Misak Tunçboyacı/ Cehennemden Önceki Son Çıkış


  • Gündem
  • 03 Şub 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

LeftyDoğru diye bildirilenin, denenip sonunda varıldığı sanılan menzilin, biteviye tekrarlara bel bağlanarak şekillendirilen tasarımların ve hiçbir zaman nesnel bir sonucu “sıradanın” lehine yazılmadığı bir güncellikle hemhalız. Endamı ile nutkun sınırlarını zorlayarak, dönüştürerek, bir yerde yıkıp, yerle bir ederek yeniden kuran bu yeninin güncesinde ne sesin duyulduğu, ne meramın anlaşıldığı bir yerdeyiz durum halen muğlâk bir halin seferileriyiz. Teferruat olarak geçiştirilenlerin hemen her gün başka bir torba yasa kanunu yahut da tahayyülünde boğuntuya konulduğu bir menzildeyiz. Sıradana karşı kurulan, güç istencine haiz olmuş koalisyonun, şok doktrinlerinin tanıklarıyız. Maddi olduğundan daha çok manevi olanların tarumar edilip ‘yeni’ ülkenin o yeni konuşuna göre şekillendirildiği yıkımların güncellemelerine tabiyiz.

 

Kesintisiz olan hamura şekil vermelerin esasında varlığı süren hiçbir eğreltiliği kasten düzeltmediği gibi yepyenileri de günümüze dâhil ettiği bir aksin gözetimindeyiz. Yaşıyor muyuz? Her attığımız adım, her eylediğimiz söz hemen her gün muktedirin tehdit algısına göre düşükten en yükseğe bir derecelendirmeye tabi tutulur. O derecelendirmeye göre yeni kısıtlamalar devreye konulur. Tehdidin seviyesi yükseldikçe hemhal olmaya zorlandığımız denetimle gözetimin boyutları da genişletilir. Hemen her güne sığdırılan onca yanlışla, yollar alınırken bütün bunların bir doğru olarak belletilmesine devam olunmaktadır. Bunca kahredici hatadan sonra halen inatçı ve kör bir istencin dayatmaları söz konusudur.  Nutuklar yasaya dönüştükten, biat etmesi istenenlerin tümü onaylandıktan hemen sonra bu meydan okumaların sahasında sıradan bir başına bırakılır bunun güncelliğidir yaşaya durduğumuz.

 

Sıradanın haline, derdine, menziline, hemen her gün yeni taarruzlar gerçekleştirilir. Sıradanın aklına, fikrine karşı en olur olmadık tedbirler en ağır hamleler birbiri ardına yinelenir. Ümit var olmanın değildir artık zaman, neşenin tükenmesidir hatıra nakşolmaya çabalanılan. Mahvetmek artık rutin bir eyleme dönüştürülürken dün ve gün yağmalanmaktadır en bildik çabalarla. Mahvetmek reçetelere yazılan en sıradan bir tedbirin ta kendisine dönüştürülmektedir ol menzilde. Dün olduğu gibi şimdi de ümidin yağmalanmasına çaba sarf edilir. Her bilindik gibi görünen çaba yepyeni bir yıkımın halkasıdır, belki de en çok ezber olunmuş ağıtın tekrarlanmasıdır bu düş kırımlarının yurdunda. Düş kırımlarının bir gün olsun sahneyi terk etmediği bir menzildir bina olunmaya çalışılan yinelenmeye gayret olunan.

 

Tekinsizleştirilen, zamansızlaştırılan biteviye hakir görmelerin asıl nedenini ortalıklara döken, bunları birer tecrübe haline dönüştüren şeydir eksik halka olarak çıka gelen. Hayır, tüm bunlar edebi bir mizansen yahut da kurmaca bir metindeki, en soluksuz okunan pasajının ana cümlesi değildir hayatın bizzat kendisidir. Hayat mefhumu, meselinin capcanlı o halinin tükettirilmesi, ona karşı tenkit ve tehditlerin kalıcılaştırılması bir mizansenden ileride hakikattir çünkü. Cam kırıklarının, can kırıklarına seyyahlığı bir kurgudan öte, bir kurgunun anlatımından ileride onu tamamlayarak geliştirilen bir meseledir. Yaşamın dönüşümü sonunda varılabilen menzilin hali pür meali, bize kattıkları, hepimizden çaldıkları ve bakiyemize not düştükleri her dem o ‘yeni’ ülkenin vurgundur.

 

Boz bulanık bir güncelliğin ardı, tahayyülü eninde sonunda acıya, ağrıya, ağıta çıkartılmaktadır. Bütün, burada kendini tekrar eden bir rutin görünümünde yeni ülkenin o hiç değişmeyen azap çukuru halini bildirmektedir. Afişe olan şey buraların istikametinin her nasıl belirginleştirildiğidir. Doğru diye anılan, öne sürülenlerin, biteviye tekerrür ettirilen her hamlenin bağdaşıklığı bunca keskindir. Kesintisiz bir uzamda sağlı ve sollu hamlelerin hayata kastetmek adına şekillendirildiği barizdir. Kesintisizleştirilen argümanların değil sadece sözün de tükettirilmesidir. Sıfırlanacak bedeller kadar, meblağlar kadar, en büyük arzunun, en büyük emelin rehinelik adına sözün kurban edilmesi tahayyülüdür. Kelam sıfırlandıktan sonra geriye kapkara bir anlamın boşluğu kalmaktadır.

 

Bunca eğreltilikle bir dolu nesnel hamle ile hiçbirisi tükenmeyen, soluk dahi aldırmayan bir sıklıkla yeniden üretilen tedbir kural ve kanun değildir mahvedişin, nihai tükenişin temelleridir atılan. Hemen her konuya müdahil olan ‘devletlûnun’ konumlandığı saha ve eylediği her hamle o viranelik çabasının güncelliğini bildirmektedir. Bu çıkışların, çabaların yöneldiği, varmaya çalıştığı menzil ve olası istikamet tüketmek için hala sürdürülenlerden okunmaktadır. Reel politika her güne pay edilirken, sanki kulağa daha önce çalınmamış gibi birbirinin tıpkıbasımı klişeler, laf ebelikleri arasında her vaat başka bir kırımı çağırmaktadır. Her nutuk bir ağrıya çıkartılmaktadır. Her vazolunanın ertesinde, yeni bir sınırlandırmayı milli, âli yahut da muktedirin ortak değeri olarak bildirdiği mutaassıplığı üzerinden bina edilmektedir.

 

Sınırlar yükseltilirken itinayla “kırmızıçizgiler” bu menzilde eklenmektedir. Dinin siyasi söylem halindeki evrimi, tümden yeni baştan en az otuz beş yıl önceki darbe rejimi kadar itinayla, bir denenirken üç beş gerçek kılınmasının gayretiyle bina olunmaktadır. Mahvediş işte edebi bir çıkarsama, bir yönü gösteren değil tam aksine; ötekinin tüm öteki gördüklerine uygun bulduklarının fecaatini bildirmektedir.  Dünün, mağduru olanlar bugün artık ezen konumunu hiç kimselere kaptırmamaktadır halin özeti budur. Denenip ya da geliştirilip ulaşılan menzil tüm bu dinamikleri, topluca tahakkümün bir devinimi haline evirir. Hemen her şey, her şekilde sıradana karşı, onun ‘mahvına’ yönelik olarak güncellenmektedir.

Dikkat bu bir genellendirme değildir, alışıla geldik olan söz söyleyip sıra savmak hiç değildir.

 

Örneklerimiz ve yaşadıklarımız hayat akışımızdan sabittir, tescillidir. Nefes almanın kesintiye uğratılma aşamasına varılana kadar eylenenler her dem bu çizginin aralıksız güncellene gelen hamleleriyle şekillendirilmektedir. Dert yığılmaya devam olunurken, acı artık ağrının bizatihi kendisi haline dönüşmüşken, bambaşka sözlerle ve gündemlerle ‘hayat’ tükettirilmeye devam olunmaktadır. Hayat mahvedilirken hemen her şeyin olumlanabilir bir seviyeden hepten ötede iyimserlik ile anıla geldiği güncelliğin kıyısında ‘dert’ zulmün, zorun, zaptın her gün yinelene gelmesidir. Yaşam hakkına kurulan engellemelerin sonsuzluğudur dert. Öteki tanımının, asla nihayetlenmeyen halidir dert. Topyekûn, müesses nizam kastının, sınıfının, bugün herkese bir ayar verebilme gücüne varmasıdır dert.

 

Taarruzlar güncellene durulurken insandan önce aman iktidara zeval gelmesin tezinin savunulmasıdır dert gibi dert. Erk, muktedir doğrudan ‘iktidar’ mefhumunu koruyabilmek adına hemen her günü deney sahasına dönüştürmektedir. Kutsiyet bildirilmiş olan şeylerin giderek makamlara, mevkilere dönüşümüyle yollar alınmaktadır. Eski kutsallar tabu belletilirken yeni üretilenler, hep yeni diye tanımlanan bir ülkede; keşfedilenler kişilerden başlayarak sözü tarumar etmekte, dokunan yanar bahsini cisimleştirmektedir iş bu zamanda. Handiyse tüm çaba bu korku denkliğinden mülhem, ‘biyopolitikanın’ bu ülkenin tek belirgin siyaseti olduğunu zihinlere kazıtmak adınadır. Sıradanın lehine hiçbir zaman olmayan oldurulmayacak hali bildirilen bir mekanizma haline dönüşmüş olan ülkenin, makamlarından, mevkilerinden, yönetiminden, partilerine bu tenkit ve tehditten ibaret “biyopolitika” mefhumu gerçek kılınmaktadır.

 

Satır, satır, gün be gün yazılmaya devam olunan şey, kaygıların üzerine oynanan endişelerin artık bu kırımlar karşısındaki halini meydana seren bir olaylar toplamıdır. Bedenin sözü, fikri, zikri hep çalınırken bizatihi görünür olan vücut da tahakkümün rehini ilan edilir. Tahakkümün kalıcılaştırmaya çalıştığı biatin, bir sonraki adımı bu güncellikte “bedeni” sıfırlamaktadır. Bedenin, tıpkı düşünselliği gibi varlığı da yok edilmek istenmektedir. İstimlâk olunan yapı, tümünde bambaşka amaçların gözetildiği hamleler, bütünde, esas resimde işte bu kalıcı mahvı yineleyebilmek adınadır. Sınırları çok dar olan özgürlükler bahsinin enikonu yok edilmesi gayretkeşliği anılabilir bu yoğun aralıksız hiddetin güncesinde bir daha. O zihniyetin kötürümlüğü tüm hallerin birbirinin aynısı bir körlüğü elde tutarak ve muhafaza ederek durum değerlendirmelerine girişildiği meydandadır.

 

Bir ‘mahvetme’ güncesinin süreklileştirilmesidir mesele. Akla fikre karşı geliştirilen soyut engellemelerin artık günümüzde en somut tehditlere dönüştürülmesidir anlaşılması gereken. Bir tasarı olmaktan çıktığı andan itibaren hepimiz için bir dönüm noktası olan; iç güvenlik yasa tasarısı paketi bunun bir önemli yansıması, kanıtıdır. İç güvenlik öne sürülerek toplumsal hakların gaspı söz konusu olacaktır otuz iki kısım tekmili birden bir gerçeklik haline dönüşecektir. İç güvenlik yasası şu haliyle henüz tasarı aşamasında görüşülürken dahi hayatlarımızı gölgelemeye başlayandır. Bir yerin, bir yurdun paranoyaklığa teslimiyetinin otokratik olan bir yönetime rehineliğinin detaylarıdır karşılaştığımız. Tasarıdan kanun haline dönüşüm yolunda ilerlerken erk bunun şartlarını, ehven kıldırmak için, gerekirse her güne bir küçük kıyamet kondurabileceğini bildirmektedir.

 

Gözün, aklın fark ettiği az biraz dikkatle birlikte buradadır bu kadar kesindir. Topyekûn mahvın menzili olan ülke Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun, bir yerde Bahçeli’nin, Perinçek’in, Türk Solu çevresinin ve bilimum müesses nizam ekolünün üyelerinin istisnasız tek temennisidir. Sıradanı mahkûm ederek, bir ülkenin dönüşümünün “süt liman” diye anılanın böyle sağlanacağı müjdelenmektedir. Müjde, yasa ile devletin, halkına taarruzunun kesintisizliğidir. Müjde diye anılan şey kalan hakların artık tamı tamına tükenmesinin yolunun açılmasıdır. Geriye tek bir itiraz bile bırakılmayacağı bilinen bir ülkenin bina edilmesidir gün be gün. Sıradana hayatın bırakılmadığı, hemen her şeyin ters yüz edilip mahvedilmesine daima gayret edildiği bir uzamda sözün yekûnu -varım diyebilmek için kurulmalıdır oysa.

 

Sözün bendi tastamam buradayız işte diyebilmek, onu ‘gerçek’ kılmak için kurulmaktadır. Hayallerin, hayal gücünün hem tecrit edildiği, hem rehin bellendiği, halen inat ve ısrarla yok edilmeye çalışıldığı ülkede yok olmamanın sınırları artık barizdir. Yok etmeleri bunca açıktan deklare eden, uygulamaya koyan bir yapıma karşı sözdür bize kalan. İnatla ısrar ve itirazdır hepimize kalan. Uygulanan her mahvetme çabasının, girişiminin ardı, arkası daimi bir yok edişin süreğenleştirilmesidir. Alışmayacağız ve kanıksamayacağız bahsi bunun için en mühim olan, elzem olan yardımcımızdır. Hayat bunlara karşı direnmektir. Erkin tehditlerine karşı hayat direnilerek şekillendirilmektedir. Bütün bu karanlığa karşı düşe kalka, düşüp kala kala kimi zaman ama bir daha bir kez daha yola çıkmak demektir direnmek.

 

Sözümüz bir gün işitilecektir elbet, meram da arz-i hal’de bir gün layığını bulacaktır elbet bu hiçbir şeyin artık tam vaktinde duyulmadığı yerde bir kez daha yem olmamak için, bir kez daha kör bir karanlık menziline tıkılmamak, yok olmamak için direnmekten gayrisi yoktur elimizde. Kayıtlara iyice düşülsün. Kayıtlara geçsin artık tehditlerin, köşeye kıstırmaların, tenkitlerin gün aşırı linçlerin ve hedef haline dönüştürmelerin yolunda hiçbirimize bir tek gün bırakılmayacaktır. Sesimizle soluğumuzla hayatımızın ortaklığı için, müştereklerimiz için direnmeyi unuttuğumuzda tam o cehennem olarak anılan yer bu ülkenin sahiden yeni adı, gerçek yüzü olacaktır. Unutmayalım hiç unutmayalım. Ses edecek misiniz?

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

 

Dipnot: Özgürlükçü Demokrat Avukatlar: Güvenlik Tasarısı Hayatımızdan Neler Götürüyor?

https://twitter.com/OzgurDemokratAV/status/561918339334029312

Görsel – Emiliana Gitana Blog

http://emmila.canalblog.com/archives/2013/06/19/27466401.html

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler