Misak Tunçboyacı /Çığlık


  • Gündem
  • 07 Şub 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

CenazeBir çığlığı eksiği ve gediği olmaksızın en iyi ne tanımlandırabilir? Hangi kelimeler hangi çıkarsamalar ile dosdoğru çığlık görünür kılınabilir. Hangi bir cümle ya da atıf tek ya da zamana göre çoğalıp duran çığlığı tam olarak fark ettirebilir. Kesintisiz bir uzamda dizilen ve peyderpey sıralanan alt alta üst üste yığılan hangi ifadeler bir çığlığın seslenişi ve çıplaklığı kadar gerçekten manalı olabilir. Yaşam, enikonu altımızdan kaydırılırken insanlık mefhumunun üzerinden buldozer geçerken duyguya yer bıraktırılmazken çığlık necidir neyin nesidir? Her yerde kendini görünür kılan karanlık hâsılı kelam bu uzamda artık bir gerçeklikken, ayrışmazımız kılınırken bu ve benzerlerinin dünyasında bir çığlık neyin karşılığıdır? Bir çığlık neyin karşılığı olabilir. Bir dolu cümlenin anlatabileceğinin, bir dolu külliyatın, neşriyatın özeti midir?

 

Yaşadığımız ülke kendiliğinden değil handiyse bile isteye artık bir gayya kuyusuna dönüştürülmüşken, her yanda bir feryadın figanın yükseldiği, kesintisizleştiği zamanımızda çığlıklar sizlerin de kulağına çalınır mı acaba? Deyim uygunsa şimdilerde insanlığın giderek mekanikleştiği, duygunun her ne olduğunu neyden mülhem olduğunu istisnasız keşmekeşlerde unutturulduğu dün ağıda dökülenin, yarına bir sis bulutu ardına saklanmasının ikliminde, refakatinde çığlık ne demektir hiç düşündüğünüz oldu mu? Tam olarak neyin karşılığıdır layığı vecihi ile tartıp da biçtiniz mi? Mutluluğun resmini çizebilir misin denilen, ressam Abidin Dino’ya sual edilenin bir çığlıkta yansıtan karşıtlığını, ters köşesini amasız fakatsız bulan umutsuzluğun kimin elinden çıktığına kafa yordunuz mu hiç? Görebilmek için hemen hiçbir desteğe ihtiyaç duymadan bakmaya çalıştınız mı? İşitilebilir bir yankıdan, çok ciddi ciddi yüreğinizde hissettiniz mi hiç çığlığı?

 

Bunca heyula, birbiri ardına kopan bir dolu fırtınanın mabedinde kenarda köşede kopan çığlıklardır meselemiz, hiç bunlara dikkat ettiniz mi? Tehditkâr olan aklın, tehdidi hiçbir zaman sekteye uğratmayan dakikliğin karşımıza çıkarttığı bir yaradan daha fazlası olduğunu bildirendir çığlık. Gerçekten duyduğunuz hiç oldu mu?  Anlamlandırabilmiş, vakıf olabilmiş, neden sorgusuna düşebilmiş misinizdir bir çığlığı işittikten sonra, ardından. Yersiz, makamsız ya da bir istikamette belirli bir yoğunluğun değil hayat dediğimizin her nasıl şekillendirildiğini, nasıl üzerinde tahakküm eylendiğini rıza üretiminden çıkıp dayatımların birbiri peşi sıra eklemlendiği bir uzamın neticelerinden birisi olan bir çığlığı yüreğinizde hissedebildiniz mi? Amasız, fakatsız velveleye ya da telaşeye gerek duymadan kendiliğinden güne karışan her çığlık bir şeyler anlatır, bir şeyleri idrak ettirmek için duyumsatılmaya çalışılan bir imdir fark ettiniz mi? Soluk beton grisine gömülmüş modern hayatımızın kıyısında, bir kaç sokak ötemizde, bilmediğimizi sandığımız bir köyde, mezra ya da taşranın en ücra noktasında, bildirilmeyen bir savaşın sırasında, bildirilmeyen bir kıyamın meydanında, arda kalanların yüreğinden kopanların bir yakarışı, ağıdı oluşturan çığlığı hiç duydunuz mu? Fark ettiniz mi?

 

Yaşamak rutinlerde boğularak bir döngünün içerisinde bir aşağı bir yukarı koşturmaktan, hiçbir şeyi görmeden seyrüseferin olağanına devam etme çabasından ibaret bir faaliyet değildir. Eğri oturup doğru konuşalım. Yaşadığımız yer de hiç de öyle atfedildiği gibi tozpembe masallarla donatılmış, her şeyin mükemmel olduğu bir yer değildir, artık bilelim. Görmememiz için didinilen, duymamamız için çabalanılan, fark etmememiz için kırk çeşit fırıldağın, oyunun çevrildiği bu yerde hiç fark etmediğiniz anlarda gelen çığlıklar mealen anlatılanla, gerçekte ne olduğunun arasındaki uçurumu tam anlamıyla kapatacak bir kapıdır. Geçitten geçtiğimizde gördüğümüz de duyduğumuz da, anladığımız da birilerinin yönlendirmelerine asla ihtiyacımız olmadan bir şeylere vakıf olabilmemizi sağlayacaktır. Sığ aklın, zorbalığın, tahakkümün eylediğinin bir gözyaşından çok daha fazlası olduğunu ama ya da fakatsız bildirecek olandır.

Günümüz ehven bile değil, günümüz kapkaranlık derken basit bir sinizmi değil, tam tersine devletlû eliyle olanların olur bildirilenlerin akıbetinde başımıza ne işler açıldığını idrak edebilmektir mesele. Ol bahiste işitilen çığlıklardır yolu gösteren, girilen kapıdan ötesi tüm bu kepazelik düzeninin her ne üzerinde yükseldiğini gösterecektir. Acılarımız üzerinden, yaralarımız üzerinden, yasımız ve kederimiz üzerinden bizatihi onları kurcalayarak, bozarak, yıkarak ve kıyarak yaşamın çoruşmasına çabanılması meydana çıkacaktır. Özetlenecek şeyler değildir çünkü yazılacak bahisler değildir çığlıkların içeriği, tözü, anlamı. Duyduğunuzda irkilmeniz boşuna değildir fark etmemişsinizdir çoğu zaman, kendinizi artık korunaklı olmadığını artık bildiğiniz sınırlarınızın içerisine kadar düşmemiştir yankısı çünkü onların. Bilirdiniz, bellerdiniz ki sadece “o acı”yı yaşayan kendine saklardı. Ateş düştüğü yeri yakardı. Buralara hiç uğramadan kendi sessiz çığlıklarında bir başına yaşanırdı. Ucu hiç ama hiçbir zaman size değmeyecekti diye düşündüğünüzden umursanmayandı. Değdi şimdi, değiyor artık.

 

Yedi ay önce Gezi Direnişi’nde can verenlerden değiyor. Lice kırsalında kalekol yapımına karşı çıkan Medeni’nin katlinden değiyor. Onun aylar sonrasında bir bayram sabahı sekiz yaşındaki Behzat’dan değip, delip geçiyor. Arkası muamma konulan, soruşturması çoktan sumen altı edilen katledilmiş çocuklardan değiyor. Göstere göstere hizaya çekmeleri öyle değil böyle ve en iyi biz yaparız diyenlerin, bombaları altında can veren otuz dörtlerden, Roboski’den biliyoruz artık, değiyor, delip geçiyor!. Hiçbir koşula, hiçbir makama benzeşmeyen, hiçbirisi bir diğerinden aşağıda, altta olmayan yaralardan biliyoruz artık hem değiyor, hem de delip de geçiyor.

 

Beş gün öncesi, Van’ın Gürpınar ilçesine bağlı Yalınca köyünün, kardan yolu kapalı olan Çalık Mezrası’ndan hastaneye götürülemeyince hayatını kaybeden 1,5 yaşındaki Muharrem Taş’ın cenazesinin çuval içinde babasının sırtında taşınmasından o sessiz çığlıktan içimize işliyor. Artık içimizi yakıyor. Onlardan, bunlardan yahut da şunlardan olmamız gerekmiyor. Gördüğümüz küçücük el kadar bebeğin bile yaşamının nasıl pamuk ipliğinde, nasıl koca, heybetli, her şeye muktedir olanın cana vermediği değeri anlamlandırdığı için acı daha fazla katmerleşiyor. Devletlûnun yaşamı nasıl bir heyulaya koyduğu dönüşümünün tam adının cehennem olduğunu bir kez daha özetliyor. Bir babaya 3 yaşındaki Muharrem’ini sırtlamaktan evladını çuval içerisinde taşıtmaktan başkasını reva görmeyen bir zulüm canımızı yakıyor. O dillendirilip durulan ateşler gerçekten düşüyormuş artık içimize!. Çok uzun zamandır unuttuğumuz şeyler, koşturmacadan fark edemediğimizi zaatüre olup gerekli tedavi yapılmadığı için hayatı çalınan 3 yaşındaki Muharrem’in naaşı anlatıyor çünkü. Çığlık içimizde, tam böğrümüzde yankılanıyor. Bembeyaz platoda yürümek zorunda kalan baba gibi, belki onun kadar olmazsa da biz de batıp batıp çıkıyoruz. Gözyaşımızı saklamaya hacet duymadan. Birilerinin ehvenlerinin, yaşanılır şartlarının nasıl bir nihayetlendirişi sonu gösterdiğini kaçıncı keredir bilmiyoruz ama bir kez daha teyit ettiğimiz için kahırlanıyoruz.

 

Çığlıklar göğe yükseliyor. Başka bir yerden başka bir uzamdan ne masal, ne mübalağadır. Kesintisiz bir uzamda cana verilmeyen değer her kıyamda şamar gibi yüzümüze çarpıyor(!). En başta çocuklarına kıyan muktedire ait bir yerde yaşadığımız gerçekliğimiz oluyor en soğuk, en metalik, en sert şekliyle. Çarpan şamar belki bir ihtimal kimlerden olduğumuzun değil nasıl ve neye üzüldüğümüzü, niçin gözyaşı akıtmaya devam ettiğimizi onca unutursak kalbimiz kurusuna rağmen bir dolu seslenişe rağmen çığlıkların kayıtsızlığa terk edilmesini de belki nihayetlendirecektir. Unutmayacağımız! Bir sonuca dönüşecektir bir ihtimal. Kardeş Türküler ile Arto Tunçboyacıyan’ın Haydo’sunda da değinilir yukarıda anlattığımız çığlıklara benzeş bir anlatı. Küçük Haydo’nun, evine su getirmek için gittiği dağda can vermesi anlatılır. Hiçbir yerde geçmez Haydo’nun hikâyesi, sadece duyanların bildiğidir, bilenlerin sakladığıdır çocuk ya da ümidin güvercin olup uçması. Gün deviniyor, geceye karışıyor, sonra yeniden şafak sökün ediyor. Yitirdiğimiz kaybettiğimiz kayıp ettirilenler canları çalınanlar, bir kıyıda canlarına kast edilenler, zulme korunaksız bırakılanlar çığlıklarını yükselttiler-yükseltiyorlar. Şimdi görüyor musunuz hiç şüphelere sapmaksızın ruhunuzda hissediyor musunuz? Anlıyor musunuz çığlıkları, işitiyor musunuz?

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler