Kanlı Cumartesi ve Ardından / Akın Olgun



AKIN OLGUN/ BirGün

untitled

Katliamın korkunçluğu ile iktidar tarafından örgütlenen suskunluk arasında sıkışmış, devlet değirmeninde öğütülerek un haline getirilmiş bir toplum olarak hayatlarımıza devam ediyoruz.  Yan yana dizilmiş cesetlerin, parçalanmış bedenlerin, gözyaşlarının, ağıtların ve bedduaların arasından umursamazca akıtıyorlar hayatı.

“Durmak yok yola devam” şiarına uygun bir ruhsal hizalanma bu. “Katliamın sorumluluğunu iktidara yıkmak vatana ihanettir” şeklindeki çıkışların, “bir günde Şam’a girer ve kahve yudumlarız” diyerek savaş fantezisi kuran, aklı tayyarelerin vizyon çizdiği “büyük” Türkiye manzarası.

Roboski’de üstlenilmeyen siyasi sorumluluk elbette ki Reyhanlı’da da üstlenilmeyecekti. Suriye bataklığına gömülmüş Türkiye dış politikasına dair kimse bir çift laf edemeyecek ve etmeyecekti. Şahane bir dış politika yürütülüyordu ve her kim buna karşı çıkıyorsa Davutoğlu’nun deyimiyle “insanlık suçu” işliyordu. Dış politikanın, dünyanın gelişen paradigmalarına göre şekillendiğine, çıkarlar üzerine geliştirildiğine yeni bir ek yapmış oldu Davutoğlu. Ne şahane bir akıl yürütmedir bu (!) Roboski’de bir insanlık suçu işlenmiştir mesela ama olsun o bizim iç katliamımızdır. İnsanlık suçu değil, istihbarat eksikliğinden kaynaklı bir hatadır. Davutoğlu’nun akıl yürütmesine göre Roboski katliamının siyasi sorumluluğunu tartışmak bir insanlık suçudur. Yani, kapatın konuyu…

Suriye’ye demokrasi için savaş ihracı yapan Türkiye, sınırlarını enternasyonal “cihatçı”lara sonuna kadar açtı. Bununla da yetinmedi. Onlara silah, lojistik, istihbarat ve para aktardı. Yetinmedi, siyasi himayesine aldı. Ha bugün, ha yarın Esad gidiyordu ama olmadı… Medya ve yancıların kaleminden Suriye’ye özgürlük ve demokrasi getirileceğine dair sunulan stratejik derinlik yerle bir oldu. Savaş derinleşti. Çihatçılar ayrıştı. Her biri kendi hükümdarlığını ilan etti. Kimin elinden tutup Suriye’nin siyasi iradesi olarak sahneye çıkarsalar, üç beş ay içinde dağıldı.

Esad karşıtlığı üzerine kurulu duruş, özgürlük savaşçısı olarak sunulan çetelerin vahşet dolu cinayetlerine gözlerini bilerek kapadı; Radikal İslamcı örgütlerin eylem anlayışını, ahlak ve ilkelerinin olmadığını, cihat için her şeyi mubah saydıklarını hiç tartışma konusu yapmadı. İslami referansları da kenardan kenardan onları destekledi, haklı buldu. Ama’larla başlayan konuşmalar, Esad’ın elini psikolojik olarak güçlendirmeyelim gibi absürd savrulmalara ve işlenen cinayetleri “münferit” kabul etmeye kadar gitti.

Oysa onların özgürlük savaşçısı diye adlandırdıkları gruplar insanlıktan çıkmış birer cinayet makinesi gibi çalışıyor Suriye’de. İnsanların boğazını kesip, bedenlerinden kalplerini, ciğerlerini söküp kameraya alıyor ve youtube’a koyarak yayınlamakta hiçbir beis görmüyorlar. Postahanede çalışan memurları, Esad’a hizmet ediyorlar diyerek binaların tepelerinden “Allahuekber” nidalarıyla canlı canlı atıyorlar. Teslim aldıkları askerleri linç edip anında kurşuna dizerek kutluyorlar cennet vaatlerini. Bomba yüklü araçları halkın arasına bırakıp patlayışını seyrediyor ve yaydıkları korku ile yollarının temizleneceğini düşünüyorlar. Esad’ın katil ve acımasız bir diktatör olduğunu haykırıyor ama onun birer kopyası olarak çoğalıyorlar.

Ok yaydan çıkalı çok oldu. Türkiye’nin inisiyatif aldığı ve başını çektiği Suriye politikası çöktü. Türkiye ektiği rüzgârın kontrolsüz bir fırtınaya dönüştüğünün farkında. Amerika ile Rusya arasında belirlenen çizgiye çekilip büyük ağabey pozuna halel gelmeyecek bir rol üstlenecek. Reyhanlı katliamı üzerinden sol’u kirletmeye ve sorumluluğuna dair eleştirilerin yönünü değiştirmeye dönük atraksiyonlar yapmaya da devam edecek.

Davutoğlu’nun iki yandan mandalladığı gülüşü ile katliama dair yaptığı açıklama, bir kitap yazdım hayatım değişti havasında. Bir tuhaf şuursuzluk hali… Reyhanlı’da sıradan bir olay olmuş, önemsiz bir vuku cereyan etmiş gibi davranarak, Türk – Alman dostluğu gezi programı arasına sıkıştırıyor tebessümlü açıklamasını. Başbakan, henüz toprağa bile verilmemiş insanları beklemeden uçuyor Amerika’ya. CHP milletvekili Emine Ülker Tarhanlı’nın meclis konuşmasında Reyhanlı’ya dair söylediklerine, Babacan kendisine ayrılmış köşesinden tebessüm ederek mimikleniyor. Düğün, dernek ve kutlamalar camiamızın yeni seçkinlerinin şık görüntüleri eşliğinde yarışıyor. Sanki herşy bir şaka ve birisi çıkıp “ciii” diyecekmiş gibi bir hava var… Medyamızın sus pusçuları ise  “birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” tekerlemesi ile akil notlar düşüyorlar ve eylemin ardında aranan sol’u keşfetmenin heyecanıyla yuvarlıyorlar istihbarat paketli bilgileri.

Acilciler diye bir örgüt yok diye tırmalıyor birileri. Eski şefler birer kapkaççı ruh haliyle, katliamı bile kendi iç hesaplaşmalarına alet etmekten hiç çekinmeyerek yağ sürüyorlar karalama kampanyasına.

Ahlaksızlığın makul görüldüğü yerde fırsatçılar hep el üstünde tutulur ve onlar her dönem sırtlarını dayayacak birilerini bulmakta ustadırlar.

Herkes kendi kirini bir başkasının elinden temizlemeye kalka dursun, hemen yanı başımızda bir katliam ve paramparça olmuş hayatlar var.

Üzerinden önce kendileri atladı şimdi bu suç’a ortak olmamız için hepimizi atlatmaya çalışıyorlar.

 

akın olgun

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler