Misak Tunçboyacı/ Cehennem Güncesi


  • Gündem
  • 02 Tem 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

A Dozen Masks By Nicole Lane“Aslında yalnızca yaşadıkları anın tadını arttıracak kadar bir incelik, bir bağlılık, bir sevecenlik vardır insanlarda. Sürüler halinde ava çıkarlar. Çölü tarar, haykırarak dalarlar bozkıra. Düşenlere dönüp bakmazlar bile. Yüzlerinde alçıdan maskeler vardır. – Virginia Woolf

 

Kar beyaz bir sayfa üzerinde herhangi bir ibare taşımasa da, belirgin bir biçimde bomboş gibi görünse de noktalar ve mikro izler, lekeler, yaşanmışlıklara dair tecrübeleri barındıran onları aynalayan bir ortamdır. Elimizin altından kayıp giden niceleri gibi esasında her başlangıçta bize bir şeyleri hatırlatan, o boş gibi görünen sathı doldurabilmek için çabalara düşüren, yolculuklara çıkaran bir menzildir tek sayfa. Tek satırda çoğunlukla yüz kırk ya da daha az karakter ile derdin anlatılabilir sanılmasından, uzak kalınan oysa içteki ile sırtta taşınan “derdi” satır satır çözümleyebilmek çıkış bulamasak da bir çabaya düşebilmenin mekânı, makamı, dert ortağıdır bembeyaz sayfa. Çoğunlukla boğulduğumuz suni gündemlerin az ötesinde başa getirilecekleri düşünebilmek, tasalanarak kaygılarla ve can havliyle ne oldu ve ne olacak sorularını sormak için bir nedenin kendisidir beyaz sayfalar.

 

Kesintisiz ya da aralıksız olarak bu uzamda her ne eyleniyorsa hepimizin namına bunların nasıl büyük tahribat ve felaketleri günümüze dâhil ettiğini fark ettiğimiz ol vakit avazımızı, meramımızı görünür kıldırandır harf harf üzerine kazındığımız beyaz sayfa. Döküldüğümüz menzilde yarınları da dün gibi yaşadığımız gün gibi, şu an gibi korunaklı, kararlı ve sabık bir karanlıkla hemhal ettirilirken, sınanırken durup ta düşünmelidir bir kez daha bu durakta, ya sonrası, ya sonrası sorusunu daha bir ivedilikle. Harflerle iştigal edildikçe, kelimeler birbirini çağırdıkça, yeni sorular er ya da geç çıkar o milimi milimine bildiğimiz satıhtan. Her gün biliyoruz bunları diye buyururken erkânın anlamadığı zor zor zor olanların aslında nasıl da canımıza battığını göstere gelen bir çabalanımdır bu beyaz sayfaların üzerinde eylenen. Durmaksızın akıp giden zamanda gümbürtüye konulanın -dertlerimiz olduğunu göstere gelen karşılaşmalara ev sahipliği yapması bariz bir biçimde söze alan bırakılmamasındandır.

 

Sözü teferruat, kelamı sadece muktedirin hakkı, sorguyu salt güç sahibinin hesap sorması, yazıyı ifşaatın dibi, fişlemek için bir neden olarak bir tek bunun için kullanarak hemen her şeyin zapt edildiği bir yerde sığındığımız yerdir beyaz sayfa yaprakları. Kimimiz için duraksadığımız son yer gibi görünse de ya da anlatılacak her ne kaldı veçhesiyle karşılansa da bir sayfa bir sathı mahalden gerçekliğimizin aynalayıcısı olan bir uzama evirilmektedir. Düştüğümüz yerdeki can kırıklarının her birinden kendimize çıkardığımız derslerdir bizi o sayfada buluşturan. Dönüşüm ve devinimi tamamen; kendi tahakkümünün rasyonel bir neticesi, olağan sonucu olarak ele alan, düşünen, akla karşı barikattır sayfa. Kurulu olan sistemin gün aşırı dayattığı yeni nam ‘eski’ teşebbüslerin, engellemelerin sınırlandırmaların dünün bunlar da çok oluyor bir müdahale şart diskurunun buna ek olarak tekrar edilebildiği yerde bireyselden, ortak uzama ulaşma çabasıdır sayfa.

 

Kâğıda döktüğümüz çizgiler, harfler, karalamalar, kelimeler, nihayetinde cümlelerden ibaret değildir sadece. Bir ülke suretinin ve onun karanlığına dair çıkarsamalardır anlatabildiğimiz kadarıyla, yetebildiğimizin sınırlarıyla. Her insan bir başka hikâyeyi tanımlandırabilir onun detaylarına vakıf olabilir dizebilir. Gel gelelim ayrışık görünenler de de bir ortak uzamın izleri söz konusudur. Kimseler çok önemsemez ise de derdin birlikteliği kendi sınırlarını aşarak yazıyla bütünleşerek gün yüzüne ulaşır. Bir lexia oluşturur sessiz sedasız yavaş yavaş. Bu illa ki bir yönlendirmeyi açıklama kutusunu ya da dipnotu gerektirmez. Söz teferruat edilmişken sıradan olan kendi güncesinden bütün o görülmeyenleri yaşayarak onu tecrübe etmektedir durmaksızın aralıksız. Heyula kopmaya devam ederken devletin alarm zilleri çalmaya, koruma kalkanları devreye girmeye hazır ve nazırken, her şey emir telakki eden yeni bir vesayetin müesses nizamı eylemeye devam ederken tabii her şey olmaya devam ederken hayatın o sınırlardan ötedeki mücadelesine tanıklıktır ortaklaşan.

 

Dümdüz edilen yaşam alanlarının, rant için katledilen yaşam kaynaklarının, hepi topu üç beş tabak çanak sayılan mirasın içerisinde terk edilenlerin meramıdır. Bir yerlerde bir şeyler hep fenalık için tasarlanmaya devam ederken tasalanmanın suretidir, belirgin bir biçimde isyanıdır o bahisler. Bir yerlerdeki fenalığın çat kapı sana ona herkese rast gelebilir olduğunun idrakini, yaşadığı ile tecrübe edenler için sözdür tahayyüldür o bahis, dikkatle suna geldiğimiz. Didaktik ve kendini hep tekrar eden zerre bundan öteye ıramayan tek bir özeleştiri getirmeyen, bunun bahsini bile etmeyen bir akıldır önüne, insafına yapayalnız terk edildiğimiz. İnsanlık sorgusu kaçıncı kez naçar edilecektir budur meselemiz. Ortaklaştırmaya çalıştığımız yerde erkânın dilinin bir zehir gibi, bir virüs gibi hala tesir edebilmesinin, bünyeye sirayet ettirilmesinin çabukluğudur aslında dert yandığımız.

 

Her şey köreltilirken başlangıcın vicdan bahsinden temellendirilmesidir dert. Durgun bir söz dizimi, bir akıl okuma, tavsiye değil gözün gördüğü artık kılavuz istemeyen gerçek bir yıkımdır oradan günümüze irtica eden günümüze yarınımıza katılıp durulan eksiksiz. Gerçeğe dönüştürülen bir yıkım ve daha fazlasının kıyametin ta kendisi olmasıdır anlatılması zaruri olan. Heyula süre giderken erkânın ayrıştırmaları normal bir değer olarak ele almasından itibaren kesintisiz olarak vicdanın kirletildiğini kırıma çalışıldığını örnekleyebilmek mümkündür bugün bu ülkede. Birinin acısını, diğerinin sevinç kaynağı haline dönüştürmektedir o cerahatli akıl her eylediği ile beraber. Yeşilköy’deki Süryanilerin kullanımına tahsis edilen, Latin Katolik Kilisesi’ne düzenlenen saldırı girişimi, daha öncesinde gerçekleştirilen kundaklama çabasının ortaya döktüğüdür azı daha az eyleyebilmek azalanların işte bu ülkenin bir değeri ya da tamamlayıcısı olarak görmemenin hazin sonuçlarındandır.

 

15 Haziran’da gerçekleştirilen saldırıda sekiz kişilik bir grup vaftiz töreni olduğu sırada kiliseden içeriye girer. İddiaya göre törene katılan cemaat üyelerini rahatsız eden grup daha sonra kilisenin bahçesine çıkarak kilise görevlilerine tehditler savurur. Bu sırada kilise görevlisi Doğan Yıldırım ise grubun yanına giderek kilisenin etrafından ayılmalarını ister. Tartışma çıkması üzerine grup içerisinden bir kişi iddiaya göre bıçak çıkartarak kilise görevlisini tehdit eder. Hakaretler, daha önce kundaklama girişimin de gerçekleştirildiği yerde bir kez daha çınlar. Yok, sayılmanın, yok edilmenin kulvarına güzergâhına eklenebilecek yeni böyle bir nefret ile şekillendirilmektedir. Ötekisi sanılan, her durumda tüm fenalığı onların eylediği bahsi üzerinden yükselen bir siyaset normatifinin günü geldiğinde söyleyip geçtiği varsayılan şeylerin sonuçta nasıl bir yoklamaya dönüştüğü meydana çıkmaktadır usul usul değil, paldır küldür.

 

Dahası bu kaçıncı kırım girişimi, gözdağı çabasıdır sorusu kalıt gibi yükselirken Küçük Armutlu’daki Cemevi’ne bu sefer resmi kolluk kuvvetinin hışımla girmesi, üç el silah atmasıdır bu noktada gözden kaçmaması gereken bir başka vakıa. Detay olarak görülen hışmın, linçin artık ‘devlet’ eliyle şekillendirilmesinin önünün açılmasıdır bir utanç vesikası olarak görünen bu olaylar silsilesinde. Hiçbiri münferit olmayan bu çıkışlar bir duyarlılık, gereken neyse ders verilmiştir yollu yönlendirmelerle şekillendirildiğinden, alkışlar ile karşılandığı bir ülkede hiçbirimiz için gelecek rahat olmayacaktır, bu kadar alenidir. Tutturulup gidilen hışım ve linç kültürünün bunun kanıksatılması çabasının salt ona buna, bir gün berikine öte gün diğerine değil hepimize olduğunu örnekleyen bir meydan okumadır karşılaştığımız. Karşılaştığımız ortak uzamı önce dıştan içe sonra en içten dışa yağmalanmasının biliyorsunuz bunlar Alevi sayıklamasının sonunda evirile evirile her neye dönüştüğünün aynalayıcısıdır.

 

Affedersiniz Ermeni, Rum diyorlar savunuşun hiç tanımadıkları ve görmedikleri insanlara karşı bir bileylenme ve had bildirme hakkını kendine görev belleyenlere yol olması ya da dayanak eylenmesidir afallatan, halen bu ülkede şaşırtan. Alevilerin yoğun olarak yaşadıkları Adana’nın Akkapı mahallesinde önce ‘Alevileri öldüreceğiz’ yazılmasının yapılmasıdır o cüret. Bu yazılamaların üzerinden çok vakit geçmeden mahalleye saldırılması ve altı kişinin yaralanmasıdır şimdi uzun uzun üzerine düşünülmesi gereken. Bir sözün her neye dönüştüğünü belki dank ettirebilecek olan bir kerede. Yaşam hakkını tehdit edebilmek, ona karşı tavır alarak, kendisi gibi düşünen unsurlara yol verirken her şeylerine göz yumarken kendi sınırlarında da buna benzeşen klikleri, çabaları sürekli el altında ve alarmda tutarak ve gerektiğinde gözdağı vermek için hazır kıta eylemek düşündürücüdür.

 

Devlet dediğimiz mekanizmanın sonsuz tekrarlarından birisi de bu bağnaz ayrıştırma ve eleme ve linç etme fonksiyonlarını sonuna kadar sahip çıkarak gündelikliğe dâhil etmesinin vahametidir düşündürücü olan. Sorgulanması gereken o dilin, belagatin yine yeniden satır satır sirayetidir, tehdidin güncellenmesidir. Bir bayrak olayı daha sürüncemesiz aynı soruları yinelemek için eylenirken eylemi gerçekleştiren insanın şizofren hastası olması hiç düşünülmeksizin bildik ezberlerin kurulmasıdır. Çatı hep yıkım için birleştirilmektedir! Yaşadığımız yeri bir cehennem tasvirine bunca sık yolunu kestirerek ulaştıran dimağın eyledikleri, neşrettikleri, icat ettikleri ve güncele dâhil ettikleri ve çok daha fazlasından çıkan şeyler o makamı oluşturur. Yeryüzüne taşınan şey öte dünya, öte taraftan buraya taşınmış bir menzildir.

 

İnsan eliyle nefretin, hıncın, kinin, kırımın, heder etmenin, sıradanlaştırıldığı bir yerde cehennem uzak değil bizatihi burasıdır, bu ülkedir. Cehennemin merkezindeki bir yaşamın ‘vaat’ olmaktan çıktığı hakikate evirildiği yerdir kanıtlar her yerdedir. Bugünün ülkesi erkanın kendine benzemeyene, benzeştiremediğine karşı bilfiil teyakkuz halini savunan bir akıla teslim edilmiştir Sandık sandık diye karşımıza çıkartılan demokratik hak bahsinin, paralelinden düzüne devletin suçlarının o gümbürtüde örtbas edildiği, yok sayıldığı bir ülke bugün her şekilde sayfalarca kirletmeye devam etmektedir. Bir sandıkla ülkenin ipotek altına alınacağı geleceği ameliyattadır bir kez daha. Onca şey olurken sandıktır hepimize bırakılmak istenen, sonu karanlık olacağını bile isteye bir tercihtir sanki tek derdimiz. Bugün bu sayfaları simsiyah kıpkırmızı hepsinden bir tutam ama hayatın renklerinden uzak bir faunaya mahkûm etmektedir. Tüm inat bunun içindir.

 

Kalıcılaştırılmaya çalışılan bu derin boşluklar arasında “nefes almaya” son kalan derman ile hayata tutunmaya çalışıyoruz. Derdimiz, tasamız, tasalandığımız meramımız birbirine denk yekten bunca ortakken sözün son sathını da kaybetmemek için direniyoruz. Karar mercii olarak kendini resmeden aklın hepimiz için biçtiği kumaş üzerimize hep bol ya da dar bir kalıpken düşünüp tasalanıyoruz. Ya o sayfalarımız, yazmaya gayret ettiğimiz alanlarımız son şansımızsa diyerek. Tasalandığımız yer ne varsıllığımız, sahiplendiklerimiz ne de dünyevi endişelerden, bir kez daha kırılmaktan, düşürülmekten, hakir görülmekten ibaret onlardan mülhem bir meseledir. Esas dertlendiğimiz hep unutturularak, denk getirilenlerle bir uçurumun kıyısına itilip durulmamızdır son sürat hala ve hala. Çiğlik çağındaki kapkaranlığın hegemonyasında sonuçları kabul ettirilmeye zorlandıklarımız, bir çocuk, bir işçi, bir kadın, bir erkek ya da lgbtiq bir bitki veya hayvan soluk alıp veren herhangi bir yaşayana karşı yapıp edilenlerin sonsuz kaosu, karanlığı mesele-miz-dir. Derin boşlukları aşabilmek köprüleri düşürmeden inatla bir arada kalabilmek muktedirin algısına ve sınırlandırma çabasına karşı halen en büyük ve ivedi önceliğimizdir. İşitenlere duyup anlayanlara okuyanlara ve yola koyulanlara ithafen, en büyük meşgalemizdir çabamızdır. Bir kez daha ikrar edelim.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler