Melek Öztürk / Son Havari (Öykü)


  • Öyküler
  • 09 Mar 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

(fotoğraf Ot dergisi)

(fotoğraf Ot dergisi)

Ah Nisan, bana bir dönsen, ne olur dönsen. Ne yaptım ben sana? Korkmuyorum, insanlar gözlerime baktığında deli olduğumu anlasınlar istiyorum. Dünyanın en masum insanı, ah Nisan, o bana bir şey yapmadı ki. Vicdan azabı çekiyorum. Ah Nisan! Bana bir dönsen, ne olur… Ne yaptım ben sana, o kadar mı kötüyüm? Boktan bir hayat. Ne yapacak şimdi? Bana dönse ne olur ki. Beni unutacak, göt oğlanının tekiyle mi evleneceksin? Piçin birini bulacaksın değil mi? Gene de bana döneceksin. Benim gibi orospu çocuğunun teki olmayacak ama iyi biri olacak, öyle mi? Tıraş olacak, içkisi yok, sigarası yok. Kalbi kırık olmayacak. Hiç üzülmemiş, hiç babasından dayak yememiş, hiç kalbi kırılmamış, hiç âşık olmamış aptal bir herif. Bu mu seni mutlu edecek Nisan, benim tersimi mi bulacaksın, mutlu mu olacaksın? Benim tam tersim seni mutlu edemez ki. Seni mutlu edecek olan adam benim, yine benim. Tek çaren benim. Ah Nisan, şu an, ah bir bilsen… Senin için canını verecek kaç kişi var? Annen var, baban var, bir de ben varım. Canımı veririm senin için. Kalbimi istesinler, söker veririm. Ben öleyim, sen yaşa. Seni çok seviyorum, sana bunu anlatamadım. Kötü ruhlu, aşağılık herifin tekiyim.

Kadınlar neden bu kadar duygusal, anlamıyorum. Jokey olmuşlar. Taytlar, çizmeler moda olmuş bu kış. Sanki sözleşmişler, bir örnek giyinmeye. Alçak yağmur, doğru düzgün yağsana. Paçalarım battı. “Ulaşmak için doğru adımı atmak önemlidir” Ben de doğru adımı attım. Metrobüs tıklım tıkış. Ağzını burnunu dağıttım dingilin. Hem yol veriyorum hem de laf ediyor. Öyle değil işte metrobüslerimiz. Mecbur olmasam biner miyim? Medeniyet ölçüsü toplu taşıma araçlarının kullanımı oranına bağlıymış. Doğru söylüyorsun güzel kardeşim. Canın sağ olsun, biz de sonraki metrobüsü bekleriz, ölümü bekler gibi. Mesaj gelmiş, Nisan mı yazdı acaba? “Lütfen imzalayın, Bu gerçekten önemli.” İmza kampanyası. Kahretsin, imzalamıyorum işte, canın cehenneme! Nefret ediyorum hepinizden.

 

Beyoğlu, soluk alabildiğim, kendimi hem kaybettiğim hem de bulduğum düşler diyarı. Metrobüs badiresinden sonra İstiklal Caddesi. Ne kadar az insan, o kadar az sorun. Birkaç arkadaş yeter. Kadınlar, kitaplar ve siyaset. Yine bol bol siyaset konuşuruz bu akşam da. Başka şeylerden konuşalım diyoruz ama konu dönüp dolaşıp yine siyasete geliyor. Birazdan gelir, ben ilk biramı söyleyeyim.

 

Sevdiğim tek başına ne yapacak? Benim kalbim buruk, kırık. Kiminledir şimdi? Aptal bir adama, aptal bir çocuğa mı bakacaktı, ne yapacaktı ki? Onu zeki yapmak için, çok mu zeki olacaktı bu çocuk? Ama salak bir herifle nasıl evlenecek ki? Ben kötüydüm ama iyi bir adam nasıl olacak ki? İyi bir adam topluma göre nedir? İyi kadınlar hep iyi adamları bulmayı ümit ederler. Ama o iyi adamlar aslında iyi midir, tartışılır.  Kimin iyi olduğu değildir aslı. İyi bir adamın iyi bir kadınla ne zaman, nerede ve doğru bir şekilde karşılaşacağıdır mesele. Ben iyi kadınlarla iyi zamanlarda karşılaşamadım, sorun buydu. Daha iyi bir hayata gittiler, mutlu oldular. Benden sonra daha iyinin, daha güzelin ne olduğunu anladılar. Ben sadece onlara öğrettim her şeyi. Yetebildiğim kadarıyla öğrettim. İyi olmanın ne olduğunu öğrettim ama iyi olamadım.

 

Ben neden iyi olamadım? Ben iyi olmayı çok istedim ama beni daha önce yaralayan çok şey var. Ben onları hep affettim. Benim affettiğim şeyler, aslında benim içime sızan kötüydü. Ben iyi olmak istedim ama benim içime sızan o kötülük hiçbir şekilde iyi olmama izin vermedi. Aslında ben iyi olmak istedim, iyi bir kadına iyi olmayı istedim. Çünkü iyi bir kadın Tanrı’nın bir hediyesidir. Bazı şeyleri mucizevî bir şekilde elde edersin. Bu da bir kadının kalbine girebilmektir. Bir kadının kalbine girebilmek değerli bir şeydir. Bir kadının bıraktığı yaradır. Çünkü dünyadaki varlığın en önemli… Tolstoy’un bir lafı var, “Tanrı düşüncesi evrende hiçbir yere, hiçbir şeye sığmaz ama sadece bir insanın kalbine sığar.” Çok önemli bir laftır. Tanrı düşüncesini bir yerlere sığdıramazsın. Ama bir insanın kalbine sığar Tanrı. Kadın da öyledir, bir kadının kalbinde uyandırdığın aşk, onun kalbine sığıyorsa sen bu aşka sahip çıkmalısın. Çıkamıyorsan…

 

Geldi nihayet. Hoş geldin abi. Evet, yağmur fena yağıyor. Biranı söyle, kendine gel biraz. Ben iyi bir adam değilim. Düşünüyorum. Sadece içimdeki doğruya inandım. Bir karım vardı, onu kaybettim. O bana derdi, bazen sevgi dengeli olmayabilir, aşk dengeli bir şey değildir. Aşk denge değildir zaten. O aşkı denge zannetti. Ama ben dengeli aşk veremedim ona. Yoktu öyle bir şey zaten. Ben dengeli bir adam değilim zaten. Denge, aşkın sevgiye dönüşmesidir belki. Aşk sevgiye, kendi içinde dengeye dönüştü ama iyi bir adam olmak, problemsiz bir adam olmak… Bütün kaygılarından, sorunlarından arınmış bir adam olmak. Ben ona çocukluğumla geldim, her şeyimi verdim. O benim annem değildi. Hayatta seni terk etmeyen tek kadın vardır, o da annendir. Bir kadına duyduğun sevgi varsa, onu farklı bir ifade şekliyle ona sunman lazım. O sevgi ne olursa olsun, başka bir şekilde anlaşılmamaya mahkûm. Gençlik aşklarımı düşünüyorum da, benim için gençlikte aşk şuydu; aşk cevabı olmayan sorular, tutkuysa o cevabı karşındakinin teninde bulma isteğiydi. Sorulacak soru, duyulacak cevap kalmadığı zaman aşk biterdi. Aşk cevapsız sorulardı, tutkuysa o cevabı karşındakinin teninde bulma isteği. Bu gençlik aşkıdır. Gençlikte bir süre her şeyin yolunda gittiğini sanırsın. Sonra bir salı gecesi sıvaları dökülmüş bir odada, bir kadın tarafından sıfırlanmış, duvarları izlerken bulursun kendini. En kötüsü de bir daha bu duruma düşmemeye yemin etmişliğin vardır. Bukowski mi söylemişti bu sözü. Ne garip, bugün günlerden salı.

 

Pomakları severim abi. Sünnidir, temizdir, dinine inanır, eli yüzü düzgün Pomaklar beyaz tenlidir. Benim sevdiğim insan tipidir. Kara kuru değil Kürtler gibi. Ben Kürtlerden hoşlanmıyorum mesela. Kendim Kürdüm ama Kürtlerden hoşlanmıyorum abi. Çünkü sevmiyorum, hoşuma gitmiyor herifler. Kürt oldukları için değil. Kaba sabalar, lümpenler, kırıcılar, aksanları bozuk, sesleri bozuk, tenleri bir garip. Kendini geliştirmiş Kürtlere lafım yok. Benim gibi böyle İstanbul’da yaşamış, aksanını düzeltmiş Kürtlere lafım yok. Hoşlanmıyorum abi, bir şekilde tenim uyuşmuyor. Olmuyor, kabullenemiyorum. Kürt düşmanı değilim, öldürülmelerinden yana değilim, İstanbul’da yaşasınlar, her yerde yaşasınlar, oy kullansınlar. Ama ben Kürt’le oturmam abi, muhabbet etmem. Kürtçe biliyorum, konuşabiliyorum ama aksanlarından hoşlanmıyorum, sesleri, gırtlakları kalın oluyor, tenleri bir garip, çok kıllı oluyorlar. Tip olarak hoşlanmıyorum, bana batıyor. Benim gibi Kabataş Erkek Lisesi, İstanbul Üniversitesi mezunu, Türkleşmeye yakın bir Kürt’le oturur konuşurum. Ama Kürt olduğunu iddia edip sesi, teni, tipi garip bir Kürt’le oturup konuşmam.

Ben hümanist bir adam değilim, insanlardan hoşlanmıyorum. Kürtlerden de hoşlanmak zorunda değilim. Ben pizzacıyım diye bütün pizzacıları sevmek zorunda değilim. Kürdüm diye de bütün Kürtleri sevmek zorunda değilim. Onlara zarar vermek istemiyorum. Çünkü karşıma çıkan Kürt’le bir şey konuşamıyorum. Çünkü hareketler hoşuma gitmiyor, halay çekiyor, kültür seviyesi yeterli değil. Karşıma doğru düzgün Kürt çıkmadı benim. Annem bana bir Kürt kızı buldu, ondan bile hoşlanmadım. Ben Karadeniz kızlarından hoşlanıyorum. Baktım Facebook’tan resmine, çok esmer geldi, hoşlanmadım. Bütün takıldığım kızlar Trabzonlu, Rizeli, Giresunlu oldu. Ama Kürtlerin öldürülmesiyle ilgili bir şey düşünmüyorum. Eski faşizan düşüncelerim değişti. İstanbul’da da yaşasınlar. Ama bana Urfalı muhabbeti yapıldığında lahmacun yer misin, biber sever misin denildiğinde hoşlanmıyorum. Sırrı’dan da o yüzden hoşlanmıyorum aksanı bozuk diye ama Demirtaş’a bakıyorum düzgün bir Türkçeyle konuşmaya çalışıyor, bir cumhurbaşkanı adayı gibi, beyefendi adam, sempatik, gerçekçi konuşuyor. Ama Sırrı numara yapıyor, siyasal bilgilerde okumuş, benim annemden daha kötü Türkçe konuşuyor. Kimse bana Sırrı’nın gerçek şivesinin o olduğuna inandıramaz. Çünkü ben babama bakıyorum, babam da Siverekli, kırk yıldır İstanbul’da yaşıyor, tek kelime Kürtçe bilmiyor. Osmanlı gibi, öyle bir Türkçe konuşuyor ki inanamazsın, Zeki Müren gibi, şaşırırsın. Annem Türk, ama tam bir Kürt gibi konuşuyor, aksanı çok bozuk ama Sırrı’dan daha iyi. Adıyamanlı, Sırrı’nın hemşehrisi ama annem okumamış, aksanını düzeltememiş. Ama Sırrı numara yapıyor. Selahattin’e saygı duyarım, seviyorum. Hiç deri mont giydiğini, bıyık bıraktığını görmedim, kravatlı tam bir adam gibi, çocuğu var, bisiklete biniyor, çok takdir ettiğim bir adam. Sırrı, yalan bir Kürtçe şiveyle konuşuyor, Türk olduğu halde Kürt taklidi yapıyor, hiç sevmiyorum. Biji PKK, biji YPG!

Sen onları destekliyorsun dostum, biliyorum ama yanıldığını göreceksin. Altıncı biram. Siktir et. Ölemediğimiz sıradan gecelerden biri. Kadının biri yıllar önce “Sen kendi trajedine âşıksın, kendine acımayı seviyorsun,” demişti. Haklı mıydı acaba, bu yüzden mi şimdi acınası durumdayım?

Yiğit düştüğü yerden kalkar. Bir insan kaç kere ölür? Adil olan bir keredir değil mi? “Hep sonradan gelir aklım başıma, hep sonradan, sonradan.” Görkemli bir kaybedişin ilanını kabul ediyordum aslında, her bacak arasına diktiğim zafer bayrağıyla. Babamın kötü bir taklidiyim ben. Bir adamın çocukluğunda fabrika ayarlarını bozarsan böyle olur. Sadece başarılı erkeklerin mi arkasında bir kadın vardır, kaybeden erkeğin arkasında bir kadın yok mudur? Ben kaybettim. Bir sanrıyım ben, kumlara yazılar yazıp resimler çizen bir gezgin; yeryüzünün son havarisi, son Tanrısı, hiçim ben. Sinekkaydı tıraşlı, garajında iki araba, iki çocuk babası. İntiharı hiç denememiş, bir kadın tarafından hiç sıfırlanmamış da olabilirdim belki. Düşündüm abi, yeni partim TKP, araştırdım. En iyi kızlar orda. TKP’ye üye olacağım. AKP’ye üye olup da ne yapacağım, hıyarın biriyle ortak danaya mı gireceğiz?

E nerde kalmıştık, bir bira daha içer misin?

 

Melek Öztürk

 

Benzer Yazılar

Ay ve Şenlik Ateşleri / Nazım Öztürk

Rumi 1419. hava sıcaktı. Nahoş bir akşam. Boğazın nazar-ı boncuğu, nem de var. Kıssayla; İstanbul gibi bir akşam. Arkadaşlarla anlaştık; Beşiktaş’ın maçını Kadıköy Şelâle’de izleyeceğiz. Kadıköy bizi, biz onu severdik. Biz Beşiktaş’ı sever, o bizi bilmezdi. Varsın bilmesin; biz karşılıksız sevginin, fedakârlığın ne demek olduğunu çok iyi biliyorduk; Aşkın değil, sevdanın olduğu topraklarda filizlenmiştik. Hoş...

ÇARMIHTAN SEHPAYA BİR İSA PEYGAMBER / Akın KAYA

… Tüm bağrışmalar silah sesleri ve koşuşturmacalar sona ermiş, derin bir sessizlik ve ağır bir barut kokusu etrafı sarmıştı. Başucuna akbaba gibi toplanıp karga tulumba sürüklediklerinde, göğsünden süzülen sıcak kırmızılığa ve az ötesinde cansız uzanan arkadaşına bakabilmişti sadece. Hengâme tekrar başlamıştı, hakaretler, tekmeler ve çekiştirmeleri hissetmiyordu. Göz kapakları ağırlaşmış derin bir uykuya doğru yola çıkmıştı....
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler