Mahsum Teyfur/ İKTİSAT, KADIN VE EDEBİYAT


  • Edebiyat
  • 11 Tem 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

imaDuygular bazen o kadar çok karmaşık olur ki, anlatamaz, dile getiremez, yazamazsın.

Karmaşık duygular içerisindeyim. 4 yıllık İktisadi ve İdari Bilimler fakültesini bitirmenin hem heyecanını hem de üzüntüsünü yaşıyorum. Eğitim hayatımın başında da sonunda da hiçbir zaman gelecek kaygısı yaşamadım. Fakat okuduğum bölüm ruhumda büyük tahribatlara neden oldu. Aldığım eğitim gereği, birçok ülkenin ekonomik ve idari yapısını inceleme ve araştırma imkânım oldu. Paramparça edilmiş Ortadoğu, sadece petrolle ayakta durmaya çalışan Arap ülkeleri ve insani değerlerden yoksun kapitalist sistem… Bunca olumsuz şeyleri şimdilik irdelememe karar aldım ve buna vesile olan da kadın ve edebiyat(Zezo ve edebiyat) oldu.

Gecenin ilerleyen saatlerinde, sekiz yılı aşkın dostum, arkadaşım ve duygudaşım Zezo(Zeynep) ile konuştuk uzun uzun. Değerli, kadim dostum sosyal olaylara duyarlılığı ve alakasıyla, Ortadoğu ve Mezopotamya’nın tüm güzelliklerini <kadın> kavramında barındıran ve yaşayan bir örnektir benim için. İktisadın, kendi içimde var ettiğim edebiyat dünyamda yarattığı tahribatı, duygu yerine reel kavramları yerleştirdiği sitemini zaman zaman dile getirmiştim. Kayıplarım büyük ve ağır geliyor bana. Susuz hissediyorum kendimi. Ortadoğu edebiyatıyla beslendiği halde, Ortadoğu petrol ülkelerinin çıkardığı petrol kalitesiyle ilgilenen hafızamın bende yarattığı çelişkinin getirdiği huzursuzluğu yaşıyorum. Aldığım eğitim sonunda bilinçaltımla duygularımın kavga edişine tanık oluyorum. Bilinçaltımı edebiyat dünyasıyla detaylandırdığım için mantığımın yenilgisi gün yüzüne çıkıyor. Amin Maalouf’un <Semerkant> adlı kitabında Ömer Hayyam’ın, Nizamülmülk’ün, Hasan Sabbah’ın sohbetleri ve münakaşalarının bilinç altımda çok detaylı bir şekilde yer edindiğinin farkına varıyorum. Okuduğum ve üzerimden tesiri hiç geçmeyen, fakat yaşadığım bu dört yıllık eğitim hayatım boyunca, okurken içinde kaybolduğum halde geri dönüp yeniden incelemeye fırsat bulamadığım birkaç eserden biri Amin Maalouf’un <Işık Bahçeleri> dir. Bir diğeri Mehmet Uzun’un <Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık> eseri olup bu eserin aydınlığıyla yaşıyordum. Hasan Sabbah’ın <Alamut Kalesi> ne gece uyumadan önce, gizliden girip dolaşma imkânım vardı o kalede. Yaşar Kemal’in <İnce Memed> eserindeki gizli kahramanlardan biri de bendim. Ve beni, bölgeden bölgeye, coğrafyadan coğrafyaya, kıtadan kıtaya götüren nice yazar ve kahramanlar vardı. Böylesi bir çelişkiyle eğitim hayatımı noktaladım. Ve bugün bunları yazmama sebep olan kişi Zezo oldu. Her zaman ki gibi, susuz kalan yüreğimi, Munzur’dan akan suyla buluşturdu.

Yaşama estetik ve güzellik kazandıran kadın ve kadının varlığıdır. Benim ruhumda da, geride bıraktığım, fakat ihtiyaç duyduğum duygunun gün yüzüne çıkışında ve duygularımda tekrar estetik kazanmasına Zezo gibi, kadın kavramının doluluğunu ve anlamını bedeninde ve ruhunda barındıran dostuma borçluyum.

-Zezo:  Mahsum, senle bir gün Ulu Camii’nin ön kısmındaki kahvelerin birinde şiir, deneme yazalım. Hatta belki kitap bile yazarız. Melik Ahmet’i gezeriz, surlara çıkarız. Bakarsın belki oradan da üstat Mehmet Uzun’un mezarına gideriz. Uzun süredir ziyaret edememiştik.

-Ben: Neden olmasın Zezo..? Çok iyi ve yaratıcı bir fikir. Diyar-ı Bekir’i anlatacaksan ve bu halkın adına şiir yazacaksan Ofis’te tabii ki olmaz. Oturup Melik Ahmet’te, Ulu Cami’de bir kahvede yazacaksın.

Ben de tekrar bu duyguları yeşerttiğin için sana sonsuz şükranlarımı sunuyorum Zezo. Ulu Cami’de en kısa zamanda buluşmak dileğiyle…

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Akın Kaya … BİR EYLÜL TRAJEDİSİ

Arnavut kaldırımlı, dar sokaklı İstanbul’un en eski semtinin birinde giriş katında ne ararsan bulabileceğin derme çatma, birazda pasaklı, estetikten uzak ağır nem ve plastik kokulu dükkâna girdik. Leğen ve içinde ne olduğunu hep merak ettiğim ve sonradan kuşyemi olduğunu öğrendiğim çuvalların arkasından yetmiş yaşlarında ki Hacı Arif bizi görünce, olduğu yerden doğrulup göz ucu ile...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler