Misak Tunçboyacı/ Bir Meseledir Yaşamak


  • Gündem
  • 17 Mar 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Who Are You“Bir kukla gibi. Parmakta küçük bir kesik, şizo bir felaket. Zaman kırıntıları. Kendinizi ifade etme zahmetine katlansanız! Dere tepe, doludizgin! Dinle, dostum, anlarsın.” – Felix Guattari

 

Sanrıların sofrasındayız bu yerde. Dört başı birbirinden beter hallerle bir arada, ite kaka, bata çıka yol almaya, yol bulmaya çalışıyoruz. Dört yanımız, hep tehditlerin güncellendiği menzili ortaya çıkartıyor. Her gün daha bir fenanın bir kötünün, bir şerrin menziline yollanıyoruz. Her günümüz daha en başından ipotek altına alınmış, çoktandır vahamete teslim edilmiş durumda. Tecessüs bir yana bu menzilde hikmetin esemesi de okunmuyor artık. Sorunlar sanılanla değil sanrılarla değil her dem yaşatılanlar ile dönüştürülüyor. Sorunlar her gün bitimsiz çabalarla ve tehditlerle beraber birer ikişer boyunlarımıza geçirilen ilmiklere dönüşüyor. Sorunlar menzilin kalıcı kılınan, demirbaş bilinen hemen tüm alanlarında kendi varlığı öyle ya da böyle aklımıza mıhlatmaya devam ediyor erk eliyle. Sorunlar sanrı değil hakikatle ayrıştırılmazımız kılınıyor.

 

Sorunlar bir kesimden mimlenmiş olanların değil, farkında olmasalar da hemen tüm kesimleri kapsamı altına alıyor. Artık dokunanın yandığı zamanlardayız. Artık konuşanın yandığını hınç ile bildiren, ilam eden devlet güncesinin payandalarıyız. Kırmızıçizgilerin, eşiğimizi daralttığı güncedeyiz. Yerle yeksan etmelerin, devlet nezdinde linçlerin teşvik edildiği, bir menzildeyiz. Buradayız benliğimizle gel gelelim bünyemizle, varlığımızla çoktandır aslında yok sayılanlar hanesine yazılmaya devam ediliyoruz. Kadri mutlak biline gelenlerin gazapları güncelleniyor. Öfkeli çocukların(!) ne hıncı, ne linçi ne de tehdidi nihayetleniyor. Ya yarın veya daha sonrası bahsi hep muallâk daima muğlâk konulan oluyor. Ölüm ve öldürmeyse bir biyopolitik meselin temeli olarak gün be gün yinelenen bir zulüm aparatına eviriliyor.

 

Devlet; tahrip ediyor, tahrik ediyor, tarumar eyliyor. Devlet kendi bildiğini okumaya devam ederken bir yandan hayatı yok etmeye devam ediyor. Kesintisizleştirilen tenkit güncelliğinde gün nasıl zapt edildiyse yarının da aynı şekilde ve tek doğrultuda karanlıkça istila edileceği bildiriliyor. Hayat bahsi topyekûn şansa bir edim haline eviriliyor. Hayat denile gelen nefes almaktan gayrisi olmayan, bir forma sıkış tepiş mühürleniyor burada. Nefes alışımız bir sanrıya dönüştürülüyor. Korku dün değildi sadece günde de değildir sadece her gün yinelene gelen bir çabadır. Tezahür ettirilen korkarak yaşatma gailesidir. Hayat böylesi sığ ve sorgulanamaz bildirilmektedir bir kez daha. Dün, gün ve yarın hepsi birbiri içerisinde iyice zıvanadan çıkan bir tahakküme rehin edilmeye, korkular ekseninde bir ülkede yaşamaya mecbur olduğumuz zikrolunuyor.

 

Her günümüz karanlığın bir başka tonuna evirilirken, bir başka bedbin yönüne dönüşürken tenkit ve tehditler güncellenen, ayrıştırılmaz kılınandır. Hayat böylesi sığ ve sorgulanamaz bildirilmektedir her yapılan hemen her hamleyle birlikte. Hayat değiştirilebilir ve dönüştürülebilir bir mesele rast gele bir çabaları birleştirme gailesinden alıkonularak olduğu gibi “boğuntuya” kıstırılan dört yanda zulmün her gün sineye çekildiği bir mesele dönüştürülmeye çalışılır. İyi de nereye kadardır? Hayat hemen her haliyle üzerine tek bir cümle edilemeyecek kadar tabulaştırılan bir meseleye dönüştürülür. Yaşam yaşatma zulme boyun eğme olan bitene biat etme, her fenalığa eyvallah çekme vesaire olarak anılan düzenin normlarına göre şekillendirilendir.

 

Bu bahisten ötensinin, bırakılmadığı, o körlükleri bütünleştiren bir deneyimdir hep yaşatılandır. Menzilimiz artık bir çukuru göstere gelirken bu bahsin derinleştirildiği bir yok ediş ritüelleri hemen her yerden sıradanın hayatına dâhil edilir. Geriye her ne kaldıysa, onun da muntazaman sindirilmesi, bir köşeye atılması ve tükettirilmesi böylece sağlama alınacaktır. Tükenmek bir ömrün her gününe apayrı tehditlerle şekillendirilmektedir. Aklı fikri zorbalığa rehin etmek, mahvına kayıtsız hiç ama hiçbir surette ses edilmeyecek bildirmek müesses nizamın kodlarına yamanır. Netice büyük ve koca bir kara deliktir işte. Netice her şeyin yutulduğu, tüm fenalıkların yok sayıldığı, sıfıra terk edildiği, bir kuyudur. Dipsiz, kapkaranlık ve tarumar ettikçe dibine çekilmeye devam edildiğimiz o yerdir.

 

Menzilin tanımı kendiliğinden çıka gelmektedir. Orta doğu denilen menzilin artık bir çukurun ta kendisi olduğu afakîdir. Yaşadığımız toprağın verimsizliğini tamamlayan bir okumanın baş figürdür çukur. Geleceğimiz toptan bugünden tarumar edilirken yarınların da bir örnekleşmiş olan suret, kopya olacağı bildirilmektedir. Ne ki tekerrür ettiği duyurulan her şeyde bu akış bu düzenek kendini sağlama almaya devam etmektedir. Dünümüz gibi yarınımız da bu körlüğün dünyasına terk edilendir. Terk edildiğimiz yer insaniyetin tükendiği noktadır. Onun içindir ki söz yetersiz kalmaktadır. Onun içindir ki anlatma gayreti hep bir yarım yamalak kılınmaktadır hala ve hala. Anlaşılmak için bir yüz koca yıl çaba sarf etmiş kırılmış ve dökülmüş, eksiltilmiş ve yok olma tehdidini birebir yaşamış olan halkların iş bu güncellikteki halen anlaşılmazlığını idrak ettiren bir karşılaşmadır, sözün yetersizliği.

 

Dimağa ve tahayyüle karşı geliştirilen hamle birbirini takip eden, süreklileştirilmiş olan dönüşüm nam çatının yanında yöresinde biçimlenip duran yok etme sürekliliğidir sözün yetersizliği. Aklınız, fikriniz yetmez, yaşadıklarınız hiçbir zaman kâfi gelmez, sonu gelmeyecek bir sarmalın dehlizlerine yollanmaktan gerisi yoktur işte bu bahiste. Hayatiyet tükettirilendir Türkiye Türklerindir logolu gazete ve benzerlerinin diline pelesenk ettiklerinde. Birkaç satırlık teşekkür metinlerinde gizlidir bu tükeniş, tükettirme hali. Yalın ve keskindir yazının başına oturduğumuzda herhangi bir soruşturma yahut da takibatın söz konusu edilmediği soykırım yapan ceddimizle gurur duyuyoruz yazılamasının Mersin’de, Ordu’da, İstanbul’da bilmiyoruz hangi ilin hangi sokağında ve kaç yere asıldığı belirlenmemiş olan utanç vesikasında saklıdır.

 

Hayatiyet tükettirilendir bu menzilde böylece, azar azar değil basbayağı hesaplı kitaplı bir taarruz güncelliğiyle birlikte. Geçmişle yüzleşme bahsinin, masal edildiği bir halin ta kendisidir içinde yaşaya durduğumuz. Dün yok sayılanların, dün farkında bile olunmayanların, bugün kılıç artığı diye aşağılananların karşısında ecdatla gurur duyan bir ülke yavaş yavaş bina olunur. Dahası da vardır sokağa poşi ile çıktığınızda, başınıza herhangi bir fenalığın gelmesinin artık kolluk kuvvetinin yatağın sağından ya da solundan kalkmasına göre değişebildiği bir menzilde insanların gözaltına alınmalarıdır. Gözaltına alınan insanların haklarında anında yayına giren fevri aşırı, tehditkâr, tecessüsü bir kenara terk eden bir meydan okumanın birlikteliğidir.

 

Bir yerde bir eyleme katılmak, bir önderin adını cümle içinde anmak, bir şeylere karşı şikâyetçi olmak, bunu bildirmek artık ütopyanın ta kendisine yavaştan değil, tastamam paldır küldür dönüştürülür. Oktay Çakatay, Ömer Bozdağ ve Emrah Çeçen’in poşi ve şal takmalarının karşısında önce gözaltı ardından da tutukluluk halleri bu memleketin özde halini bildirmektedir. Öze kavuşturulmuş olan bir tükenişin yinelenmesidir bir kez daha epey bir gerileri yeniden güncelleyerek. Sabık ve sabit olan ‘akıl’ kendini asla dönüştürmediğinden hiçbir surette itirazlara kulak kabartmadığından makul şüphe nam garabetlik artık gerçekliktir. Artık gerçek olan hayata karşı tavizsiz yok etmelerin bu ülkenin en sıradan meseli bildirilmesi ve yaşatılmasıdır.

 

Çukur dediğimiz bir sanrı değil böyle inceliksiz bir hırgür güncelliğiyle, bir dönüşümün yıkımın merkezidir. Bilfiil eklenenler, çıkartılanlar ve dahası yinelenenlerin ortak resmi bu utanç menzilini ortaya çıkartmaktadır. Söz konusu vatansa gerisi teferruattır bildirim olmaktan çıkartılıp, gerekli görüldüğünde zulme, gerekli görüldüğünde işkenceyle, gerekli hal ve şart olgunlaştığında “öfkeli” çocuklara el kol, yol ve yordam en olmadı mühimmat desteği olarak çıka gelendir. Bu kadar kesintisiz bir had bildirimdir, hayata kasıttır. Toplumun katman katman hafızasına nakşedilmiş olan devlet algısı bir kez daha tezahür ettirilendir. Dokunanları ilişenleri ve sorgulayanları zor günlerin beklediği, bulduğu bir utanç menzilidir bu çukur halin anlata geldiği.

 

Kendiliğinden bildirimine devam ettiği yok etmelerin sürekliliğinde insaniyetin bir mesele olmaktan çıkartıldığının ifşası saklıdır. Bir satranç tahtasında vezirin, şahın hamlesi ya da hareketi değil hepimizi birer piyon olarak görenlerin son kertede ölümcül mat hamlesini sergilemek için eşikte bekledikleri bir yerdir özetin özeti. Sokaklarında zulmün bunca kolayca sergilenebildiği bir sarmaldır işte o çukur, bu coğrafya, şu ortanın doğusu. İstanbul’un Taksim ilçesinde Suriye’den göç etmiş, her türlü hakaretle yaşamaya mahkûm edildikleri alenen söze katılıp durulan yalnızlaştırılmış insanlardan birisinin başına getirilendir bu ayrıntılı ağır ağdalı tümcelerden daha hakkaniyetli bir bildirimde bulunacak olan. Dilenmek zorunda kalan, on bir yaşındaki bir kız çocuğunun darp edildiği bilgisi geçer Radikal gazetesinin internet sitesindeki haberde.

 

Bir haber metnidir, nefret söyleminin insanları nasıl birer canavara dönüştürdüğünün aleniyetteki karşılığıdır. Bir misafire, bir yalıtılmış evsiz ve barksız bırakılmış olan çocuğu bir biçimde sistemin öğrettiği gibi yok etmek, elindeki üç kuruşa göz dikmek, onu darp etmek bu ülkenin her sorununda kendini göstere gelen hakkaniyetsizce linç pratiklerinden bir başkasını meydana serer uluorta. Kadına yönelik şiddet derken çocukların da bu menzildeki karşılaştığı ondan geri kalmaz aşağı bırakılmaz. Sıfırlamaların sonunun hiç getirilmediği bir yerdeyiz. 11 yaşındaki çocuğu darp eden eli, kimin yönlendirdiğinin teyit edildiği güncedeyiz. Suriye’den misafir ettiklerimize biçilen değeri gözlerimizle bir kez daha fark ediyoruz. Hayat bu akışın dâhilinde de haricinde de aynı tıynetsizlik, aynı tahammülsüzlük ile saldırılandır.

 

Kibir zulüm kapısını daha genişçe açıp icraatların yıkımını güne dâhil etmektedir. İç Güvenlik Yasası tam olarak yasallaşmadan kolluk kuvveti bunun gereğini, benim esnafım gerektiğinde alperendir sözünü kanıtlamak için sıraya giren esnaf şiddetini birlikte yaşamaktır zulmün çıka geldiği yerde hayat. Kesintisiz bir görev paylaşımı vardır Azrailliğin kurumsallaştırıldığı yerdir işte anlatıp durduğumuz. Dahilinde kız çocuğunun darp edildiği batıdan henüz Cizre’de henüz 11 yaşındaki Selman Akbay’ın askeri araçtan atılan gaz fişeği ile komaya sokulduğu doğudur iş bu meseli özetleyen. Hayatta varım diyebilmektir zora koşulan. Bütün bu utanç vesikalarının birer sanrı-yanılgı ve hemen her şeyin güllük gülistanlık olduğunun bildirimidir zor olan, hala ağır gelen.

 

Her şey kalıcı olan yıkımı göstere gelirken bir o kadar kalıcılaştırılan kayıtsızlıktır mesele. Biyopolitik tavır ülkenin üzerinden eksik edilmezken her güne sıkıştırılan birleştirilen bu ağır kurşuni griliktir mesele. Hayatlar tükettirilirken bu daha hiçbir şey değil asıl film daha başlamadı efelenmesidir mesele. Herhangi bir kimliğin düşman ilan edilme sıklığıdır mesele. Akla hayale gelmeyecek tehditlerin yaşatılmasıdır işte mesele. Onca şey, yazılıp çizilirken bir cümleye vakıf olmaya çalışırken hain bilinmektir inatla, mesele. Ya sev ya terk et bahsinin, bu sınıra on üç dakika yürüme mesafesindeki Khabur’da diyetini vergini öde ya da öl(!) düzeyine çekilmesidir işte mesele. Yok etmelere doyulmayan bir menzilde her gün, yeni kırımlara gebe bırakılmaktır mesele.

 

Yaşatmanın değil yok etmenin sürekli kılınmasıdır işte mesele. El ya da göz olup ya da kulak olup had bildirmek için canilere kol kanat gerilmesinin hazin suretidir 24 Şubat’tan bu yana süre giden Khabour eyaletinde yaşananlar. 1915’de, Nisebin / Nusaybin’de yaşatılan Seyfodan (Soykırım) kurtulan Nasturi, Keldani, Asurî ve Süryanilerin göç edebildiği Irak’ın Simele Kasabası’nda yaşadıklarından sonrasına tekabül edendir. Bir Seyfo’dan çıkıp ta bir başkasına ulaşmaktır Simele. Hayata yeniden kastedilmiştir. Simele Katliamı, “11 Ağustos 1933”te Irak Krallığı silahlı kuvvetleri desteğindeki, Kürt ve Arap aşiretlerinin Asurîlere karşı yaptığı sistematik katliamlara ev sahipliği yapar. Simele ile sınırlı kalmayıp Musul’a uzanan bir dizi saldırının, kırıma dönüşmesiyle yeniden göç yollarında bulanlardır mesele.

 

Simele’nin ardından sığınıla gelen ve ilk yola çıkılan Nisebin’i de hatırdan çıkartmadan yeniden hayatta kalabilme çabasına denk düşen Khabour eyaletine sığınan Süryanilerin toplamda üçüncü defa Soykırım ile baş başa kalmasıdır. Yaklaşık elli bin civarında nüfustan azala azala, Suriye’nin artık kördüğüm haline dönüştürülmüş olan “iç savaşında” hayatlarından endişe edenlerin terk ettiği ve azala azala en sonunda sekiz, on bin civarında insanın kaldığı, barındığı bir yerleşim birimi Işid çetesinin menziline düşer Şubat’ın 24’ünde. Budur anlatmaya çalıştığımız bir kez daha bir mesele. Hayata kastetmenin artık menzilin olağanı hali ilan olunduğu yerde, gözlerin önünde burnumuzun ucunda ölümün nefesi yeniden yükseltilir. Ölüm artık ayrıştırılamaz bir mesele evirilir, budur kederlendiğimiz.

 

Onca şeyden sonra hayat demenin halen mübalağasız bir imtihan olduğu yerdir anlatmaya gayret ettiğimiz. Işid’in her ne olduğunu anlatmaya elbet bu satırlar yetmeyecektir. Lazkiye’ye sağır, Kesab’a kör, Şengal’e lâl, Kobane için üçü birden olanları için büyük, bütünlüklü bir sınavdır Haseke, Khabour. Kırımlar coğrafyasında her gün başka bir fecaatin kotarıldığı bir menzilde hayat sanılandan çok, sanrılardan ötede bir mahvın kucağına terk edilmektedir. Propaganda videolarının en son yayınlananlarından birisinde Işıd katillerinin ellerinde balyozlarla binlerce yıllık tarihi yok etmelerini görenler için yeteri kadar açık ve net bir meram ortadadır. Kürde, Ezidi’ye, Şebbak’a, Kakai’ye, Asurî, Nasturi, Keldani ve Ermeni’ye ve Süryani’ye, Türkmen’e kısacası kendisine benzetemediği her insanı, her canı yok etmeye, tıpkı sınırın bu yanında devletin lacivert takım elbiseli yahut da üniformasıyla bir arada gerçekleştirdiğinin benzeridir.

 

Heykellere beton kırıcılarla girişen, ibadethaneleri yakan, yıkan, patlatan, diri diri insanları yakan, kafalarını kesmeyi bir “Hollywood” prodüksiyonu ile hepimizin gözünün önünde sergileyen bir yok ediş tümenini anlatmaya kelimeler yetersiz evet yetersiz kalacaktır. Bir arada yaşamanın mümkün olmayan kılınması için hemen her gün bir sınavın, bir saman altından su yürütmenin gerçek kılındığı, bir dolu kırımın çıka geldiği yerde anlatmak yeterli gelmemektedir tek başına. Ya daha sonrası ne olacaktır sorusu hepimiz için bu coğrafyanın doğusu için de batısı için de aynı anlamda, bağlamda eşit ve önemli bir sorgu, sorundur.

 

Meselemiz yaşayabilme iradesine bunca ket vuranlara karşı hayatlarımızı savunmak için çabalanıp, çabalanmayacağımızdır. Harcayacak hala bir yüzyılımız, kurban verilecek tek bir canımız, yok edilecek tek bir meskenimiz, dahası ve ötesi kalmamıştır. Kesin olan yegâne şey bu bahistir bunca sözden arta kalandır. ‘Sözde’ diye geçiştirilen kırımların, bugün kameraların mercekleri önünde eylendiği, icra edildiği bir menzilde hayat her ne yandadır. Gün aşırı duvar kadar yekpareleşen, sessizleşen bu ülkede bile söylemeye devam edeceğimiz sözümüzdür. Bir kez daha, hayat ne haldedir, hayat her ne yandadır, işitiyor musunuz, sorguluyor musunuz ve nihayet anlıyor musunuz?

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

Görsel http://dumrul.org/en/?attachment_id=15

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler