Halay başı sürgünler /Akın Olgun



Kendi ülkesinin toprağından mecburi sürgünlere düşen binler var. Kendi ülkesinde gördüğü işkencelerle yaşayan, kaybettiklerini sırtında taşıyan, sevdiklerini, aşklarını, çocuklarını, annelerini, babalarını bir daha eskisi gibi bulamayacaklarını bilmenin sızısına yar gibi sarılanlar var. Ve en kötüsü toprağa verdiklerine son bir veda edemeyenler… Sürgünlük yarı boynu büküklüktür çünkü. Güçlü olmanın, dirayetli olmanın, kimselerin eline, ayağına düşmeden yaşayabilmenin yolunu bulmaktır.

Hangi sürgün hikâyesini dinlerseniz dinleyin içinde mutlaka coşkun akan bir hasretlik nehiri bulursunuz ve o nehirde sürüklenen özlemleri. Kirlenmeyen nehir en güzel nehirdir bilirsiniz.

Sürgün olmak hiç bitmeyen bir yolculuğa tutunmaktır biraz. Size tutunanları ve tutunduklarınızı taşımaktır. Sırtınızdan akan kanın ılıklığını hissettiğinizde bir hançer yarası daha aldığınızı bilmektir. Kendi dilinizde duyduğunuz her şeye bir anlam yükleyip, yüklediğiniz anlamlardan bir ülke kurmaktır.

Acılarını pazarlayanlara tanıklık etmektir sürgünlük. Arkanızdan vahvahlananların sesini duyup iğrenmektir. Geldiğinden beri aynı pantolonu, gömleği giyen tiplerin “Yazık olmuş gençliğine, aptallık işte” diyerek, ödediğiniz bedelleri sakız gibi çiğneyip köylü şapkasının içine yapıştırmalarına yumruğunuzu sıkıp, muhatap olmamanın yolunu bulup da birbirine benzer sokaklar arasına dalarak hızla kaybolmaktır. Nereye gittiğinizi bilmeden, hiç durmadan yürümek ve yürümektir.

Replik hırsızlarının “Ne yapıyon lan devrimci” üfürüklerine ve bu replikleri onlara armağan edenlere içinizden sövmektir. Değerlerini, lay lay lom eğlencesine gömenlerin yüzsüzlüklerini sizin yüzünüz üzerinden aklamaya çalışmasına her defasında kusmaktır. Ağır ağabeycilikten, tonajlı ağabeyciliğe zıplayanların kendi küçük dünyalarında kurdukları örgütçülüklerine “hadi oradan…” diyebilmektir.

Neden bunca sürgün üzerine söz? Sürgünden devlet talebiyle dönenlerin düştüğü acıklı hal yüzünden. Gelir gelmez kurdukları o mır mır sözlerden. Bol kremli yüzlerden akan yağlı gözyaşlarından. “Koca” adamların devlet töreniyle iktidar politikasına sürdükleri hürmetlerinden.

İnsanın, “Bir dik durun be” bağırtısı ile fırlayıp boğazlarına yapışası var. Vıcık vıcık siyasi ilişkilerin içerisinde kendisinin ağırlandığını sanan küçük adam pozcukları bir bir pörtlüyor. Rezil olmayı rezillikten saymayan o geniş rahatlık hali nasıl da herkese göz kırpıyor. Muktedir davul çalıyor, onlar da halay başı olmak için zıplıyor. Ne seyirlik bir barış ‘‘gösteri’’si değil mi?

Cezaevlerinde binlerce insan var, hasta tutsaklar ise ölüm sırasında, Roboski failleri Başbakan’ın kanatları altında, Gezi’de katledilen, gözü çıkarılan, komaya sokulan gençlerin, çocukların sesi asılı havada hala. Kaybedilen çocuklarını arıyor anneler, faili meçhuller ortada duruyor. Hrant’ı sırtından vurdurtanlar devlet kademelerini beşer, onar atlıyor.

Sürgünden bir başı dik dönenler var, bir de başı dik sürgünde ölenler. Onca hasretliğin bedeli devlet davuluyla halaya durup türkü çığırmaksa yazık olmuş yaşanmışlığınıza. Tüm bu hikâyenin başlangıç yeridir sürgün. Sürgünde taşıdıklarını ve var olma nedenlerini içinden atıp, boşalan yere ot tıkayarak “ben neymişim” dikişleri atanların, dikişlerinin patlamasıdır olan biten.

Başkaları bedel ödeyecek onlar ise üzerinde tepinmeyi kendilerine hak görecekler. Başkaları barış için her türlü ortamı yaratacak onlar ise yaratılan ortamda tepinip “ben neler çektim ahh” diyerek ağlak “ben”lerini pazarlayacaklar. Tek bir kelime etmeyecek, tek bir söz dile getirmeyecekler. Ağızları kulaklarında “onur”larına verilen davetin ortamcıları olarak düet yapacaklar. “Bir kedim bile yok” siyasetçisini paket programlara taşıyıp, Kürt siyasi hareketine sövme olanağı sunup sonra kendi haline terk etmeleri gibi… Onlar da sövecek ve onlarda terk edilecekler…

İşte tüm bunlardan dolayı, devletle siyasi zina yapıp sonra kapınızı çaldığında “kim o” demeyin sakın.

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler