’ye sözde cihad için giden bir çok teröristin burda hatıra fotoğrafı çektirdiğini gördüm, onlardan özellikle bir tepki aldınız mı
– Evet bir defa oldu ama bahsettiğiniz şahıslar ile değil, üç çarşaflı karısı arkasında gezen Suudi biri olumsuz bir şeyler söyledi ve gereken cevabı aldı. Burda tepki veremeyeceklerini çok iyi biliyorlar o teröristler dahil, sesini çıkaramazlar turist gibi gelir giderler.
– Suriye’nin geleceğini nasıl görüyorsunuz,kaos ve terör sizce ülkeyi nereye götürecek?
– Öncelikle bunun elbette bir son bulacağını düşünüyoruz. Suriye halkı ama tüm halk, Sünnisi,Alevisi,Gayrimüslimi Beşar Esad’ı çok seviyor bu gerçek O’nu ve ülkesini ayakta tutacak tek güçtür. Biliyoruz ki Suriye’yi kan gölüne çevirmek isteyenler Suriye’li olmayan dışardan gelen selefi teröristler. Tabi bu sürecin ağır bedelleri oluyor malesef, ölümler harabeye dönmüş şehirler ama bunlar inşallah yakın bir zamanda sona erecek, ülke eski istikrar ve refahına kavuşacak.

Antakya halkının savaşı istemediğini ve bu krizin başlaması ile şehirlerinde huzursuzluk başladığını, Reyhanlı saldırısı ile huzursuzluklarının endişeye dönüştüğünü, Suriye’deki akrabalarının başına gelebileceklerden korktuklarını dile getirdi. Başka bir öğrenci arkadaş ise, Antakya’ya ve civar kasabalara sığınmacı adı altında ÖSO ve benzeri örgüt üyelerinin yerleştirildiğini ama halkın buna tepkisi sonucu büyük ölçüde bu projenin gerçekleşemediğini iddia etti. Yine aynı Antakya’lı,öğrenci ev sahiplerinin fazla kira alma maksatı ile bu sözde sığınmacılara evlerini kiraya vermesinden rahatsızlığını da söyledi.
Gezi eylemlerinde muazzam bir halk direnişi örneği gösteren Antakya halkı, ülkenin diğer şehirlerinde tansiyon düşmüş olmasına rağmen ayakta idi,her akşam protesto gösterileri, polis saldırıları ve çatışmalar devam ediyordu. Abdullah CÖMERT’in katledildiği sokağa gitiğimde hissettiğim gurur ve acı anaforunu asla unutamam. Duvara nakş edilmiş o tebessümle bakan Abdocan resmine dokunmaya bakmaya kıyamadım, Ali İsmail’in annesinin feryadı çınladı kulağımda. Bu nasıl bir zulüm,bu ne haksız ne yersiz bir ölüm diye mırıldandım durdum dolu dolu gözlerle rahmet okuyarak ağır ağır uzaklaştım sonra.

Antakya beni bir konuda çok şaşırtmıştı. İş yerlerinde ve bir çok yerde Türkçe isimleri ile beraber Arapça isimleri de yer alıyordu. Yeni yapılmış olan bir alışveriş merkezinin otoparkında Türkçe ‘çıkış’ kelimesinin hemen yanında Arapça anlamı da yazıyordu. Şaşkınlığımı bir arkadaşıma ‘yav bu Kürtçe’nin günahı neydi’ diye yazmıştım o an. Geneleklerini,dillerini,kültürlerini rahatlıkla yaşıyorlardı. İmrenmedim değil. Bir Kürt olmama rağmen ana dilimi doğru düzgün bilmiyordum çünkü annem ve babam bizler Kürtçe bilmeyelim öğrenmeyelim diye sadece aralarında gizli bir konu olduğunda Kürtçe konuşuyorlardı,biliyorlardı ki Kürt olduğumuz eğer anlaşılırsa, okulda ikinci sınıf mualmele, askerde öyle velhasıl hayat zehir olacaktı onlara göre. Ha Kürt olmakla kalmıyorduk bir de üstüne üstlük Alevi olmanın derdi de vardı,varın siz hesap edin,ne acı bir durum ki böylesi bir toplumsal travmayı yaşattılar bize ben anadilimi öğrenemediğim bilmediğim için başta Kenan Evren olmak üzere kimin sorumluluğu varsa hakkımı helal etmiyorum.
Bazı konuşmalarını internetten takip ettiğim ve kendisine de büyük saygı duyduğum Ehdav başkanı Ali Yeral Hoca ile bir görüşme yapma şansını Antakya’dan ayrılmamın son gününe saklama gibi bir şansızlığın azizliğine uğradım. Dernek çalışanının ısrarlı aramalarım sonucunda kendisinin şehir dışında olduğunu selamlarını ilettiğini söylediğinde hayal kırıklığına uğramış ve güzel bir sohbetin hevesi kursağımda kalmıştı. Ertelenen bu görüşmeyi ilk fırsatta gerçekleştirmek için tekrar hayran kaldığım Antakya’ya gideceğim.

Akın KAYA

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler