Misak Tunçboyacı/ Bugünün öfkesi


  • Gündem
  • 09 Nis 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Escher ConvexHemen her şeyin yarım yamalak konulup kerhen kotarıldığı, sehven düzenlendiği, usulen icabına bakıldığı, demokrasinin bir adının bırakıldığı gerisinin yalan edildiği, sandık mefhumunun, makamının yoksullar için tek çıkış yolu olarak belirtildiği, gösterildiği buna mukabil hilenin, hurdanın türlü çeşit madrabazlığın saatler öncesinden devreye konulabildiği bir yerdeyiz. Sözün kendisini naçarlaştıran erk, muktedir, iktidara ait hemen her tespitin alkış kıyamet onandığı bir cehennemî güncellikteyiz. Yoksul ve yoksunları daha da yalnızlaştıran, dertlerinizi duyduk merak buyurmayınız derken, varsıllığın cephesine yeni yüklerin istiflerin hiç ara verilmeksizin konulacağının ikrar olunduğu bir zaman akışındayız, hala buradayız. Kronikleşmiş devlet aklının ve statükonun resmen el değiştirmesine tanık yazıldığımız güncelliğin sofrasındayız vakit çok ama çok geç.

 

Güncelliğin yeni dokunulmaz putları beraberinde getirdiği, herkesin ama herkesin gözlerin içine bakıla bakıla katliamların onanmasının talep edildiği, beyaz yemenili annelerin yuhalanmasına müsamaha gösterildiği, eldekiler yetmez daha da çoğu için her yolun, her zeminin değerlendirileceğinin bildirildiği bir güncellikteyiz, buradayız. İktidar makamının konforunun da bir karşılığı ve dayanılmaz hafifliğinde hemen her şeyin tozpembe gösterildiği, buna çalışıldığının bizatihi ilan edildiği bir yerdeyiz. Sözü yarım yamalak, eksik gedik koyup, bir türlü tamamlattırmayan bir aklın ilan edilmemiş olan ‘rehin’leriyiz. Pazarlık konusu bile edilmeyecek haklar şimdi muktedirin iki dudağının arasına, bir yasasına, tek bir düzenlemesine kalmışken, sınırlanmışken baka kalıyoruz öylece ekranlara. Ekranlardan yazılar kaymaya devam ederken, hep o tanıdık ezberler yinelenmeye devam ederken seyreyliyoruz ensemizde pişirilecek yeni bozaların tariflerini.

 

Oyunun hemen hemen her anlamda tükenmediği, asla bitmediği bir yerde daha başa gelecek varmışın şekillendirildiği, kervana düzüldüğü, işlevsellik kazandırıldığı bir yerdeyiz. Çaresizlik ilk defa bu kadar kesintisiz bir biçimde, tahrifat meydandayken, kendini göstermekteyken kanıksatılmaya çalışılan olmaktadır. Bir ona alışmamıştık, ona da zamanla alışırsınız yollarının güle oynaya icra-i sanat eylenebilmesidir. Tekrarlanmasıdır düşündürücülüğünü muhafaza etmeyi sürdüren. Denk getirilenlerle gerçeklik tahrip edilmeye, algı türetimi, rıza dayatımı şekillendirilmeye devam edilmektedir. Yalnızdık, artık enikonu kendimizden gayrisi da kalmamıştır bakınız bu teyitli bilgidir. Artık kesintisiz bir sonuçtur. Düzenin şeklinin, şemalının her neye dönüştüğü, sağlam irade diye ortaya konulanın tahrif edilmiş rakamlardan ibaret olduğu gün yüzü bulmaktadır. Seçimlerden bahsetmiyoruz sadece genellendirmelerin çürük dünyasında o bir tanesidir sade ve sadece. Çaresizlik ile yoğrulmuş, hamuru karılmış olan bedbin bir tezahür artık karşılığını eksiksiz bulmaktadır. Kesintisizleştirilen tahrifat bir noktadan sonra gündelikliğin hemen hiçbir zaman değişmez asli bir unsuruna dönüştürülmektedir. Oysa ne hayaller vardır illa x, y, z’ye ait, onlardan herhangi birisine tapulu olmayan, asla rehin edilmeyecek. Yaşadığımız bu yerin, velhasıl sahnenin, hem başı hem de sonu kederin mutlak diktasına ve tek doğrusuna kısıtlandırıldığından bu yana yalnızız işte bu medeniyet beşiğinde.

 

Demokrasi denilenin masal kadar inandırıcılığının bırakılmadığı, gerçekliğini sorgulamanın Nisan 1 kıvamındaki şaka kabilinden değerlendirildiği, olduğu bir yerden bahsediyoruz. Gerçek kendini sınırlandırıldığı yerden paylaşmaya devam etmektedir çünkü. Kepazelikler kervana düzülmekteyken yahut ta olması için her şey seferber edilmişken, birbirini takip eden hilenin hurdanın, salt akçeli konular için değil hayata her an kastetmek için olduğu alenileşmişken yeni ülke tahayyülüne ve bu lidere inanıyorum seslenişleriyle gümbürtüye konulmasıdır düşündürücü olan. Reel politiğin bu ülkede bir mizansen, tape dökümü, ifşaatından çok ama daha çok ‘vatan millet sakarya’ üzerinden şekillendirilen bir yapı olduğu meydana çıkmaktadır. Her şey ama her şey sonuçsuzluk karanlığı ile hemhal edilmektedir. Düzenlemeler, alınan tedbirler, yapılan atamalar, çekişmeler, sürüncemeye girilmeden ikiletmeksizin yapılan hamleler, daha fazla korkuya teslim olmuş ya da olması beklentilenen kitleleri bir hizada tutmak içindir.

 

Dün olmaz dediğimizin bugün gayet sıradan bir tavır olarak değerlendirilmesidir mesele. Yalnızlaştırdıkça, bağlamından kopartıldıkça, sorgu meselesi kıyam kaçınılamazı getiriyor, önümüze tak diye bırakıyor. Bugünün ülkesi, değer yargıları komple sıfırlanmış, komplekslerini, semptomlarını örtbas eyleyebilmek için her şeyin mağduriyetler üzerinden açıklandığı ya da savunulduğu bir yere dönüşüyor. Suç ortada ve aleniyken bile yok onu ben yapmadım, bunda ali menfaatler, devletin bekası, birilerinin istikbali mevcutlarla bu tavır süreğenleştiriliyor. Derman çoktan, saf dışı, akıl hep noksan, fikir katlanılamaz tahayyül sindirilemez olarak boşuna zikredilmiyor. Yıkıntısı altında kalakaldığımız ‘demokrasi’ dersinde velev ki’lerin sonu sicim gibi boynumuza geçirilmeye çalışılan ilmiğe dönüştürülüyor hala.

 

Bir türlü seviye atlayamadığımızdan, zamanı gelinde hesabı sorulacak denilerek referandum döneminde çokça zikredilen Evren’in diktasına göz kırpılıyor. Perinçek gibi isimlerin medyada görünmesi, kıymetleri anlaşıldığı için değil malum tezgâhçılığın bir kez daha geçer akçe bellenmesinden olduğunu yinelemek de farzdır. Her şey tekrarlanıyor tüm kepazelikler aynısından bir kez daha türetiliyor. Bakınız bir seçim sonrası Ağrı, Van, Bitlis, Ceylanpınar’da yapılanlar. Olağanüstü Hal Bölgelerine dönüştürülen iller, Silopi’de ortalığa salınan askerler, şarjörü dolu silahlarıyla sokakların zaptını, devletin bekasını, bu her şeyin çözümü olarak sandık diye bahsederken bizatihi boşa çıkartmalar ile cismanileştiriliyor ol sicim bir kez daha. Şimdi anlaşılmış mıdır?

 

Balkon seslenişinin bu sonuncusunda hedefe tüm ötekilerinin konulması herkesin muhalif olan her kesimin yaftalanması gayretinden bunu okuyabilmek mümkündür. Erk, muktedir, iktidar ders değil hınç, öç için çalışmaktadır hala. Hala derdin her ne olduğu konusunda işi yokuşa sürendir. İtirazları kulak ardı eden, her çıkarsamayı daha en başında darbe olarak değerlendiren bir akıl karşımızdadır. Karşılaştığımız bunlardan herhangi birisi olmasak dahi hedef için gösterilmeye yeterli gelecek kadar mimlendiğimizdir. Özellikle devletlûnun sözcüklerinde, iki arada bir dereye sıkıştırılan göndermelerinde vd. Bugün bu şartlanmışlık, kör keskinlik, bıçak sırtı hayatlar, istim üzerindeki tahliller bunu hep kafaya yerleştirmek için sürdürülenleri anlamlandırmak içindir. Demokrasinin direnci tastamam boşa çıkartılırken otoriteryenliğin yönü, rotası sabitlenmektedir. Hakara makaralar ile alay edenlerin refakatinde değerlere sahip çıkıldığının tezatlığı birbirini bulmaktadır.

 

Zümre olarak el üstünde tutulanlar halkına karşı demediğini yarına koymamaktadır. Hal ve gidişat bu kadar fenadır. Milletin a. koyacağız diyen akıl ile komplo, şantaj, montaj denilenlerin yan yanalığı bu durumu kalıcılaştırmaya zemin yoklamasıdır. Küfürbaz inşaatçının da aralarında olduğu ‘şirketler birliği’ tarafından yapımı üstlenilen ismi meçhul üçüncü köprü tam da işte o bahsedilen kadar ağır bir biçimde üç canın hayatına mal olmuştur. Daha henüz yolun başındayken, Kuzey Ormanları yok edilmeye devam edilirken, Başbakan’ın talimatları ile yapımı hızlandırılan inşaatın Beykoz’daki ayağında göçük üç insanın daha hayatına el koymuştur. Yok edilen hayatlar, yoksulların hayatıyken onlar bildiğini en iyi bildiklerini kapalı kapılar ardında şen kahkahalarını yükseltmeye devam etmektedir, işte hal bunun gözetiminde bu kadar fecidir. Çürüyoruz hala biteviye kesintisiz miadı ve son çizgisi olmaksızın.

 

Bir yerlerde gizli kayıt olarak atfedilenlerde Suriye meselesindeki bu devletin tarafgirliği, en azından devlet nezdinde kimilerine ne korku yaşatılması gerektiği konusunda yenilenen değiniler ile bir başımıza kalıyoruz. Yapayalnız, korunaksız ve biçare yaşıyoruz. Üç atarız, beş sallarız, yirmi beş askeri gözden çıkartırız, şu olur bunu yaparız. Yine biz mağdur olup, dünyaya haklılığımızı kanıtlarız gibi kadük kelimesini boşa çıkartmayacak senaryolar konuşulmaktadır. Kurgu, taslak münazara, içeriden ya da dışarıdan, dinleme suç akdi ya da suçüstü hepsi ve bütün şıklar ortadayken yineleyelim bir kez daha. Adra’nın başına gelenler ile Kessab’ın topyekun tahliyesine, Ceylanpınar’da eylenenlere kadar birbirini takip edip duran bir hakikate eviriliyor orada konuşulanlar. İster sır, ister suç ama mealen değil hakikat her neye ulaştığımızı ne için çalışıldığını gösteriyor ilk elden.

 

Düşmanlığın aşağı yukarı istisnasız yüz yıllardır değişmeyen ilk adresleri olan Ermeniler, Aleviler, Kürdler ve genelinde insanlık bir kez daha sınavdan geçiriliyor. Derman yok edilirken, kırılıp dökülürken, yol yordam aranmasından özellikle imtina edilirken bu hınç nüvesi yükseltiliyor. Jabhat El Nusra militanları ile pozlar verilirken bir yanda, işgal edilen Kessab’tan kiliseye ne kadar saygılıyız videoları servis ediliyor. Tanıklıklar bir kaç gün sonra onun tersini ortaya bir eksiği gediği olmadan çıkartırken, dışarıya her şey olumlu izlenimi yeniden ambalajlanıyor. Oradan kurtulmayı başaranların dillerinden dökülenler bir yanıyla 1915’i bir yanıyla da kimliği her ne olursa hayatını da zapt edilip edilmeyeceğini ortaya çıkartan ifşaatlarla bezeniyor. Utanmak mı, sorgulamak mı, hiçbiri kale alınmayıp, Samandağ’ına getirilmeye devam edilen Kessab yerleşkeli yaşlılarla propaganda yolları hala ve hala inatla aranıyor. O kentin nasıl militanlara koridor edildiği, yolgeçen hanına dönüştürüldüğü, Türkiye Devleti’nin hamiliğinin, korumasının da nasıl bir yere kadar, çıkarlarına kadar olduğunu gösteren “acı” bir tablo önümüzde cismanileşiyor.

 

İnsanların defalarca yaşadıkları korkular yeniden hatırlatılırken ekranlarda Dışişleri Bakanı kolay hedef aramaya devam ediyor. Gözlerden kaçırılabildikçe vahametin boyutları oradan sürülenlerin yaşadıkları sarsıntılar, bedelsiz çekilişsiz kıyım senaryoları bir kez daha hakikate dönüştürülüyor. Cana kast edilmesine gelene kadar yaşadıkları topraklardan sürülüyor insanlar. 2014 senesi de olsa asri zamanlar bunun halen işlevi tartışılır bulunuyor. Esas zulüm bu noktadan az gerisi, ilerisi değildir. Suriye rejimine muhaliflik için bir koridor haline getirilen, güzergâhın doğal bir parçası sayılan Türkiye suça ortak oluyor ama değil bundan bahsetmek, hissetmek bile hainlik sayılıyor. Reyhanlı’da yahut ta Yayladağı’nda ya da Ceylanpınar’da veya Kessab’ta olan bitenin yekunu bu birkaç satırda kendini buluyor. Seçeneksizliğin zoraki seçenek olarak sayıldığı bir ülkede insan hayatının sınırların içindekilere bahşedilmeyeni dışındakilere de reva görülmüyor.

 

Gümbürtüye konulup üzerinden yeni okumalar durum tespitlerine girişilen, körlüğün kalıcılaştırıldığı elinde silah olanların önemsendiği bir çerçeveyi karşımıza çıkartılıyor. Zulüm erk eliyle çıkarlar doğrultusunda kesintisizleştiriliyor. Geçmişten ders almanın veya oralarda olanların hayatlarımızdan neler götürdüğünü bilerek, bilinmesini önemseyerek, yüz yıl sonra bu sahneler yıkım ve işgal, tehcir ve kıyam, zul ve şiddet takdis edilip duruluyor. Kendini tekrar edip duran sistemli ‘zorbalık’ ne günü ne geleceği elimizde bırakıyor. Çok düşünülüp enine boyuna irdelenmesi gereken bir mesele basit bir kent işgali, insanların canlarının sağ olduğuna şükrettiğimiz bir noktaya kadar alenen artık gerisin geriye atılıyor. Kessab bunca sözsüzlükte bile çok şey anlatmaya devam ediyor oysa. 1909’un Nisan ayında, toplam on iki günde tarihsel Kilikya bölgesinin, bugün sınırlar ile birbirinden ayrıştırılmış Kessab ile Vakıflı, Samandağı, Yayladağı birbirlerinden kopartılmıştı katliamla, devlet dediğimizin saldırılarıyla beraber. Bir kez daha insanlık kıyama uğratılmıştı. Arada derin boşluklar bırakılan bir dolu acının meydana döküldüğü bir katliam, sürek avı ile beraber.

Bahsi sıklıkla geçen 45. tepesinden Türkiye’nin içine kadar ulaşan bir menzil dâhilinde geçmiş, bugün tekrar ediliyor. Zamane denkliği, büyük cümleleri, derin manalı kesişimler, sözcükler, tanımlar vs. buralarda artık eksik kalıyor. Asıl olan bitenleri kesintisiz aksettiremiyor. Yaşam tekrarlardan ibaret, veryansın etmek ile mürekkep rutin bir yorumdan ibaret değildir. Kessab’a Türkiye üzerinden ulaştığını gazeteci Hasan Sivri’nin makalesinden öğrendiğimiz, katillerden birisi olan El Muheysini’nin söz ettiği “Alevi köylerini vurmak için alınacak yüz füze için destek verin.” cümlesindeki kadar, ağır yıkımların tanıklığıdır bugün hayat. Nefret her anlamda vicdanı köreltirken, adı üstünde bir yokluğu, yoksunluğu cismanileştirirken doğrunun üzeri çizilmeye devam edilmektedir. Hayata ait olanın önü alınıyor her an ve her yerde.

 

“Reyhanlı’da 52 kişinin yaşamını yitirmesine ve 146 kişinin yaralanmasına neden olan bombalı saldırılar, El Kaide unsurları tarafından yapıldı ve El Kaide unsurlarının Suriye dışındaki operasyonudur” ile ortaya dökülendir AGİT toplantısında Büyükelçi Tacan İldem’ın cümlesiyle bu bahis. Cehennem mi demiştiniz tam da üzerindeyiz. Doğrunun üzeri çizileli çok zaman oluyor. Behemehal al takke ver külah, seçim kayıt kuyut, hile hurda, yalan ve dolanla bugün bu durum daha fazla belirginleşiyor. Dün anılanlar bugün gerçeğe yarın felaketimize alenen hiçbir beis görülmeden faciaya dönüştürülüyor. Eleştiri öyle ya da böyle yönetilmemenin sanatıdır der Foucault. Bugünün yanlışlardan mürekkep, algı yönetimleriyle şekillendirilen muktedir tavrının, tahayyülünün her şeyinin nasıl da bir kıyama dönüştüğü bu noktadan itibaren çözümlenebilir belki bir ihtimal.

 

Dün erkendi, şaşkındık. Bugün hazırlıkla geçmekte yarınsa çok geç olmadan söze sahip çıkmak, eleştirebilmek, sorgulayabilme edimlerini hatırlayarak yolumuzu, yönümüzü, tayin etmek ödevimizdir. Yüklendiğimizdir. Kessab ya da Vakıflı ya da Samandağı Ceylanpınar, Bayırbucak bir orası bir burası değil her an kendini yinlemeye devam ederken tahakküm ve zulüm üzerinde daha fazla düşünülesidir muntazaman behemehal. Anayasa işlevsiz, meclis savaş çığırtkanlığına teslim, yargı kontrol altında, kolluk kuvveti zulüm taliminde, seçimler hileli, sınırlar can pazarı, eylem, itiraz yasak, sorgulamak sakıncalı, basın kör, vicdan eskisinden de sakatken ödevimiz, yüklendiğimiz önceliğimizdir yaşayabilmek için. Eğri tutulmaya devam edilen vesika, her şeyin düze çıktığı söylenip durulan ahir zamanın yeni ülkesi halen bu sorgulamaları, bu çalışmaları bekliyor. Geleceğimiz, başka yaşayabileceğimiz bir toprak parçamız, bir tane daha kaybedecek canımız yokken, savaşa, zulme, barışın rehin konulmasına, büyük ülkecilik masallarına, hamasi söylemlere, nutuklara karnımızın tok olduğunu yinelemeliyiz. Yineleyebilmeliyiz ki hayata yeniden başlayabilelim, düşüp de kaldığımız yerden, düşüp de yaralandığımız, un ufak olduğumuz bu yerden…

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler