Kitlesel Bir Türkiye Solu Ve Örgütlü Karınca Hareketi / Ayşe Korkmaz



elephant-antAyşe Korkmaz

Ormandaki karıncalar, huzur içinde yaşayıp gidiyorlarmış, ta ki kötü fil hayatlarına musallat oluncaya dek… Filin en büyük zevki, karınca ezmekmiş. Günün belli saatlerinde ormana geliyor, ezebildiği kadar karınca ezip gidiyormuş. Karıncalar bu zulüm yüzünden yuvalarından çıkamaz olmuşlar.  Karıncaların şefi, yüzlerce koloni liderini, ormandaki ulu ağacın altında toplamış. “Arkadaşlar,” demiş. “Başımıza gelen felaketi biliyorsunuz.  Çözüm konusunda ne önerirsiniz?” Kimi liderler “Ormanı terk edelim”, kimileri “Yer altında yaşayalım” kimileri de “Rüşvet verelim” demiş.  Ama şef zaten kararını verdiği için, önerilerin hiçbiriyle ilgilenmemiş. “Hayatımızı göz göre göre filin ellerine teslim edemeyiz. Yapacağımız tek şey silahlanıp, kanımızın son damlasına kadar özgürlüğümüz için savaşmak olacaktır,” demiş.

 

Taarruz günü, ormanın her yerinden irili ufaklı ve farklı renklerdeki tüm karıncalar sürüler halinde gelmişler. Ellerinde taşlar ve sopalar varmış. Şef onlara hedefi anlatmış. Karıncalar zafer çığlıkları atarak file saldırmışlar. Filin üzeri bir anda milyonlarca karınca ile dolmuş. Isırıyorlar, vuruyorlar, taş atıyorlarmış. Fil, şaşkınlığını atınca, yere bir sağ ayağını vurmuş, bir sol ayağını vurmuş, bütün karıncalar kaçışmış. Sadece zayıf, çelimsiz bir karınca kaçamamış. Düşmemek için filin boğazına tutunmuş. Tüm karıncalar hep bir ağızdan bağırmaya başlamışlar: “Boğ onu! Boğ onu!”

 

Filin ayakları altında ezilmeye mahkûm bu zavallı karıncalar, Türkiye solunun sistem karşısındaki durumunu ne kadar da güzel anlatıyor. Solun darmadağın olması için sistemin küçük bir balans ayarı çekmesi yetiyor. Fil azıcık kıpırdıyor, bakıyoruz, bütün karıncalar yerde… Yenilgiyi o kadar kabullenmişiz ki, yeni bir saldırı aklımızın ucundan bile geçmiyor. Nasılsa düşman büyük, baş etmek imkânsız, saldırır gibi yapar, saldıranları uzaktan motive ederiz; dostlar alış verişte görür.

 

Solun yapılanmasını bu hikâye üzerinden düşünürsek:

 

1. Hikâyedeki ilk yanlış, saldırı öncesinde liderleri toplayan şefin diğer görüşleri de dinlemek yerine kendi düşüncesini dayatması olmuştur. Hiç kimseden, başkalarının verdiği karar uğruna, kanının son damlasına dek savaşmasını bekleyemeyiz. Doğrusu şudur: Koloni liderleri sorumlu olduğu karıncaları toplar, fille ilgili düşüncelerini alır. Böylece her koloniden bir çözüm önerisi çıkar. Liderler şef başkanlığında yeniden toplanır. En çok beğenilen öneri, hayata geçirilir. Bütün karıncalar, verilen karardan mutludur. Çünkü toplantılar formalite olsun diye yapılmamış, her biri, ayrı ayrı, çözümün içinde yer almıştır.

 

2. Kitlelere ulaşmak için liderlere değil, direk tabanlarına seslenmemiz gerekir. Aksi takdirde liderler, hareketten nemalanmaya çalışacaklardır. Bu da hareketi demokratik olmaktan uzaklaştırıp, yeni bir tepeden inme oluşum haline getirir. Şef, liderlere, bağlı bulundukları koloninin temsilcileri olduklarını hatırlatır. Kendisi de öyledir. Böylece hareket A ya da B karıncasının değil, topyekûn, karıncaların hareketidir.

 

3. Halka açılmak, halkın yanında olmak gerekir. İnsanları fildişi kulelerden yönetemezsiniz. Birilerini savaşa gönderiyorsanız, kendiniz kuş tüyü yataklarda yatıp, başarıyla dönmelerini bekleyemezsiniz. Bu durumda, savunduğunuz düşüncenin inandırıcılığı kalmaz. Yani karıncaların şefi, taarruzda başı çeker. Böylece, karıncalar yollarına daha cesur devam edebilir; ikinci, hatta üçüncü kez denemeyi göze alabilirler.

 

4. Alınan kararların hayata geçirilmesi konusunda istikrarlı olunmalı, sonuna dek verilen sözlerin arkasında durulmalıdır. İstikrar bir iç disiplindir. İyi bir örgütlenme, zincirin her halkası güçlüyse kurulabilir. Yoksa kopmalar kaçınılmaz olur. Bu durumda her bir karıncanın ölüm pahasına da olsa görev yerinden ayrılmaması gerekir.

 

5. Amaçladığımız şey zinciri küçük parçalara ayırmak değil, yeni halkalar ilave etmek olmalıdır. Her bir koloni, fili başka köşede kıstırmaya çalışmak yerine güçlerini birleştirmiştir. Artık karınca hareketi örgütlü ve kitlesel bir harekettir. Ve fil tek başınadır. Bu durumda başarı kaçınılmaz olur.

 

Bugün Türkiye solunda eksikliği duyulan şey, dünyayı kavramak için gerekli teori değildir. Ağır bedeller ödenerek yaşanan deneyimlerin dersleriyle donanmış ve yeni söylemlerle pekiştirilmiş pratik çabalar gereklidir. 12 Eylül, Türkiye solunun üzerine ölü toprağı serpmiştir. O gün bugündür silkinip kendimizi bu cenaze havasından kurtaramıyoruz. Yalnız çerçeve metinler ve pragmatik belgeler hazırlamak değil, Türkiye’nin içinde bulunduğu sorunlara pratik çözüm önerileri getirmemiz gerekir. Elimizi taşın altına koymadan kitlesel bir sol oluşturabilme şansımız yoktur.

Ayşe Korkmaz

Benzer Yazılar

Baldıran zehir’i değil, Panzehir

Abdullah Öcalan’ın tarihi açıklamasını canlı olarak tüm televizyonlardan izledik. Milyonlar Diyarbakır Newroz’una aktı ve Öcalan’ın tüm dünyaya duyurduğu mesaja kulak kabartıp, büyük bir coşku ile yeni dönemin siyasi şekillenişine ses verdi. Öcalan’ın tarihsel, siyasal, kültürel ve ekonomik temelli açıklamasının en önemli ayağı, silahlı mücadeleye dair açık bir şekilde “miadını doldurdu” demesiydi. Sanırım herkesin odaklandığı nokta...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler