KÜRESELLEŞEN TÜRK-İSLAMCI NURCULAR: GÜLEN CEMAATİ / Dr. Mustafa PEKÖZ



Gülen cemaati sadece Türkiye’nin iç politikasında tartışma gündemine girmiş bulunmuyor, aynı zamanda uluslar arası alanda da tartışılan ve dikkatle izlenen bir harekettir. Türkiye’nin geleceğini belirleyecek politikalarda etkin olmaya başlayan Gülen Hareketinin belirleyeceği stratejisi aynı zamanda bölgesel denklemin Türkiye yönünü belirlemede önemli bir faktör olacaktır. Saidi Nursi geleneğini takip ettiğini söyleyen, ancak küresel düzeyde, ekonomik ve politik bağlara sahip olan, buna uygun bir örgütleme modeli yaratan Gülen Hareketinin ayrıt edici özellikleri anlamak giderek önem kazanıyor.

  Said Nursi’nin fikirlerinin takipçisi olduğunu iddia eden ve görüşlerini kendisine özgü bir tarzda yorumlayan Gülen, entelektüel düzeyde gelişen İslamcı düşüncenin toplumun geneline yayarak etkin kılınması için önemli bir çaba içerisine girdi. Böylece, birincisi, İslamcılığın toplumsal bir örgütlenme modeli olarak ‘özel ve kamusal’ gibi her iki alanda yaşam bulması için Nursi’nin de özel olarak benimsediği ‘İslami aydınlanma’ projesini uygulamaya büyük bir önem verdi. İkincisi, Gülen, Nursi döneminin tarihsel ve sosyal koşullarının nispeten değiştiğini bu nedenle Risale-i Nur Külliyatı’nın (RNK) yeniden yorumlanması gerektiğini belirtir. Üçüncüsü, kamusal alanın İslamlaştırılması için devletin merkezine yakın durmayı tercih eder ve örgütlenmesini buna göre belirler. Toplumun kendi öz değerlerine sadık kalınarak ekonomik, sosyal ve teknik değişim ve ilerleme olarak anlaşılan ‘modernlik’ Gülen’e göre kamusal alanda yenilenmiş bir İslami bilinç öngörür.[1] Dördüncüsü, Nursi’de belirgin olmayan ‘İslam’ın millileştirilmesi’ görüşü, Gülen tarafından ‘millilik’ olarak resmileştirilir. Böylece cemaat örgütlenmesini salt ‘ümmetçilik’ olarak değil, ‘ulus-ümmetçilik’ biçiminde yani ‘Türk-İslam’ olarak formüle eder. Beşincisi geçmişlerinden farklı olarak İslam’ın küreselleştirilmesine özen gösteren Gülen hareketi, ulusal ve küresel eksenli bir çalışmayı esas almaktadır. Küreselleşmenin getirdiği ideolojik-politik değişime kendisini uyarlayarak, küresel güçlerin politikalarına uyumu esas alır. Altıncısı, İslami cemaat toplulukları bölgesel ve uluslararası güçlerle çok yakın ilişkiler kuramadı ve daha çok içe kapalı bir politika izlemeyi esas aldılar. Gülen ise tersten bölgesel ve uluslararası ilişkilere çok önem vermektedir. Hatta gücünün ana kaynaklarından biri de uluslararası alandaki ilişkileridir. Yedincisi, kendilerini Neo-Nurcu akım olarak tanımlayan Gülen hareketinin öğrencileri, biçimsel ve içerik olarak, Gülen ile özleştirmeye büyük bir özen gösterirler. Kullandıkları sözcükler, davranış biçimleri, hitabet tarzı vs. birbirinin kopyası biçimindedir.

Gülen, her döneme uygun geliştirdiği örgütlenme modelini ‘gönüllüler hareketi’ üzerinde yapmaktadır.  Toplumsal örgütlenme modeli olarak ‘dershaneler’ ile seçkin kadrolarının hazırlandığı ‘Işık Evleri’ Gülen’in geleceğin İslamcı ‘altın neslinin’ yetiştirildiği merkezler olarak ön plana çıkar. “Işık evleri, yurtlar, kolejler, , üniversiteler ve sivil toplum örgütleri” Gülen hareketinin temel yapısını oluşturmaktadırlar. Hem ulus-devlet merkezini, hem de Türk-İslam dünyasını yönetmeye aday “İslami düşünceyle yoğrulmuş milli kimlik sahibi” Türk-İslam sentezi perspektifine uygun kadroların yetiştirilmesi Gülen hareketinin öncelikli görevleri arasında bulunmaktadır. Bu bakımdan Gülen hareketinde eğitim çok önemli bir yer tutar. Modern çağa uyumlu, geleceğin ideal yöneticileri olarak lanse ettiği ‘altın nesilleri’ yetiştirmek için gençliği oldukça önemser. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında açtığı okullarla küresel Türk-İslam’ın misyonerlerini yetiştirmeyi hedeflediğini sıklıkla vurgular

Gülen hareketi, İslam’ı özel alandan çıkarıp kamusal alana egemen kılmak, sistemin merkez gücü haline getirmeyi temel bir strateji olarak benimsedi. İslamcılığı toplumsal dönüşüm projesi olarak kabul ettirmek için küresel entegrasyonu sağlamayı ve mevcut ekonomik-sosyal olanakları da kullanarak egemen bir güç yaratmayı hedefledi. Bunu yaparken, pragmatizmi İslamcılığın çıkarları için kullanmakta tereddüt etmiyor. Uzun yıllara dayanan bu örgütsel ve politik çalışmanın sonucu olarak Gülen cemaati sistemin önemli iktidar güçlerinden biri haline gelmesinde bu bakış açısının önemli bir etkisi var.

Gülen hareketinin izlediği politika, hangi biçimde olursa olsun devlete yakın durmayı tercih etti. Dahası devlet içerisine nüfuz ederken, güncel politikanın dışında durma görüntüsü vererek siyasilerle iletişimini hep dolaylı kurmaya özel bir önem verir. Örgütlenme stratejisinin esasını devlet içinde örgütlenerek sistemi bütünlük olarak ele geçirme üzerine kurdu. Kadrolarına zamansız her çıkışın ‘ihanet’ olduğunu söyleyen, onların her istediğini ‘içiniz kan ağlasa da yapın ve böylelikle güven kazanın’ diyen Gülen, devletin iktidar gücünün önemli bir halkasını oluşturuyor ve son günlerde yaşanan çatışmanın bir tarafı olarak ön planı çıkıyor. Hatta hem devlet içinde ele geçirdiği güç merkezleriyle,  hem de “haberleşme ve seyahat vasıtalarının inanılmaz derecede geliştiği ve dolayısıyla dünyanın büyük, global bir köy haline geldiği günümüzde… elektronik, bilhassa dijital elektronik teknoloji, fertlere bile mahremiyet dairesi bırakmadığı”[2] biçimindeki söylemini iktidar olmanın bir şantajı/aracı olarak sıklıkla kullanıyor.

Entelektüel bilgi ile pratiğin birleştirilmesine özel bir önem veren Gülen hareketi, kitlesel motivasyonu Türk-İslam sentezi etrafında çevreler. Bu, aynı zamanda ‘Müslümanların kimlik arayışında ortaya çıkan farklılaşmada, ‘Türk-İslam’ kimliğinde ‘Türklüğü’ ön plana çıkartmaktır. Bu yaklaşım, pozitivist-seküler olarak adlandırdıkları Kemalist rejimle buluşma noktalarını oluşturmaktadır. Bu bakımdan sanıldığı gibi Gülen, ideolojik olarak Kemalist hareketle çatışma halinde olmayıp, onunla birçok alanda ideolojik buluşma noktası bulunuyor. Gülen kendisini Nurcu olarak tanımlamakla birlikte Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç gibi milliyetçi-İslamcı kesimlerden çok daha fazla etkilendi.[3] Gülen’in milliyetçilik anlayışına göre “Türkiye’de yaşayan, Osmanlı geçmişini kendi geçmişleri kabul eden ve kendilerini Türk olarak gösteren Türk kabul edilmelidir.” Bununla Kemalistlerden daha farklı olarak Türklük alanını Osmanlıların tarihsel sınırlarına kadar genişletir.[4]   Bu özelliğiyle Gülen cemaati, esasen Türkiye’deki diğer İslamcı cemaatlerden ve hatta Erdoğan’ın temsil ettiği ‘Milli Görüş’ geleneğinden ayrılır. Diğer cemaatlerden ümmetçilik vurgusu, Gülen’de ise Türklük çok daha fazla çok daha ön plana çıkar. Bu nedenle Türk devletinin üzerinde şekillendiği üniter yapıyı tereddütsüz ve koşulsuz destekler. Böylelikle Türk devletini ‘din ile millet arasındaki bağın kurulmasının ve ideal Türk-İslam toplumunun yaratılmasının en önemli araçlarından biri’ olarak görür. Gülen, sürekli vurguladığı asr-ı saadet dönemini çağımıza uygun bir tarzda düzenleyebilecek olan ideal İslam toplumunun ancak Türk-İslam ülküsü tarafından sağlanabileceğini belirtir. Ayrıca Gülen hareketinin ideolojik gıdası haline gelen Türk İslam sentezi,  ‘komünizm ve teröre karşı devletin NATO politikasını’ çok açık olarak destekler.

İslam’ı siyasal alanın bir konusu olarak görmediğini vurgulayan Gülen aynı zamanda politikanın gündelik sorunlarını İslam ile bütünleştirme çabasından geri durmaz. ‘İslam demokrasi, demokrasi İslam değildir’ der. Demokrasinin bir ‘teferruat’ olduğunu söyler. Demokrasiyi dünyanın yöneldiği bir sistem olarak görür ama Allah’ın düzeninin yerini asla tutmayacağını belirtir.[5] Gülen’in stratejisinde demokrasi yoktur, devleti Türkleştirmek-İslamlaştırmak vardır. Toplumsal özgürlüklere hiçbir vurgu yapmaz, ama söylemlerinde İslami kurallara dayanan bir hükümetin var olması gerektiğini vurgular. Bu hedefe varmak için diğer cemaatlerden çok farklı araçlar kullanır. Her dönemin dengelerine uyarak kendine alan açar, bunun için Haziran 1980’de ordunun darbe yapması çağrısında bulunur ve 12 Eylül 1980 Askeri darbesini aktif olarak destekledi. Aranmasına rağmen, camilerde verdiği vaazlarında Kenan Evrene laf söyleyenin ‘dişini sökerim’ sözleri biliniyor. 1999 yılında Ecevit’e aktif destek vererek. Seçimlerde birinci parti olmasında ve hükümet kurmasında aktif bir rol üstlendi, diğer cemaatler 28 Şubat’a karşı tutum alırken, Gülen,  dolaylı destek sundu. Bu her adımı, kendisinin sistem içinde güçlenmesine olarak sağladı ve bugünkü mevcut iktidarı bütünlüklü belirleme noktasına geldi.

Gülen’in modernlikten anladığı felsefi ve sosyolojik değil teknik bir durumdur. Amacı da küreselleşen dünyada “modern alanlarda İslam’ı etkin kılarak bireyi hem cemaat içinde üretmek, hem de bireyleri ve toplumu kontrol edecek ‘modern’ örgütsel ağlar inşa etmektir. Bu sebeple hareket bireyin özürlüğü ve yaratıcılığı konusunda son derece muhafazakâr olsa da Müslüman ve modern (örneğin modernliği tüketim anlamında) olmayı olanaklı görüyor mümkün görüyor.[6] Küresel alandaki gelişmeleri, toplumsal bir değişim olarak değil, teknolojik olarak görüp, örgütsel çalışmanın önemli bir aracı haline getirmesidir. Bu bakımdan her türlü teknik gelişmeyi iktidar gücü olmanın bir aracı olarak kullanmakta ve katı bir örgütlenme modelini oluşturmaktadır.

 Gülen hareketinin,  soldaki entelektüellere ve insan hakları savunucularına yönelik saldırılar ve özellikle siyasal düşüncelerinden dolayı çok yaygın tutuklanmalar karşısında devletin yanında yer alması, kendi politik stratejisiyle tam bir uyumu ifade eder.[7] Özellikle Kürt sorununda oldukça katı bir tutuma sahip olan Gülen, Kürtlerin toplumsal taleplerinin karşılanmasına esasen karşıdır. Her ne kadar ‘ana dilde eğitim verilmeli ki, biz Kürtlerin kendi dilleriyle damarlarına girelim’ demişte olsa, Kürtlerin, stratejik anlamdaki demokratik taleplerine karşı çıkmak bir yana, Kürtlerin ve Alevilerin ‘köküne kibrit’ atmasından yanadır. Politik çıkarlar ve dengeler içerisinde ‘demokratik’ bir sistemden bahseden Gülen, devlet kurumlarındaki örgütlenmesiyle, anti-demokratik mekanizmayı işletmede ve totaliter rejimi güçlendirme önemli bir rol oynuyor.

Küreselleşmenin bütün toplumsal ilişkileri zorunlu olarak etkilediğini belirten Gülen, küreselleşen İslam’ın geliştirilmesi düşüncesini de gündeme getirir.  Ekonomik ve sosyal yaşamda meydana  gelebilecek bir değişimin İslam dünyasını da yönlendireceğini belirtmekle birlikte, İslam’ın toplumsal işlevinde reformlara kapalı duruyor. İslam’ın siyaset ve toplum ilişkisini daha çok küresel ilişkilerin yeni modern kavramları ile bütünleştirmeye yönelirken İslam’ın toplumsal değerlerinin özünde bir değişikliğe yönelmez. Örneğin türbanın İslam dünyası içinde bir teferruat olduğunu belirtirken, kadının toplumsal yaşamdaki eşitliğinden hemen hemen hiç bahsetmez.[8] Bu bakımdan küreselleşmenin ekonomik liberal eğilimlerini dikkat çekerken, toplumsal alanda İslamcılıkla çelişen özel bir durum katiyen izin vermez.

Gülen hareketi, üzerinde yükseldiği sosyo-ekonomik taban da şekillendiriyor. Yeni ‘İslamcı’ kimlikli bir yönetici sınıfının oluşmasının çok önemli olduğunu vurgulayan Gülen, devletin yönetim ilişkilerinden ekonomik gücün belirleyici olduğunun farkındadır. Bu amaçla küresel sisteme adapte olmuş İslami sermayenin egemen bir sınıf oluşturmasına bütün gücüyle katkı sunmaktadır. Gülen cemaatinin ayrıt edici özelliği, genel olarak İslamcı bir sınıf yaratmaktan çok kendi sınıfını yaratmayı esas almıştır. Böylelikle cemaatin işadamları grubunu yaratarak küresel dünya ekonomisine bağımlı ülke içerisinde ekonomik gücünü oluşturmayı temel bir ilke olarak benimsemiş bulunuyor. Böylelikle farklı sektörlerde çok yaygın ekonomik birlikler kurması ve bunlar arasında sıkı ve merkezi ağlar örgütlemesi, onun stratejik bir güç olmasını sağlayan bir başka önemli faktördür. Bireysel girişimcilikten çok cemaatin kolektif ekonomik sistemi çok daha ön plana çıkıyor. Bütün bunları uygulamaya özen gösteren Gülen hareketinin genel olarak savunduğu düzen, kendisine özgü İslamcı bir karakter taşıyan kapitalist küreselleşmeye uyumlu neoliberal ekonomik sistemdir. Gülen hareketi, liberal piyasa ekonomisini açık olarak savunur, küresel sermaye ile ilişkilerini geliştirir, diğer birçok İslami gruptan farklı olarak ‘Türk milliyetçiliğiyle serbest piyasa ve modern eğitim temalarına birlikte vurgu’ yapar.[9]

 Uluslararası küresel güçlerle olan ittifak içerisinde, devletle iç içe geçerek Türkiye’nin siyasal iktidarını aşamalı olarak değiştirmeyi ve İslam dünyasını bir vakum gibi saracak bölgesel Türk-İslam eksenli bir güç haline getirmeyi ana hedef olarak seçmiş bulunan Gülen, bun sürecin son halkasını tamamlamak üzere gibidir. Bunun tamamlanıp tamamlanmaması tamamen bölgesel ve uluslar arası güçlerin çıkarları ve stratejik yönelimleri belirleyecektir.

Ancak Eğer küresel sermaye’nin onayını ve desteğini arkasına alırsa Cemaat, AKP ile iç iktidar mücadelesinden çok daha kapsamlı bir çatışmaya hazırlanacaktır. Gülen’in kasetlerinden bunu görmek mümkün. Elindeki yargı, polis ve medya gücünü kullanarak hamlelere başlayabilir.

 

Gokyuzu9@aol.com



[1] OZDALGA Elizabeth, “Worldly Ascenticism in Islamic: Fethullah Gulen’s Inspired Piety and Ac- tivism”, Critique, 2000, sayı: 17, syf:24-28.

[2] GÜLEN, “At the Threshold of a New Millennium”, The Foutntain, No:29, 2000, syf: 24

[3] ERDO⁄AN  Latif, Fethullah Efendi: Küçük Dünyam,  Ad. yay. İstanbul, 1995, syf: 67

[4] YAVUZ, age, syf:297.

[5] AKMAN Nuriye, “Fethullah Gülen’le Röportaj” Sabah gazetesi, 25-30 Ocak, 1995.

[6]YAVUZ Hakan M., “Neo-Nurcular: Gülen Hareketi”, Modern Türkiye’de Siyasal Düşünce/İslamcı- lık, Cilt;6, İstanbul, 2004, syf:296.

[7] YAVUZ, age, syf:301-302.

[8]  age, syf:24.

[9] ESPOSİTO John, İslam Tehdit Efsanesi, Ufuk kitapları yay. İstanbul, 2002, syf:167.

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler