Korku yığınına dönüşmek / Gonca Çelik



Kardeşim ve ben, dünya üzerindeki birçok çocuğa kıyasla -babamla ilgili olan kısımları çıkarırsam eğer- harika birer çocukluk geçirdik.
Her yaz tatilinin üç ayını, İzmir Menemen’in Çavuşoğlu köyünde dayımlarda geçirirdik. Kocaman bir okul bahçesi, bostan ve meyve ağaçlarının arasında hiç yılmak bilmeden, sabahtan akşama kadar kuzenlerimizle koşturur, salıncağa biner, saklambaç oynar, ağaçtan düşer, bisiklete biner, arıların yuvalarına çomak soktuğumuz için onların saldırılarına maruz kalır, köyün korkulu köpeği Kasap’tan kaçar, lojmanın hemen bitişiğindeki çiftlikle lojmanı ayıran duvarda oturup ineklere isim verir, tüm ailesini trafik kazasında kaybettikten sonra çiftlik sahibinin himayesi altına aldığı ve kuzenime aşık olan deli Rıza’ nın her süt getirişinde, ”Gulaaayy gulümm, sana süt getürdüm gulüüümm” diye nara attıktan sonra dayımı görüp korkudan elindeki süt tenceresini fırlatıp kaçmasına güler, okulun bahçesindeki düğünleri izler, yan komşunun çocuklarından birinin altı parmaklı oluşunu uzaylı olmasına bağlayıp ondan korkar, yer, içerdik. Bir keresinde saklambaç oynarken her zamanki gibi hileyle kardeşimi ebe yapmıştık. O sayarken, kuzenim ve ben lojmanın dibindeki duvara çıkıp oradan da lojmanın çatısına tırmandık ve yaprakları lojmanın çatısına kadar dökülmüş olan iğde ağacından iğde yemeğe başladık. Ta ki, iğde dilimizi damağımızı kurutana orada kaldık. Kardeşim bizi bulamadığı için sinirinden ağlamaya başlamıştı. Bir başka sefer, köyün çocuklarından birkaçıyla toplaşıp okulun bahçesinde saklambaç oynamaya koyulduk. Bahçenin dört tarafı çok da yüksek olmayan duvar ve demirlerle çevriliydi. Duvarların önündeyse yine tüm okulun çevresini saran, dalları yerlere kadar uzanmış ağaçlar vardı. Civcivleri olan karşı komşunun sapsarı saçlı oğlu ebe olmuştu. Saymaya başladı. Ben de okulun duvarına tırmandım ve önümdeki ağaçla kendimi kamufle ettim. Sırtımı da demirlere yaslayıp duvarın üzerine oturdum. Hemen herkes sobelenmişti, ben hala bulunmamıştım. Sonra bir soluma sesi duydum. O sesi duyduğumdaki korku ve tüm bedenimi saran ürperti hala aklımdadır. Başımı sağ tarafıma çevirdim ve Kasap’ ın yaklaştığını gördüm. Öyle çok büyüktü ki, sanırım altı yaşımdaki halimin iki katı büyüklüğündeydi. Aramızda sırtımı yasladığım demirler vardı. Gittikçe yaklaştı, korkudan olsa gerek sesimi çıkaramadım. İyice yaklaştı ve tam sırtımın arkasında durdu. Soluklarını üzerimde hissedebiliyordum. Burnunu demirlerin arasından sırtıma değdirdi ve beni kokladı. Bana temas ettiği o an altıma çişimi kaçırdım. Sonra Kasap uzaklaştı ve ağlayarak duvardan atladım. Çocuklar ağladığımı görünce başıma üşüştüler ve altıma kaçırdığım için bana güldüler. Sanırım, ilk kez o zaman rencide olmanın ne kadar gurur kırıcı olduğunu öğrenmiştim…
O zamanlar ki korkularımız; mahallede oyun oynarken çok gürültü yapınca Mehmet amcanın bizi kovalayacak olmasından, evde olmamız gereken saati geciktirip telaşla eve döndüğümüzde, ceza olarak ertesi gün oyun oynamamıza izin verilmeyeceği ihtimalinden, yemekte kapuska olduğunda ve isyan bayrağını çıkarıp kapuska yerine köfte yemek istediğimizi dile getirdiğimizde sofradan kovulup aç uyuyacak olamamızdan, veliler toplantısında kırık not aldığımızı sakladığımız dersin durumu hakkında annemin ayrıntılı bir istihbaratla eve döndüğünde vereceği tepkiden ve bir türlü anlam veremediğimiz hakkında çekeceği nutuktan, uyku saati gelip odamıza gönderildikten sonra kardeşimle uyumak yerine kudurmaya başladığımızda annemin bizi suçüstü yakalayacak olmasından, özene bezene hazırlanmış haftasonu kahvaltılarında sakarlık edip çay bardağını devirdiğimizde maruz kaldığımız bakışlardan ibaretti…
Sonrasında… Bıçakla kesilir gibi kesildi hevesimiz, koptuk mahalle arkadaşlarımızdan. İyi bir liseye gidebilmek için dershanelerde sırtımıza takılan eyerlerle, oyun arkadaşlarımızla yarıştırıldık. Ayşenin kızı Elif’ in ders notlarıyla kıyaslandı ders notlarımız ve zekamız. İyi bir eğitim almanın ne kadar önemli olduğunun bilincini bir türlü kavrayamadan oyun oynama heveslerimizi gömdük test kitaplarına. Elif, ”Goncaaa! Aliiii! dışarı geliinn!” diye sokaktan bağırdığında izin alma umuduyla annemin yanına gider ”çocuk değilsiniz artık, oturup ödevlerinizi yapın, tatilde oynarsınız” sözlerini duyar, hayal kırıklığıyla balkona çıkar ”annem izin vermiyoo Elif” der ve yeniden sırtımıza geçirirdik eyerleri. O dönemde ilk kez kelimesiyle karşılaştık ve onun beraberinde başarıyı getireceğini öğrendik, fakat sadece öğrendik, asla anlamını kavrayamadık. Ve ilk kez kaybetme korkusunun tohumları serpildi içimize… Liseye başladıktan sonra <üniversite> kelimesi girdi lügatımıza. Öğrendik ki, öğretmenlerimiz oradan mezun olmuşlar. Eğer onlar gibi olamazsak, liseyi bitirdikten sonra kocaya verilmek, askere gitmek veya konfeksiyonlarda/tamircilerde kir pasak içinde çalışmak zorunda kalacağımızdan korktuk. Ne olmak istediğimize, nasıl bir hayat sürmek istediğimize hatta kim olmak istediğimize bile karar verebilecek bilinci kazanamadan yeniden eyerleri geçirdik sırtımıza ve öğretmenlerimiz gibi olmak için başladık yarışmaya. Artık o kaybetme korkusu yeşermişti içimizde ve maddi-manevi sarf edilen emeklerin karşılığını verememekten korktuk. İyi ihtimali düşünüp, sırf bir bölüm bitirip <üniversite mezunu> etiketiyle etiketlenmek, o meşhur altın bileziği kolumuza takmak adına kazandığımızı varsayarsam… Doğduğumuz şehri bile tanımıyorken başka bir şehirde nasıl yaşayacağımızın, ailemizden nasıl ayrı kalabileceğimizin, yurtlara yerleşip yerleşemeyeceğimizin korkusu sardı. Ebeveynlerimizin olarak nitelendirdikleri o canavarlarla karşılaştığımızda zarar görme ihtimalimizin, onlardan kendimizi nasıl koruyacağımızın korkusu sardı. ”Bu adamın anlattıklarından bir halt anlamıyorum, bir tek ben mi anlamıyorum? Ya hoca anlamadığımı fark edip bana soru sorarsa? Peki, ben bu dersten nasıl geçeceğim?” in korkusu sardı. Ve dan! Aşık olduk… ”Elimi tutarsa, beni öperse ne yapacağım?/Elini tutarsam, onu öpersem ne yapar?” ın korkusu sardı. İlk kez alkol aldığımızda ”bunun dozajı nasıl ayarlanır bilmiyorum, ya sarhoş olursam ve başıma bir şey gelirse?” nin korkusu sardı. Mezun olmaya yakın, istemediğimiz bölümlerde okuduğumuzun farkına vardığımız ve bazı şeylerin bilincinde olduğumuz dönemde içine gireceğimiz bilinmezliğin ve ”acaba ben kaç ay işsiz kalacağım?” ın korkusu sardı. Evlenmeye karar verdiğimizde ”ya doğru insan bu değilse?” nin, ilerleyen yaşlarda sevdiklerimizi kaybetme olasılığının ve en nihayetinde de ölümün korkusu sardı bizi.
Çocukluğumuzda ölüm korkusu nedir bilmeden, yola kaçan topumuzun ardına düşüp arabaların önüne atladığımız, ebelemece oynarken düşmek nedir bilmeden deli gibi koşturduğumuz zaman ki cesaretimiz yok artık. Keşke şimdiki korkularımız, freni patlamış bisikletimizle yokuş aşağı son sürat giderken hissetiğimiz korku gibi olsa… Biz büyüyüp bilinçlendikçe hayatın beraberinde getirdiği korkular da büyüdü; düşünmekten, düşündüklerimizi dile getirmekten, hatta ölmekten veya öldürülmekten korkar olduk. Şimdilerdeyse, her birimiz birer korku yığınıyız artık…
(Sil Baştan adlı filmden esinlenilmiştir)
Not: Okurken, Yeni Türkü’nün ”Piknik”, ”İpek” Kardeş Türküler’in ”1-0”, ”Yolculuk” ve ”Güneşim Rıza”, Bajar’ın ”Serhildan Jiyane” adlı şarkısını dinlemeniz tavsiye olunur.

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler