Kemiklerin Öyküsü / Akın OLGUN



dargecit-te-1-kisi-daha-ait-kafasi-kemik-ve-elbise-3392540_300AKIN OLGUN/ BirGün

Kaybedilen insanların yüzyılımıza ait çığlıkları… Çocuklarının, yakınlarının kemiklerini arıyorlar. Kuyuları kazıyorlar, boş arazileri, kışla bahçelerini, parkları, inşaat temellerini, asit kazanlarını, maden ocaklarını… Ülkenin işkence ve zulüm tarihinin kalıntıları kazılan her yerden fışkırıyor. Acaba benim çocuğumun kemikleri mi? Diye sıraya giriyor aileler. Bir kemik parçası ve ruhu huzura kavuşturacak bir mezar taşı isteği.

Yan yana dizilmiş insan cesetlerini “terör leşleri” diyerek gözümüze sokanların karartmaları arasında “ohhhh” çekerek iç yağlarımızı erittiğimiz günlerde, Kürt evlerinden koparılan insanların öyküsü bu kemikler. İçlerinde on üç yaşında çocuk da var, seksen yaşında dede de.

İyilik ve şefkat dolu bir bayram mesajı(!) Kocaman gülen bir fotoğraf iliştirilmiş yanına. Denize nazır bir tatil beldesinin belediye başkanı (DP) Mehmet Tire sesleniyor Gümüşlülük halkına: “Bu ayda kimsesizleri, yetimleri ziyaret etmek, hal hatırlarını sormak ve zor durumda olan, ekonomik sıkıntı yaşayan nice insanlara da imkânlarımız doğrultusunda maddi, manevi olarak yardım etmek gerekir.”

Birer Merhametçik şimdi.

Ya dün?

Mardin Dargeçit jandarma komutanı olarak görev yaptığı dönemde gözaltına alınıp bir daha haber alınamayan 7 Kürt köylüsünün akıbetinden sorumlu. Onların kemikleri 2012 yılında bir kuyuda bulundu. 14 yaşında bir çocuk olan ve bir daha kendisinden haber alınmayan Seyhan Doğan’ın anne ve babası çocuklarının akıbetini arayan Cumartesi annelerinin arasında(ydı) çünkü 2010 yılında peş peşe aramızdan ayrıldılar ve çocuklarının 2012 yılında yapılan kazıda kemiklerinin çıktığını öğrenemediler.

Diğer fail, tabur komutanı Hurşit İlmen ise CHP Sivas Çepni beldesi Belediye Başkanı olarak “saygın” hayatına devam ediyor. Bayram mesajları, kan bağışları gibi organizasyonlarla kamu hizmeti yapıp gülen pozlar veriyorlar. Katliam saadetleri ile barışık yaşıyorlar. Kuyudan fışkıran kemiklerin arasında bir de emirlerinde olan asker var. Katliama tanıklık etmiş ve vicdanının kurbanı olmuş bir asker. Kışla kazanında yakılıp aynı kuyuda son bulan bir başka hayat.

İşkencecilerin, katillerin ülkemizin seçkin cemiyetleri arasında yer alışları, suç ortaklığının bir örümcek ağı ile birbirine nasıl bağlı olduğunu gösteriyor. Bu bağlılık onları belediye başkanı, bakan, milletvekili, iş adamı, hastane sahibi yapıyor ve liste uzayıp gidiyor.

Diyarbakır Cezaevi’nin ünlü işkenceci doktoru Orhan Özcanlı’nın Sevgi Hastaneleri gibi… Mengele’nin müthiş isim buluşu olan “sevgi” ile açtığı hastaneler zinciri. Bildiğiniz gibi kendisi veremli hastaların balgamını toplayıp cezaevinin yemeğine katarak tüm mahkûmlara veremi aşılayan, ekmek üstüne sürülen krem deterjanı yedirten bir mahlûkattır.

Dünün işkencecileri, bugün cemiyetin seçkin ilişkileri arasında kuluçkalanmaya devam ediyorlar. Birçok emekli işkencecinin özel sektör’ün güvenlik kadrosunda kendine yer bulup sığıntılanması gibi.

Bir ülkede asker polis ne kadar çok alkışlatılıyor, ne kadar çok övülüyor  pohpohlanıyorsa bilin ki orda mutlaka kirli ilişkiler vardır. Suç büyüdükçe ve ortaklıklar çoğaldıkça alkışlar da büyür, itiraz edeni bastırır, sesini duyulmaz hale getirir.

Suç ortaklığı “yedirtmem” diyerek asabiyet çeker topluma.

İşte Roboski; Ortada duran parçalanmış cesetlerin sorumluluğu resmi bir kayıp olarak hasıraltı ediliyor.

Gezi direnişinde katledilen beş vatandaşın faillerinin, siyasi iktidarın korunaklı kucağında başı okşanıyor.

Sokak ortasında linç edilen genci hastanede savsaklayıp ölüme gönderen doktor, dünün Mengele geleneğinin belleğinden fırlamış gibi davranıyor. (Kim bilir belki bir on yıl sonra özel bir hastanesi olur.)

Roboski’nin katillerini belki bir on yıl sonra “ressam dedeler” olarak cemiyetimizin seçkinleri arasında açılış yaparken buluruz.

Kenan Evren’i 90 kuşağına “ressam dede” olarak pazarlayan şanlı medyamızın desteği ile neler başarılmaz ki? Tontiş yanakları sıkmak için sabırsızlandığımız zalimleri, geleceğe bir armağanmış gibi PR’lamak yazılı olmayan bir devlet ritüelidir vesselam.

Ama, kemiklerin öyküsü nereye giderlerse gitsinler kulaklarına ulaşacak.

Ceylan Önkol’un yüzü hep karşılarına çıkacak.

Roboski’de parçalanmış bedenlerinin görüntüleriyle mutlaka yüzleşilecek.

Tutuklu çocukların üzerine abanıp, tecavüz penisini devletin mahremiyeti olarak kayda geçenleri asla rahat bırakmayacak o AN-lar…

Biz de peşini bırakmayacağız. Hesabı sorulmayan her zulüm bize daha büyük olarak dönüyor çünkü.

Bu yüzden; Eğer bir barış olacaksa pragmatizme ve paradigmalara kurban edilmeyecek ve devletin mahremiyetine bırakılmayacak bir barış olmalı. Bunun tek yolu hepimizin taşın altına elini koymasından geçiyor.

Körü körüne değil, akılcı yöntemlerle elbette…

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler