Misak Tunçboyacı/ Anormal Bir Ülkede; Hakikat!


  • Gündem
  • 08 Eyl 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Ozan Kose“Büyük sanat yapıtlarının ve felsefi kurguların anlaşılmaz kalmasının nedeni, insan deneyiminin merkezinden çok uzak olmaları değildir —tam tersi geçerlidir bunun. Bu kavrayışsızlık da fazla büyük bir kavrayışla açıklanabilir: Kişi evrensel haksızlıkla kendi suçortaklığını anlamaya yanaştığında kavurucu bir utanç duyacaktır. İnsanlar da, buna katlanmaktansa, görünüşünün düzgünlüğüyle kendi özlerini sakatlayan ve bunu da alay eder gibi yapan şeye bağlanmaktadır.”  Theodor Adorno – Minima Moralia (1951) http://yersizseyler.wordpress.com/category/ceviri/page/3/

 

Adıyla, sanıyla anılıp durulan dile getirilen her veçhede kendini belirginleştiren görünür kılan, soluk aldığımız her an daimi olarak eşlikçimiz haline dönüşen bir meselenin ta kendisidir, bir meselenin temelidir hakkaniyet. Sınırlar enikonu sağdan ve soldan baskı altına alınarak sıkış tıkış daraltılmışken yaşaya durduğumuz menzilde nelerin bizleri beklediğini daha nelerin başa geleceğinin yansıtıcısıdır o hakkaniyet. Sorgular mütemadiyen ötelenirken bahisler bir heyula kıvamında çıkışları kapatırken resmen yağma devam ederken yol nereyedir sorusunun yanıtını barındıran bir tanımdır hakkaniyet. Erkânı devletlûnun kendi sınırlarında, düz mantıkla kotara geldiği, yaparız olur, yazarız biter, söyleriz işlem tamamdır diskurunun oluşturduğu bir döngü tam karşılığıyla tahakkümü ele verir. Hakkaniyet bu hoyratlığın güncesinde esasen her nereye doğru hamle edildiğini göstermektedir.

 

Aynalananlar, bir özen saklı tutulmaya çalışılan devlet aklının hiçbir bahaneye sığınmaksızın artık alenen halkın üzerindeki en yetkin mefhum haline dönüşümüdür. Umut kapıdan kovulmaya, söz hiçbir surette işitilmemeye, akıl ve fikir akçeyle ölçülüp biçilmeye hep onunla bağlı, bağlantılı tanımlanmaya devam edildiği ülkede sadece ve sadece yüklendiklerimizdir hakkaniyet. Yük edindiklerimiz için her birisinin altında, kimlerin imzalarının olduğunu bildirendir hakkaniyet. Bir denk getirildiğinde, bir sefer yapıldığında bir sefer uygun görüldüğünde gerisinin nasıl da çorap söküğü gibi geldiğini, devletin ne olduğunu özetleyendir hakkaniyet. Yük olarak sırtlanmak zorunda kaldıklarımız acıların ta kendisi, beis görmeden bunu bize pay eden de ortadadır, takdirinizedir. Yaşamı bunca kestirmeden zorluğa aşılmazlığa, kapkaranlığa teslim etmek onların fıtratındadır çünkü. Öyle yazılmıştır her durum her fenalık her güncellik sırasında ve sonrasında.

 

Ülkemiz gibi hızlıca unutmaların ikliminde hatırlayabilmenin nasıl derin bir ağrı olduğunu cismanileştirendir hakkaniyet. Her şey için bir ama fakat velev ki vb tanım bulunurken yıkımların gerçekliğine rağmen asla tek bir sözün bile eylenmeyecek olmasını gösterendir hakkaniyet. Kesinlikler ile nihai olarak bildirilenler, dile pelesenk edilmiş ezberlerden mürekkep olan tanımlar bu uzamdaki gerçekliğin yıkımını teyit etmektedir. Hakikat bu sınırda kısaca geçiştirilecek bir mesele, hep bu somut had bildirimleri yüzünden eksik gedik yollanmaktadır. Ulaştırılan menzil bomboş bir ‘beton’ zemindir işte. Ne ki derdin kendisi bize hatırlatmaya devam etmektedir. Ne ki onca örtbas gayretine rağmen söz ortadadır. Hayır, o iktidarın tapuladığı değil muktedirlerin sahip çıktığı değil kendiliğinden bir anda çıka gelen sözcüklerdir bahsettiğimiz.

 

Bunca hamlenin hep günü birlik kazanımlar o çok büyük getiriler, ihtimal dâhilindeki gelecekler tahayyülüne sıkıştırıldığı, kazancın getirimin ta kendisi olduğu bir yerden bildirmeye devam etmektedir. Mavralar okunurken gerçekliğin, her ne olduğunu bildirendir o sözcükler, o seslenişler. Duyumsadığımız ve görebildiğimiz yegâne şey laf kalabalığı edilirken büyük söz ve nutuklar atılırken sıradan olanın sessizleştirilmesidir. Sıradan olana lafın sözün bırakılmamasıdır. Bütün yerle yeksan edilirken neredeyse hiçbir şey sorulmadan tek bir yanıt beklenmeden bu boşluklar devlet aklı ve normlarıyla birlikte açık bir biçimde tarumar edilmektedir. Hakkaniyet üzerinde mutabık kalınanlardan ibaret değildir. Bir dolu tehdidin, bir sürü engellemenin handiyse her gün özenle ve inatla, tekrar edilenin büyük atfedişlerin kıyısında bizatihi sıradanın göremediklerindedir aynı zamanda.

 

Bir türlü görmenin mümkün edilmediklerindedir. Sınırlar, perdeler, dokunursan yanar diye bildirilenler bir de bu ve benzeri algıyı daraltmak içindir. Yoksunluğu paylaşmaya devam ederken o yoksullaşmanın artmasının yanında enikonu ilaveten hiçleştirilirken farkına vardırılmamasıdır, büyük gailenin tözü. Büyük beylik sözlere hacet olmadan derindeki yıkımın her nerelere ulaştığı nasıl da usul usul hayatımızı kapsadığı düşünüldüğünde o son kertede halimizin perişanlığıdır görülmeyen. Hakikate ulaşmış, o sınırın belirginleştiği bunca kepazeliğin aralıksız süre durduğu bir yerde başımıza geleceklerin fark edilmemesidir mesele. Müşterekler, ortak uzam bahisleri daha en başında yolun henüz başındayken, her gün, hayatı dilerken uçurumdan aşağı yollanmaktadır. Umudun mahvı ‘reel politiğin’ menzilini meşgul eden bir şey değildir pekiyi ya sıradan olan için.

 

Gündelik halin heyulasında cefayı hep çekenler için hangi anlama dönüşmektedir tüm bu yıkımlar hiç düşündünüz mü? Mahvedilen, günü birlik çıkarımlar, basit okumalar, beklentiler değildir demokrasi bahsinin kötürümlüğüdür. Bir yerlerde yapılanların, hepimizi baskısı altına alan kararların en altındaki dipnotların, küçük küçük yazılardaki acı reçetelerin, gündeliğin sınırlarından boca edilen tahakküm hamlelerinin sözüm ona ileri olduğumuz bu demokrasi bahsinde nereye ilerlediğimizi ispatlamaktadır. Görünen köye kılavuza hacet yoktur artık bu mahvedişler retoriğinin menzilinde. Her şey hem hesaplı hem kitaplı milimi milimine delip de geçmeye odaklı bir hazanın temellendirildiği uzamı bu yeni’yi göstere gelmektedir. Yenilenen adet olunmuş, bilinmiş, aklın bir köşesinde yer etmiş o kodlarla beraber toplumu nihayetinde ayırmak bahsinde yol almaktan kaçınmayan bunun için çabalayan bir mekanizmadır.

 

Her şey tarumar edilirken linçe, ranta ve istikbal adına hemen her türlü fenalığa yol verilmesi umudun mahvını da gösterir. Hakkaniyetten uzak tutmak, tüm göstergeleri birbirinden uzakta tutarak, daha büyük yıkımları önemseyerek “fenalığın” dünyasında yol alarak ve anmaya çalıştığımız her fenalığı muhafaza ederek söz konusu edilir. Yaşadığımız yer bir cehennem suretinden çok bizatihi kendisi olma yolunda güncellenirken, herkese ve hepimize sirayet eden bu sinme hali üzerimizdeyken hal ve gidişat hepten yıkımı göstermekteyken umudun mahvı yakındadır. Bir davada görülendir o yok ediş gailesi.  Ethem Sarısülük’ün davasında katil Şahbaz için verilen mütalaalardan dökülen yok etme halinin kanıksatılmaya çalışılmasındadır o mahvediş. Haksız tahrik diye bir meselin temellendirildiği, bununla can çalmanın bedelinin ise; yedi yıl gibi bir süreyle sabitlendiği bir kayıtsızlıktır o umudu yerle bir eden.

 

Hiçbir surette geri gelmeyecek bir can için o ve ardında bıraktıkları için bunlardan daha büyük devlet terörü olabilir miydi ki umut mahvolmasın artık. Sarısülük ailesine açılan kamu davasının endamı süresi bahisleri bile bu çadır tiyatrosunda katili “tatile” yollayan sistemdeki karşılaşılanlar kadar sarsmamıştır aklı, normu ve normali. Hasan Ferit Gedik’in davasındaki kepazelikler silsilesidir, Berkin Elvan’ın belki hiçbir zaman ifşa edilmeyecek katledilişi, katillerin düzeninde adaletin aslında her neye dönüştüğünü göstere gelmektedir. 1996 yılında Diyarbakır Cezaevi’ndeki elim, Hayata Dönüş Operasyonu düzeltelim kırımına dair Yargıtay’ın kararındaki gibi bazen her şey aleniyettedir. Katliamda rol alan kamu görevlileri için kasıt yoktur diye hükmünü ilan eder “sistemin” oyun kurucuları. Yargı için de ötekisi vardır bu aleniyette satır satır belirli olan onlara karşı özel bir savaşım vardır yekten.

 

Zaruretten! kullanılan güç, zulüm ve kırım nedense sorgulanmaz idi bu seferinde de bu bahislerde de yine aynısı olur. Daimi olan hizada tutmaktır ve hudut bildirmek zamanaşımlarına gerek kalmadan bu hışımla artık anılır, yaşanır ve tecrübe edilir oldu. Hayat mı o nasıl bir badiredir neye delalettir sözü bir kez daha umursanmayan edilir. Hakikatin yalın bir biçimde olanın karşılığını, kastedilenlerin ardılını gösterecek soruları yanıtlayacak çabanın kaçımız farkında olacak, kaçımız bilecek bunlardır işte muamma. Yaşamı rezilliklerin düzenli birlikteliğine evirerek dönüştüren bir yerde, her şeyin bu kadar “-kör kör parmağım gözüne” halindeki yıkımların refakatinde hakikat neye denir? Görünene dair halen kılavuz istenirken, hiç kimselerin fark etmediği çöküntü enikonu kalıcılaştırılırken insan nedir? Örnekler değildir hakikatteki eksiltmeler, adaletsizlikler hınç ve öfkeyle kotarılan hemen her öğe erk – muktedir tarafından rehin edilmişken söze nereden başlamak gerekir.

 

Muktedirin istediği şeylerin adını sanını saklamadan dile getirdiği tek tipleştirmenin, teklikten mülhem bir ülke bahsinin aslında neye dönüştüğünü gösteren bir kırım düşer ajanslara. DİHA’nın haberine göre ‘3 Eylül akşamı Antalya’nın Kaş ilçesinde bir otelde çalışan Mahir Çetin (20) ve Vedat Çetin adlı gençler, 20-30 kişilik bir grubun saldırısına uğradı. Saldırı sonucu ağın yaralanan Mahir Çetin, hastaneye kaldırıldı ancak kurtarılamadı.’ Ana dilini konuşmak isteyen bir Kürdün canının bunca aleni, bunca kolay çalınabildiği bir ülkede altı yedi Eylül’lerin bittiğini, nihayetlendiğini söylemek mümkün müdür? Yaşamak bunca pamuk ipliğine nasıl taşına gelmiştir ki Kürd olmak, Kürtçe konuşmak katledilmek için, linçle hınçla, dayakla öldürülmek normalleştirilip görülmez, asla ve kat’a işitilmez. Duyulmayacak ve önemsenmeyecek bir meseleye indirgenen bir çocuğun! Evet bir çocuğun daha canının çalınmasıdır.

 

Had bildiren neofaşistlerin dillerinden dökülenler en sonunda barış güncesindeyken bir cana daha mal olmuştur. Bir can daha barışmayı en çok isteyen halktan birisini çalmıştır, hem göstere göstere hem de haber edilmese bilinmeyecek bir ufukta. Anadil yaşamın anahtarıdır. Başlangıç noktasıdır hemen her şeyin. Cana kast edenler için de geçerli olandır, çünkü onlar bilmese de kendi sınırlarıdır aynı zamanda. Pekiyi de nasıl bunca kolayca reva görülebilir bir katlediş, nasıl hüküm verilir. Kimlerdir bu isimsiz yirmi ya da otuz kişi? Bir kentin ortasında bir cana salt kimliği yüzünden öldürme çabasına düşer nasıl bir ruh halidir karşı karşıya olduğumuz. Dımdızlak ortalarda kala kaldığımız zamanlardan az ötede değiliz artık. Bugün her şeyin sınırlarının erkin, hiddetine göre yönlendirildiği bir yerde ölümün dili tekrar konuşmaya başlarsa ne olacak en çok bunun idrakinde olanlardanız, biliyor ve korkuyoruz yine kendi kendimize.

 

Kendi kendimize dertlerimizin sıradanlığından utanarak yaşamaya çalışıyoruz, bunca gerçek kıyamet varken bu sathı mahalde. İstanbul’un ortasındaki “Torun tower”ın inşaatında da bu kahredici, her şeyi fıtrata, fatihaya illa ki dinsel olan şeye bağlama gayretinde şehitlik gibi bahislerin de zikredildiği bir işçi kırımı gerçekleştirilmişken yazmak ne kadar da fenadır. Asansörün zemine çakılması nedeniyle, Tahir Kara, Hıdır Genç, İsmail Sarıtaş, Bilal Bal, Cengiz Tatoğlu, Murat Usta, Menderes Meşe, Vahdet Biçer, Ferdi Kara, Cengiz Bilgi artık aramızda değildir. On işçinin hayatına mal olmuştur kapitalist ruhun, paraya tapan dünyanın en boktan siluetini oluşturma heveskârlığının sonuçlarından birisi yine kırım olmuştur. Gökdelenler insanların bedenleri üzerinden yükseliyor. Sinsi falan değil aleni bir biyopolitik mekanizma iken olan yine garibana olmuştur.

 

Üç kuruş yevmiye karşılığındaki emekleri için milyon dolarlarla satılan rezidanslara kurban edilmektir yazgıları! Katillerse her yerde ellerini kollarını sallayarak, izin verenleriyle devletlûsundan çalıp çırptıkça beyefendilik makamında kıdem arttırmalarıyla nam salmaktadır. Eğitim alsalar da kurallara riayet etmezler acizliğinin temsilcileridir, kendilerine toz kondurmayan, hatalarının bedelinin insanların canı olduğunun bilincinden özellikle uzak kalarak kurtulabileceklerini sananlardır işte karşı karşıya kaldığımız. Ne ki canlar kaybedilmiştir, sistem çarkları dönmeye devam ederken hayatlar hiç önemli değildir mühim olan ucube yapımın devamlılığıdır. Hakikatte hiçbir yitirilene sonrası ne olmuştur bahsine geçilmeden ilerlenip gidilecektir bu cehennemi güncellikten. Ya sonrası, ya sonrası neler olacaktır bunun yanıtlarını Soma Maden Cinayetindeki istatistik olmaktan bir adım öteye taşınmayan insanlardan biliyoruz.

Yas güncelleniyor sadece, öfke kabarıyor az da olsa bir süreliğine, gerisi sistemin arzusuna göre şekillendiriliyor. Protesto etmek suç, kimler bu işi bunca körlükle İstanbul’un ortasında daha önce de bir cana mal olmuş olan mimli alan dâhilinde inşa etmesine müsaade ediyor bunlar yanıtsız bunlar toptan gereksiz bildiriliyor. Bu ülkenin gerçekliği İnşaat Ya Resulallah diye bildirilirken, durmak yok yola devam! denilirken o bahsin ardı yıkım oluyor, zulüm oluyor. Haybeye değil, laf olsun diye değil işte azar azar bu menzilde yok etmeler hep böyle güncelleniyor. On insanın öldürüldüğü Torun tower projesine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü kamu yararı var gerekçesiyle 24 saat çalışma izni vermesini başka türlü okuyabilmek bu bahiste pek mümkün görünmüyor. Yok eden azap çoğaltan daima katleden, sürekli husumetten medet uman bir ülke hayaldi artık gerçek oldu bugün ve şu anda.

 

Cinayetler kanıksanabilir birer mesel haline indirgeniyor. Detayın peşine düşmek bu zamanda mühim değil midir? O ölen senin, benim bir suretim. Hani koşa koşa işe yetişmek zorunluluğu olan bir mecbur daha hayattan el etek çektiriliyor. Hayatı gasp ediliyor göstere göstere. Umut mu onu az ötede birbirimize düşerek yeterince çabukça unutarak biz birbirimizden esirgiyoruz artık. Anlattıkça azaldığımız bir menzilde tüm o gayri kabullerin ortaklaşmaya dair çabalarını işitmeden bir hayat sürdürülebilir midir? Bunun adı hayat olabilir mi? Değişim ve dönüşümü fenaya dair bir ivme kazandırıcı olarak değerlendiren bir yönetişim uhdesine haiz olan ülkede hakikate varabilmek, kalıpların, sınırlandırmaların ötesine ulaşmak için didinerek, hakikat için söze karışarak mümkün olacaktır. Rehin edilen değil özden çoğalacak seslenişlerle beraberce.

 

Hakkaniyet, tümden görünür kılınan bir örnekleştirilmiş kalıplaştırılmış, her şeyin fasaryadan bilindiği bir uzamda tam da hududun dibinden bildirendir. Birleştirildiğinde birbirinden apayrı duran parçalar “kelamı” noksansız bir denkliğe ulaştıracaktır. Bugün konuşa geldiğimiz adını ana geldiğimiz eksikliklerimiz, eksikliğimiz üzerinden neler eylenmeye devam ediliyor bunu görebilmek için bir yansıtıcıdır hakikat. Töz yok edilirken, izler her şeyi belirginleştirecektir. Kalan izler yol gösterecektir bunca gümbürtüden sonra gidilecek yol için, bulunacak menzil için, hayat için. Kalmışsa bir çıkış umudu bunca had bildiriminden, zulümden, al aşağı ver yukarı kibirli faşistlikten, modernliği ancak yeni tabutluklar icra etmek olarak algılayan bir ülkede kalmışsa herhangi bir şey. Onun için hakikatin peşindeyiz. onun için hakikate varmak için sözcük denkleştiriyoruz. Duyar mısınız, umursar mısınız, anlar mısınız? Türkiye yeni bir “normal” üretmeye çabalıyor diye bahse tutuşanlar varken, cidden düşünür müsünüz, yol her nereye? Bu normalden bahis bunca anormallikken arz-i halimizdir cidden yol nereye!

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2014

 

Görsel – Ozan KÖSE – AFP

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler