Mesele Sormaktır, Yaşayacak Mıyız? / Misak Tunçboyacı



Yaşatmayacağız bahsi kendiliğinden, bir köşeden bir gün apansızın gelen, bildirilen değil hemen her an güncellenen her gün yinelenen bir meseldir. Yaşatmayacağız bahsi vuku bulan olayların hemen tümünde kendisini meydana çıkartan bağlaçlarla beraber günü tahakkümüyle baskı altına alan bir meseldir. Yaşatmayacağız bahsi dönüp dolaşılıp yeniden yolun kesiştirildiği bir meseldir.

 

Yaşatmayacağız bahsi bu ülkenin şimdisinde utanç vesikalarının müsebbiplerinden birisidir, belki de belkemiğidir. Söze her karışma çabasında, günü hep zifiri karanlık kılınması gayretine karşı her çıkış arama gayretinde, her yasak hemşerimler ile kotarılan sınırların daraltımında devreye giren hemen hiçbir türlü varlığı kesintiye uğramayan bir meseldir yaşatmayacağız.

 

Ne oluyorsa, nasıl biliniyorsa nasıl eylenip sonuç haline dönüştürülüyorsa bu menzilde tüm diğer fenalıklar gibi yadsındıkça, normal olarak tanımlandırılmasına dair çabaların eksik konulmadığı bir edimdir yaşatmayacağız. Durmaksızın, hiç ara vermeksizin biteviye bir döngüyü çağrıştırırcasına sesin, sözün önünde yükseltilen duvardır yaşatmayacağız. Fikrin her ne olduğuna dair çözümlemeyi bir kenara terk edip varsa yoksa erkin doğrusunda dibinde hareket edilmesinin gayrisinin sonunun bize göre fecaat, onlara göre hayırlısı budur diye kestirilip atıldığı bir mefhumdur yaşatmayacağız.

 

Dünün açıkta kalan yaralarının, kesintiye uğramış sözlerinin paralelinde bugün yenileri eklenmeye, üçerli beşerli devam edilirken her nerede nasıl bir yurtta yaşadığımızı doğrudan göstere gelen bir edimdir yaşatmayacağız. Kalıtlaşmış olan tahakkümün vesikalarını bir araya getirdiğinizde, gün dediğimizin her ne hallere koyulduğu ortaya çıkmaktadır. Sorgusuzluğun yüceltilmesinin, adalet beklentisinin tersyüz edilmesinin, her hak denildiğinde yüze çarpan kapıların, işaretlerin, sözlerin arkası gelmeyen hiç nihayetlenmeyecek bir tezahürüdür yaşatmayacağız.

 

Bugünün ülkesinin salt muktedir olanın, ana akımın bildirdiği uyumlu / düzenli kurallara körü körüne bağlı ve itaatkâr olmaktan gayrisinin telaffuz dahi edilmediği, hiç akla dahi getirilmediği bir ülkeyi göstere gelmektedir. Yaşıyoruz mamafih, dün dediğimiz, dün gördüğümüz, dünde tecrübe ettiğimiz yaralarımızı çoğaltan tecrübelerin / yıkımların / kıyamların arkasının ya da bir sonunun asla ve asla gelmeyeceğini bildirendir yaşatmayacağız.

 

Ezcümlesin soluk almak kadar sıradanlaştırılan, normal olarak tanımı yapıldıkça, her yerde seslendirildikçe devlet aklının a’sından, z’sine siyasetinin, gündem belirleyicilerinin, onu yazan, çizenlerin, hepimizin yerine karar mercii olarak kendini konumlandıranların, bunu alıp dokuz sütuna manşet edenlerin birlikteliğinde yaşatmayacağız bugünün ülkesinin özetidir.

 

Bahisler birbirini kovalarken sözcükler dizilirken akla gelmeyeceği sanılan şeyler birer ikişer düşüverir kuytunun ta en dibinden hatırlanmaz sanılan odağından. Bir geri dönüştür ki zamanın hızlandırılmışlığına inat, unutturtmayı bunca sıklaştıran bir mefhumda her şeyin gerisin geriye dönmesini sağlayan bir karşılaşma söz konusudur. Yaşamanın her neye tekabül ettiği birçoğumuz için belirli bir yapıya, tanıma sahipken iş bu ülkeyken durumun nasıl da kutu, paket yahut ta her ne derseniz sürprizli ambalajın altından çıkacaklarda saklı olduğu yine belirginleşir. Sürprizli olan yumurta değildir bu seferinde.

 

Peyderpey yinelenen her defasında bu son kez denildikçe daha bedbininin yolu ya da imkânı için zemin yoklamasının yapıldığı bir mefhumdur bu tekerrür eden odak. Her açıklanıp sunulan, paylaşılan çokça dile getirilen üstüne basa basa yinelenilen elemi, kederi, yası, acıyı örtbas etme girişimlerinden başkacası değildir. Hemen hiç bundan gayrisi olmamıştır. Yerle bir edilen insana dair olan her şeyin bir an önce tastamam ne eksik ne fazla sağlanması için tedbirlerdir. Yaşatmamak artık geçmişin zorlu süreçleri, kafileleri sürgün etmeleri muhtaç kılmaları gibi değildir artık. Zamane hızlandırılmışlığında, modernlik denen cehennemi güncellikte her şeyin vadesi çarçabuk gelmektedir.

 

Her hareket, her hakaret, her tehdit eskisinden hızlıca kotarılmaktadır. Bir bakarsınız Şirnex’in Cizir ilçesinde annesinin kucağında 18 aylık Mehmet Uytun’un başına isabet eden bir gaz fişeği ile hayatının gaspı ve (ç)alınmasıdır bu mesel. Hala bilmediğimiz bir coğrafyada!, o çok uzaklarda bundan dört sene evvel yapılmış bir kıyamdır işte. O fişeği ateşleyeni bulmak adına savcının, bir asker hakkında tahkikat açmasına mani olunmasındadır yaşatmamak, acının bunca yıl sonra ancak fark edilmesindedir tüm elem. Tam fark edildi artık derken yeniden unutuş tarlasına terk etme çabasıdır asıl mesel.

 

Yaşadığımızın yahut ta yaşamadığımızın kanıtları ısrarla aranırken ve zorla arattırılırken bir katl daha temize çekilmektedir. Doksanlı yılların hemen her gününe sirayet etmiş olan, resmiyetle kuşanmış katil sürülerinin, devlet denilenin cansiperane savunuşu ile tam ve eksiksiz taltif edilmiş yüceltilmiş katillerin onore edildiği kıyımların akıbetinin bunca yıl sonra yarım bırakılmasıdır yaşatmamak.

 

Yıllar sonra halen isimleri ancak miras kalmış çoğunun akıbetinin meçhul konulduğu bir yerde Cumartesi Anneleri’nin İstanbul ve Amed’den sonra şimdi de Gever’de seslerinin yanıtsız konulmasıdır mesel. Mesel bir yerinden başlamak, açığa çıkartmak bir yana defaatle “faili meşhur” müsebbiplerin el üstünde tutulmasıdır bahsedilesi o yara.

 

Yaralanmışlarımızın çokluğu, Adıyaman’ın Alevi ve Kürd nüfusunun yoğunlukla yaşadığı Yenimahalle semtinde gerçekleştirilen ev işaretlemelerinden görülebilir. Öylesine bir bahis değildir, yaşatmamak adına, devletin huyuna suyuna gitmiyorsunuz savının gün aşırı azıya alınıp her şeyin dört dörtlük ustanın tahayyülüne göre yamuk yumuk, eğri büğrü ama alelacele kotarıldığı bir yerde hiç mi hiç değerimizin olmadığının ifşaatıdır. Ardından yinelenen “çocuk işidir” lafazanlığı gibileriyse bir yerlerden akla düşecek, aşina gelecektir.

 

Her dem korkularımızla tek başımıza, kah Adıyaman’da, Kah Gever’de olduğu gibi bir de bakarsınız Roboski’de neredeyse ikinci senesine girecek olan katliamın sorumluları hakkında en küçük bir girişimin dahi söz konusu edilmemesine rağmen yaşatmamanın başka sureti görülmektedir. Bu surete ilave olmaktadır. Sınırın Federe Kürdistan Yönetimine bakan tepelerin arasına kurulmak istenen güvenlik yolu, tel örgü çekme çalışmasının o duvarların Nisebîn – Qamişlo sınırına, Efrin ile Kilis arasında yapmak istediklerinin bir başkasıdır.

 

Yaşatmayacağız bu yurt bellediğiniz yerde. Denetim, gözetim ve tahakküm ile aralıksız bir biçimde hemhal olmaya zorlanırken, her günümüz bir başka yara için zemin edilirken, yol verilirken bunca fenalığa hayatı çalanlardan geri almak için çabaya düşmek zamanı değil midir? Bunca zül unutulduğu varsayılanları, hiç unutmadıklarımızı gösterirken, belletirken ne yapmalıdır. Nasıl etmelidir ki siyasanın, neoliberal mesnetsizliğin, kıyam tacirlerinin, yaşama ket vuranların tümünün elinden tıpkı Mustafa Sarısülük’ün “Bu ülkenin her metrekaresi katliamlarla doludur.” cümlesindeki yaramızla yüzleşebilelim. Artık yaşamı istediğimizi koşulsuz, şartsız, zorsuz, dayatmasız, kıyamsız istediğimizi bildirebilelim. Hayat için…

 

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler