Hikaye / Misak Tunçboyacı



 

Buraların hikâyesi ne yazmakla tükenebilir, ne anlattıkça dibi bulunabilir, ne sonuçlandırılabilir ne de üzerine tek söz eklenmesine gerek kalmaksızın anlaşılabilir çözümlenebilir bir meseledir. Derlenenler ucundan kıyısından hep dile getirilmeye çalışılanlar, bilfiil ifşa ve ikrar olunanlar yüzeyin derinlerindeki büyük tahrifatın salt ve sadece belirli bir uzamını görünür kılabilir. Hal böyledir böylesindedir. Astığım astık kestiğim kestik coğrafyasındaki devlet denilen mekanizmanın eylediklerinin, sonrasında vuku bulanların kalanların bir cümlede, ondan mülhem başı ve sonu belirli bir hikâyesi söz konusu değildir, artık. Değinilenin fecaati ortaya çıkanın vahameti, erkin felakete sahip çıkışı, bunları sıradan addetmesi her şeyi normalleştirmesi, sıradanlaştırma hevesi bu bağlamda sıralananlar dizi dizi demeçler bir dolu tedbirler bu hikâye dediğimizin sınırlarının bulunmadığını göstere gelmektedir.

Hikâyeden sayılanların gerçekliğimizin düşünü parçalayanlar olduğu yinelenesidir. Gerçeğimiz bir uzama hapsedilirken her şey yalanlarla gasp edilirken olan bitenler birer kısa cümlede izah edilemeyecek kadar derine iz bırakmaktadır hala. Görülmesine çabalanılanlar ile gösterilmeyenler arasındaki derin yar, her şeyi apaçık ifşa etmektedir haddizatında. Yinelenenler ezberler ile kotarılmış olan, sınırları bariz ve belirgin olan bir sathı mahalli göstere gelmektedir, boyuna, daima.-Düşün taşın ama sorgulamaya girişme, gör ve hisset ama harekete geçme, eğri ve eğreltilik bir estetik olsun, oluşturulsun gel gelelim bu ne diye hiç bahsetme. Her şeye bir kulp takılsın ama bunun nedenlerini niyelerini sorma, peşine düşme. Bir şeyler bunca kolay devletin tahakkümü için yapılandırılsın bu ne perhiz nasıl ileri demokrasi diye cümleye başlama, mümkünse konuşma.

Herkese mubah ama size yok bahsinin her neye tekabül ettiği gün be gün aşikarken, bunca belirgin, hala ve hala devletin mağduriyetinden bahis açıp olan biteni muğlaklaştırma gayretine düşen bir akla karşı seslenme. Suskunluğu sıradanlaştır, zulmü sıradanlaştır, hakareti içselleştir, her şeye empati kur, izahattan çok azar işit devlet dediğinin hedefinde hep yer al, ya da hedefte kal orada sabit gel gelelim bir şeyler bu hale nasıl çabuk dönüştürülmüş, nasıl bunca yıkım eşiğimizden içeri buyur edilmiş ona karşı hiçbir şey yapma. Tavsiye olunanlar, dile pelesenk edilenleri bir araya getirdiğimiz bugünün ülkesinde hikâye böyle işlenen, sürekli devinen bir kurgu. Masallardan bahsetmiyoruz hayır henüz naifliği arşınlayabilecek derman yok gördüğümüzden ve başımıza getirilenlerden sonra bir kelam etme gerekliliğinde tam da Gezi Direnişi’nin başladığı yerin sınırlarında bir akşamüzeri bu satırları yazmaya gayret ediyoruz.

Direniş birinci yılını doldururken dönüşürken, halen anlatmaya devam ederken meramını biz sadece ucundan kıyısından bildiklerimizle değil, tanık olduklarımızın kıyısında işte bu karanlık güncelliğin yekpareliğine karşı söze sığınıyoruz ne kadar kaldıysa. Burada değinilenlerin hepsi ve daha fazlası sınırların nasıl muğlâklaştırıldığını göstere gelmektedir hala. Bir yerlerde olan biten, başka bir yerde daha henüz katara eklenirken, kervana düzülürken öncesiyle ve sonrası arasında bile uçurumlar mevcutken gel de çık işin içinden. O haldeyken bir de sözü denkleştir, kimseye eğilmeden. Hikâye hikâye diye geçiştirilmeye çalışılan hemen her şeyi ters bir köşeye mahkûm edip derdest eyleyip kendi bildiğini mütemadiyen okuyan bir devlet aklının karşısında, kıyısında söz hiç kâfi gelir mi, meram hiç tükenir anlam hiç nihayetlendirilir mi?. Nasıl ülke sorusunun alelade bir sorgu olmadığı tüm bu sınırlar üzerinde yaşayan halkların her gününe nüfuz eden o devlet gölgesinin varlığı, gözetiminde aktarılanlar gayya kuyusundan kurtarılabilenlerdir derdin bir yüzeyidir. Kısa kesilmesi inatla tavsiye olunan meramların aslında nasıl uzunca ömür boyu bir yük olduğunu göstere gelendir.

Acı, elem hep bu yana kader kısmet öte yana, bir arada birlikte tüm ayrıştırılanlara karşı koruma kalkanlarıyla donatılanlara hep kumpastır. Çoğunlukla erkin yoluna çıkan taştır manidar manidar. Kurulmuş düzene karşı nifaktır sürekli ezber olunduğu gibi yinelenmekten kaçınılmayan bir mihrak saptamasıdır. Yok oluş resmedilirken, çürüme görünürken menzilde her şeyin kanıksatılması çabasıdır o yana (erkin saflarında) dert edilen. Bugünün ülkesinde, bu yeni ülkede dünün sonsuzluğu şimdiki zamanı alenen kapsayışın ivmesi, yarınlara ulaştırabilme inatçılığı istikrarlı bir tavırdan çok daha fazlasını göstere gelmektedir. Sözüm ona barışıyorken bile düşmanlığın önemli bir kesime karşı devam ettirileceğinin izleridir ol bahis. Her şey devletin kontrolünde, her şey mübalağasız, eksiksiz, gediksiz ötekisine karşı yok ediş hamleleri ile yola çıkarken halen barışıyoruz şayiasıdır. Oyun hep buralardan kurulurken vahamet bunun gerekliliği üzerinde halen tartışılmasıdır.

Kalekollar Lice’den Meskan Dağı’na her alanda ve meskende bu devlet tahayyülünün görünür yüzleri olmak için temellendirilmektedir. Bu yapılar, yeni sınırlar icat edebilmek için var olanı yok etmek, anılan barışı uzakta tutmak için değerlendirilmektedir. Öylesine, rast gele bir mefhum değildir bu çabalar, duvarlar, hendekler, kalekollar. Bütünde sonuçlandığında büyük ülkenin, yeni ülkenin gücünün kudretinin halen doğusuna, ağrının olduğu yere reçetesinin zulüm olduğunu enikonu kanıksatabilmek için bulunmuş bir yönelimdir. Barışa dair hiçbir şey henüz tartışmaya açılmazken, henüz hiçbir şey konuşulmazken ama Barış Anneleri çoktan Asker aileleriyle buluşmuş birbirlerinin acılarına ortak olmuşken, Roboski çoktan Soma’ya varmışken hal böyle kendiliğinden, halklar eliyle ilerlerken devlet, devletliğini hatırlatmaktadır.

Kendi konumunu, nizamını her neyden el aldığını yinelemektedir. Daha çok acı yas ve elem birbirini hemen hiç terk etmezken daha ben buradayım diye savaş naraları atılmakta, sorun yekpareliğini barışın erkâna olan uzaklığını muhafaza edilmesi sağlanmaktadır. Sınır ihlali gerekçesiyle bir haftada iki kadının bir çocuğun sayısından artık haberdar bile olamadığımız nicesiyle küçük kıyametler, katliamlar gerçekleştirilirken bir her şey yolunda türküsü tutturulmaktadır. Saada Derviş henüz yirmi sekiz yaşındayken katledilmiş, Kızıltepe’li A.Ö. henüz on üçünde iki gözünden edilmiştir. Rojava’nın Serêkaniyê kentine bağlı olan Tıl Xelef köyünden, Şanlıurfa’nın Ceylanpınar ilçesine 19 Mayıs’ın akşam saatlerinde sınırdan geçmek isteyenlere müdahalede bulunan askerler, o sırada kendilerine engel olmak isteyen Şuâ Hüseyin El Ubeyt’i öldürür. Katliam zincirleme kırım bir resimden bir sınır boyundan bir diğerine ulaştırılır böyle sistemli bir biçimde. Giden can olmuştur bir kez daha.

Sınırları herkese açık olduğunu teyitleyen devletlûnun eli kolu yine kadınlara, yine çocuklara, yine geleceğe dair umuda olmuştur işte aralıksız biteviye. Bütün bunlar olurken behemehal devreye konulan yaftalara burada da işlev kazandırılır, araya sıkıştırılır hiç çekinilmeksizin, gocunmaksızın yeter ki kırımlar unutturulsun, sorgulanmasın bir kez daha!. Alıkonulan çocuklar, dağa kaldırılan gençler diye bir araf ve isyana duran aileler resmedilir ekranlardan, siyasal uzamdaki bir partiye bunların hesabını ver denilir, kara propagandanın yüzü ve sözleri akşama kadar kendini yalanlatacaktır oysa. Her türlü iradeye karşı olan devlet figürü kendini tarzını, cinsini ve cibilliyetini bir kez daha Kürt Özgürlük Hareketinden hıncını alarak göstere gelmektedir. Yorumlara illa ki bir ilaveye gerek olmadan nihai maksat kendini gösterir. Aynı günlerde Anayasa Hukukçusu Profesörün sosyal medya sayfasından bir ifşaat, başka bir hedefe koymaya, aynı bezirgân dille nefret çabası bu defasında da Alevilere yöneltilecektir.

Yaygın söylem, nefretin eşiğinin artık aşıldığını bambaşka bir boyuta zuhur edildiğinin kanıtıdır. Gerilim siyasetinin, kimliklere dair söylemlerin bile isteye çekiştirilerek dile getirilenler sorun haline dönüştürüleceği eylem planlarıyla her şeyin muntazaman ilerleyeceği bir ülke bina olunmaktadır. Erkin başı olanın, Pir Sultan Abdal ile mesaj verirken, sayın profesör âli bilginliğini, hiç kimselerin fark edemediği, her nedense aklına düşürmediği şeylerde iki adet yüz kırk karakterlik cümle ile nefretini paylaşmaya devam etmektedir. Oradaki değiniler grup toplantısında şen kahkahalar atmalarına vesile bir neden, dayanak olarak bilinendir oysa. Bir yanda facianın yası kederi sürmekteyken hal hep böyleyken, sınırlandırılmışken varsa yoksa erkânın canının sıkılmamasıdır mesele. Yaftalar her yerde. Hızır paşalar geçmişte kalmıştır, Açılın kapılar şaha gidelim meselesi de asırlar öncesinde kalmıştır. Türkiye’de kimin ne meselesi varsa bizim meselemizdir cümlelerine sıkıştırılmaktadır, döke saça, bata çıka yapılan fişlemeler ve fişteklemelerin tümü erkânın tahayyülüne terk edilmektedir.

Gündelik siyasetin, reel politiğin kurmaktan yorulmadığı ezberleri aslında şiddeti, bunca fenalığı kanıksatabilmek, uygun düşürmek için yeni çabalanımlardır denekliğin merkezi edilen bu deney sahasında. Ekranlarda sadece onların gösterildiği, sadece orada, o makamlarda oturanların dillerinden dökülenlerin önemsendiği, manşetlere taşındığı bir ülke artık normalimiz olarak da yerini almaktadır yerini sağlamlaştırmaktadır bu hınç iklimi. Bir hikâyeden çok anlatılıp geçilecek bir meselden çok hala delip geçenin her ne olduğu anlaşılmamaktadır. Anlaşılmasına çalışılmamak konusunda usta bildiğini, ezberlerini okumaya devam etmektedir biteviye ve sürekli. Her eleştiriye sağır, her tespiti baştan darbeci ilan eden, her sözü en büyük kinle, en derin hiddetle baskılamak konusunda yol alınmaktadır!. Nefret’in siyaseti eylenebilir mi sorgu / meram burada saklıdır.

Nefes almak kadar olağanlaştırılan böylesi çıkışların peyderpey sürdürülen demeç sağanağının arasında yapayalnızız. Bir başımıza derdimiz işitilmek bir yana sündürülmek, usandırılmak ile yok sayılmak arasında bir yerlere hapsedilmekte kesintisiz. Anadolu gençlik derneği’nin düzenlediği Ayasofya’da sabah namazı etkinliğinin bir ritüelden çok tam da Gezi Direnişi’nin yıldönümü gününde, bir gözdağı vermek istermişçesine rahatça kurgusunun hayata geçirilebildiği bir yerdeyiz işte yalnızız. Dinin siyasallaştırılmasının muktedirin en çok savunduğu alanın günlük bir politika safına çekiştirilmesinin vesikasıdır karşılaştığımız. Muktedirlik, o makama haiz olan iktidar olma heveskârlığı ve yamalığı ve destekçiliği, soluk aldığımız her günü daha bir içinden çıkılmaz kılacak yollara ulaştırmaktadır Böylesine gamsız böylesine hesapsız kitapsız böylesine uluorta bir ülke tam ortadan ikiye ayrılmaktadır.

Usulen değil, usulden hiç değil laf ola beri gele diye değil ne görüyorsak, neyi görebiliyorsak özetle son bir senede yaşatılanlar, karşısında oluşturulanlar bir sete, duvara, aşılmaz engellemelere dahası aykırı fikri sabık delici bir deney sahası halindeki yepyeni bir ülkeye dönüşüyor. Tüm kartlar o erkânın elinde ve bizler sadece seçim sandığı ortaya düştüğünde kerhen hatırlanabilen bir avuç halk olarak hayatımızı idame ettirebiliyoruz. Hep yüzdelerle ifade edilen, darbeci, çapulcu, marjinal, çok daha fazla ileri gidildiğinde; dinsiz imansız diye anılanlarız. Suretlerimiz, dertlenişimiz ortakken halk millet sayıklamalarına karşın, ortada bunca belirginken yok bunlar buralı değil lobici, tetikçi denilenleriz. Nush yerine köteğin geçerli sayıldığı, bir zamanın nefretinden payımıza düşenleri alanlarız aralıksız. Amed’in Lice ilçesine bağlı Cellik bölgesinde halkın direnişi devam ederken, ilçeye bağlı Birlik köyünde bir araya gelen halk, Amed-Bingöl karayoluna barikat kurdu. Askerlerin gerçek mermi ile halka saldırdı. Saldırı sonucu yaşanan çatışmalarda biri çocuk iki kişi yaralandı diye ajanslardan düşenleriz.

Bir fenalığın ortasında tam anlamıyla bir insan eliyle yapılan bir cehennem suretinin içerisinde olduğumuzu özetleyen daha İstiklal Caddesi’nin üstüne adım attığınız anda şiddetin her ne olduğunu idrak ettiğiniz bir saldırıya maruz bırakılanlarız. Birkaç saat önce,- Taksim’de eylem yok, müsamaha yok, taviz yok diye bağrışan zatın kıdemli amirlerinden birisinin dün eylemci çocukları enselerinden tutup da sürüklediği o caddenin sonunda bugün, Özgür Suriye Ordusu namına yapılan gösteriye kol kanat gererken gördüğümüz bir yerin yurttaşlarıyız. Yirmi beş bin polis ve elli toma bilmiyoruz kaç tane akrep ile topyekûn huzur ve güvenin teminatı olarak değerlendirilen katillerin sofrasına ‘yem’ edilenleriz. O şiddet sarmalının her neye dönüştüğünün belgeleyicisi olması için işgal edilen Moda’daki eski karakolun duvarlarına katillerin yaptıkları kazınırken, yine şiddetin, gözaltının insanları bulduğu bir yerin yurttaşlarıyız.

Ya paryayız, ya ihanete maşayız ve öyle bir yerdeyiz ki plakasız araçlarla, simsiyah filmlerle kaplı minibüse durup dururken oturduğunuz yerde Gezi Parkı’nda on kişiyi gözaltına veren bir ülkedeyiz. Aralıksız bir hizaya çekme, utanmaksızın, kâfi bulunmaksızın bir sınır belletme, dokunursan yanarsın ile yüz yüze bırakılmaktayız. Yerginin olağan, kırımın normal, bu uğurda herkesi illa hedefe koymanın tabi hak olarak bellendiği bir uzam çok öteye gitmeye gerek yok, lüzum hiç yok çukurdur. Çukurun tam kendisidir. Anlatılamayanların sözcükleri o aralıkta sese ve soluğa karışmaktaydı. Pürtelâş ve bir dolu engelleme ve hakir görme ve yok sayma daha kâfi gelmezse her vakıanın üzerine toprak atılmaya çalışılan bir güncellikte. Zıvanadan çıkan devlet-erk-muktedir aklının göstere geldiği tek bir noktaydı daha büyük sessizlik! Daha fazla suskunluk reçetelendirilmekteydi.

Anlatma kendine sakla bildiğini, hikâyeni, biliyorsan da duyurma, yanmaya devam et içten içe ama söylenme, yaslı ol sakın ola isyana durma her bahis bu kısır alana mahkûm edilmekteydi. Sese ve soluğa karışan, Gezi Direnişi’nden, Soma’ya Lice’den Rojava’ya Gazi’den Okmeydanı’na Armutlu’dan Roboski’ye hakaretamizliğe hakkaniyetsizliğe karşı bir başkaldırıydı. Bugün her şey normal denilirken, kirli ittifakın ruhuna el fatiha manşetleri atılırken bir yandan o özgüvenle sözü eşek gibi sessizce yaşayacaksınız ya da def olup gideceksiniz diyebilen o aklıevvele karşı nihai bir çözüm eşiğiydi Her şey hakarete rehinken bir ihtimaldi. Söz hatırlanmalıydı inadına her yerde her an hatırlatılmalıydı. Bu yekpareliğin aklı naçar bırakan tüketen zulmün karşısında söz hatırlanmalıydı. Hatırlayabilecek miyiz dert budur, meramımız buradadır, bugün ve şimdi…

 

 

 

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler