Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış


  • Gündem
  • 05 May 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Tigran Tsitoghdzyan - Angora“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus

 

Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için yeniden bir ‘sınavı’ çağrıştırmaktadır. Yaşayadurduğumuz yerin hayatiyet bahsinden arındırılması bir nevi fabrika rutinine, makine nizamına, hassasiyetine evrimi gidişatın ve çürümenin ön okumasını sağlama alacaktır. Gerçek kılınmaya çalışılan hayatı mekanik, hissiz bir tecrübe haline dönüştürmektir. Yaşaya durulan bir tecrübeden çok daha fazla dayatmanın ta kendisidir. Kırmızıçizgilerin icat olunmasından bu yana süre giden daraltım çabası yalın bir biçimde sıradana hayat hakkı, alanı bırakmamaktadır.

 

Düşüncenin önüne kurulan aşılmaz setlerin, engelleme gayretlerinin, hayata dair hemen her okumayı, olasılıkları ve rastlantısallığı, aslen sözü, daha en başından saf dışına ittiğini yekten bildirmektedir. Gidişatın, dipsiz ve sonsuz bir karanlık huzmesini barındırması, açığa çıkanın tecrübe ettirilenin, lalettayin bir mesele değil hepimizin “ortak geleceği” olduğu konusunu özetleyecektir. Karanlığımız derinleştirilendir. Kaçınılmazdır diye bildirilen tecrübe ettirmelerin bir sonraki basamağı daha derin bir ‘yıkıma’ tanıklıktır. Daha derin bir yıkıma yol alınmasıdır. Şekli şemaili günbegün değiştirilip, dönüşümü hemen her gün farklı bir ‘odaktan’ ama aynı arkaik mantıkla korku üzerinden yükselen bir ülkenin bina edilmesidir gidişat. ‘Yol’ dönüştürüp, karmaşıklaştırdıkça içine değil, tersi yöne gidiyormuşuz izlenimi uyandırılırken o bahiste hepimiz derinlerine çekilmekteyizdir, girdap gidişatı gösterir.

 

Yurdun dört yanında bir çabayla sürdürülen gidişatı aksettirendir bahis. Korkunun cisimleştirildiği bir menzilde; hayat kâbuslara rehin bırakılmış bir rutinler toplamıdır artık. Korkunun kalıcılaştırıldığı uzamda dün gibi, gün de yeniden yıkımlara terk edilmektedir. Modernizmi tersinden kurmayı amaç edinen akıl, hayatlarımız üzerindeki prangalarını, gasplarını, günden güne arttırmaktadır. Sözün değil işitilmesi artık kaile bile alınmaması sorunların varlığını kısadan göstere gelmektedir. Yazılan bahsedilen ve tanık olunanların, umursanmaz bir tertibatla, ‘hegemonyaya’ birer kasıtmış gibi değerlendirildiği yerde hayaller ve hayat sıfırlanmaktadır. Nicesinden bildiğimiz aklımızın bir köşesinde hep yer etmiş tahakkümün sanki bir alınyazısıymış gibi takdimiyse buradan itibaren şekillendirilmektedir. Hayatın mahvı en başta da hayallerin zaptı ve yok edilmesiyle sağlama alınır.

 

Ümit var olmanın değil kalıcı yıkıma tanık olmanın onu yaşamanın her neye dönüştüğü salt bu iki cümleden bile anlaşılabilecektir. Cümlemizin tümcesi, böylesi bir viraneliğin, eksik gediği olmayan tamamlayıcısıdır. Tahakkümün artık enikonu yaşamın beşinci elementi haline dönüştürüldüğü bir menzildir bu anlatmaya çalıştığımız. Foucault’nun metinlerinde, sıkça dile getirdiği “devlet formu” artık bu sınırların güncelliğidir, yaşattığıdır eksiksiz bir biçimde hala ve hala. Zaman mefhumu; dönüşürken, ilerlerken fiiliyattaki kırılmaların, tüm duraksamaların menzili iş bu kör kuyudur. Genellendirme barındırmayan özetin özeti siyasa üstü görünen köy budur. Halen kılavuz arana durulurken yaşamın artık; tecrit edilmiş haller toplamına evirildiği yerdir bu bahis. Sözüm ona her sözün edilebildiği, oysa hiçbir şeyin, bahsin, meramın açıktan dillendirilemediği bir uzamdır kılavuz istemeyen.

 

Tahakkümün devinimi biyopolitik bir mesel olarak çürümenin takdim edilmesi günaşırı belagatin saklanmadığı cümleler ile ‘hemavaz’ arz olunmaktadır sınırın dört bir tarafında. Ağrılarımızı biriktirmeye, onlar ile hemhal bir biçimde yol almaya ya da nefes almaya çalışırken aslında payımıza düşürülen ‘çürüme’ ediminin farklı seviyelerinde yol almaya devam ettiriliriz. Çürütülen akıldır izandır tıpkı yer üstünde yaşadığı varsayılan; bedenler gibi. Onlara karşı girişilen her sözün yanıtı, muktedirin savaşımı gibi, ana ekseni çürütmek gailesiyle sınırlandırılmaktadır. Modernin teferruatlardan arındırılmış hali bu ilkel yıkımdır. İlkelliği ise yeni ilkelerle, ülkülerle, belirleyen bir ülkedir vara geldiğimiz. Tek adamın daha bir gün önce yoktur ve olmamıştır dediğine, bir gün sonra vardır hep olagelmiştir düzeyine çekmesinin ilkesizliğidir çürümeyi görünür kılan.

 

Hayatın ederinin bırakılmadığı bir menzilin bina edilmesidir o mesele. Her şey olmaya devam ederken muktedirin hiçbir konuda hesap vermeyeceğinin ilam olunduğu bir serencamdır yaşatıla durulan. Her gün hayat yeniden başlarken erkin nizamına göre yıkımı şekillendirmenin de, kaldığı yerden devam olunduğu bir menzildir çürümeye sahne olan. Hırsızın, katilin, artık enikonu; arsızın kim ya da kimlerden mülhem olduğu, aslen her neyi amaç edindikleri meydandadır. Hayatın bahsi hiç açılmayacak, ona dair hiçbir söz edilmeyecek, onca viraneliği, akla zarar hezimeti yaşamaya tüm sıradanlar olarak devam edeceğimizin bildirildiği bir uzamdır çürümenin menzili. Soma’da ‘resmi’ sayısı üç yüz bir insan olarak tescillenen devletçe handiyse tüm çabanın bu katliamı oluşturanları ele vermemek için kurulduğunu gördüğümüz bir ülkede, davanın da sürdürülen trajedinin devamı olduğunu imlemek mümkündür.

 

Daim olduğu üzere, hayata vurulmuş hiçbir kete verilecek en ufak bir yanıtın dahi bırakılmadığı bir uzam geliştirilendir. Katillerle onları var eden bu düzen yağmalara göz yumup kendi payını iç eden çıkarlar bileşimi vs. hepsi vatan millet sakarya’nın bedenleri yok ettirerek var olduğunu göstermektedir. Vatan denilip durulan sahayı kolektif bir dille, anonim şirkete dönüşmesi gereken yer olarak zikreden ustanın, dilinden düşürmediği bu güzergâh, tanım her biçimde ölümün var edildiği fıtrat gereği olur size de çıkabilir diye kısaca kestirilip atıldığı bir sonucun menzilidir. Düzen ancak öldürdüğü, çürüttüğü, zehrettiği, gaspı, yağmasına devam ettiği kadarıyla var olacaktır. Tehdit ve tenkitlerin kalıcı birer çözüm olarak irdelene geldiği, bahsin hep buradan açıldığı her iki adımda bir yine, yeniden bunun dolaşıma çıkartıldığı bir mefhum bina edilmektedir.  Seçeneğin yahut da anlatımların her neden ısrar ve inatla daha önce denenmiş, gidilmiş yıkımlarla hemhal olunan yolların devamı olduğu konusu halen yanıtsız bırakılandır.

 

Hayatın mahvı ve olası gidişatı hali hazırda yolda düzene sokulan, biçimlendirilen bir edimdir. Bunun için üstenci kimliğin devir daim olduğu yerde, sözün artık işitilmez bildirilmesi kalıcılaştırılmaktadır işte. Onun içindir onca çabanın ve gayretin altından sağından solundan çıka gelenin bir ezber edilmişten ağır bir yüke evrimi böyle söz konusudur. Bir şekillendirme gayretinin tam da dibinde işte bu yok etme güdüsünün sıradanlaştırıldığı bir uzam günbegün geliştirilmektedir. Yaşadığımız menzilin rotası, olası geleceği bir kez daha bu tavır üzerinden yönlendirilmektedir. Yaşayabilmek aralıksız, kural gibi dayatılan rıza gösterin uyarılarına tam teşekküllü bir teslimiyetin kendisidir. Yaşamayı; tahayyül etmek, özgürlükten, benlikten, fikriyattan uzakta bir ülkeyi göstere gelmektedir erkçe. Bir devinim, öylesine derin bir ağrı ki bir gün bile geçmeyen, bir gün bile önemsenmeyen yaşanmışlıkların her hali kalıcı olan yıkımı bu odakta, şimdiye sıkıştırılmıştır.

 

Kimlerden olduğumuzun değil, bu bahse tehdit oluşturup, oluşturmadığımıza göre karşı tavır alınmaktadır. Hal ve gidişat buradadır ve bunun doğrultusundadır. Resim artık resmen paramparça edilendir. Sözün hiçbir emaresi, karşılığı ne için eylendiği bahsi söz konusu değildir. Tekilliğin güzergâhı dâhilinde öncesinden belirlenen yol haritasına uyum sağlayıp, sağlamadığına bakılarak fikriyat ya yüceltilmektedir ya da yerin dibine sokulmaktadır. Ya duyulmaktadır ya da bir kulaktan girip öbüründen çıktığı artık ‘açık’ bir biçimde işlenmektedir. Meşum medeniyet türküsü burada tükenen bir anlamdır, her notası eksik gedik olan bir toplamdır artık. Yamalı bohça haline dönüşen ol, medeniyet beşiği tanımı tekilliğe dâhil olanlar harici geçersiz olduğu bildirilendir. Ötekilik bahsi üç yüz altmış beş gün altı saat yeniden yeniden üretilendir.

 

Hırsın kimden çıkartılacağının kestirilmediği bir toplama varılmaktadır, müşterek bahisse saf dışı, hayat enikonu viran edilendir. Yıkıntılarının arasında yükselirken o korkuları, yıkımları anlayıp bir daha olmasın diye çabalayan değil, öncesi kadar yıkımı yenilemeye gayret eden bir ülkedir Yeni Türkiye. Yaşanan bir menzilin yerine, sımsıkı kuralların, denetim ve gözetim hamlelerin refakatinde daim olarak –mış gibi yapılan bir form, hayatlarımızı dönüştürmektedir. İnsana dair olanın artık anılmadığı, bir ‘personaya’ dönüşmüş olup salt seçim güncesinde hatırlanan ötesinde de hep yalnız koyulmaya devam eden mamafih takip edile durulan sürekli tenkitlere riayet etmesi beklentilenen, o uğurda çabalanılan bir ülke ve yurttaş kavramı kalıcılaştırılandır. Günaşırı dile getirilen bütün ‘reel politik’ söylem tüm bu yukarıda anmaya çalıştığımız çürümenin düzeneğini sağlama almak adınadır.

 

Hayat bu bahsin artık her yerinde yerilendir. Silinmeye hızlıca yüz tutan unutulmasına ramak kalan, yaşatmaya çalışılan bir dayatmanın süregittiği, kalıcılaştırıldığı yerde artık ne olduğunun sorgulanmadığı bir meseledir hayat. Hegemonya kurallarını her gün yeniden dönüştürürken tek adamın ülkesi yine yeniden bu bahsi es geçen bir rutine hapsedilmektedir, sesli, sesli. Gümbürtüde çıkagelen tahakkümün her neye evirildiğinin kanıtlanmasıdır, artık hiç şüpheye mahal vermeyecek bir biçimde. Dünümüz gibi günümüz de bu tehdit kavramı yalancı benzetimlerle hayat bağlantısı, görünümü ya da replika olan şablona rehin edilmektedir artık. Kierkegaard’ın ya da Orwell’in tahayyülündeki bahisler bu ülkenin her günündedir. Schopehauer ile Foucault’nun yazınsalını incelediğimizde ortaya çıkan devlet normu, çapaksız, pirupak sınırlarımızın güncelliğidir.

 

Bir dün kalmadığı gibi, bir şimdi bırakılmadığı gibi bir yarın için de bahis artık açılmayacak tümü ezberden mürekkep olan bir güncellik sımsıkı örülmeye, hayat mahvedilmeye devam edilecek bir mesele dönüştürülecektir. Yaşayadurduğumuz güncelliğin gidişatı bu basit tümcenin sınırı dâhilinden baş başa kaldığımızdır. Gidişat bunca kesintisiz bir biçimde tükenişin pay edildiği, yıkımın görünür kılındığı ve giderek, koşar adım ilerlediğimiz bir istikamettir. Devletin halka tecrübe ettirdiği şeylerin toplamdaki karşılığı, onca bahisten sonra bu çürümenin istikametidir. Devlet hayatı otomatikleştirdikçe, düzeni mekanik bir ayarlayıcıya dönüştürdükçe her hamlesi ile tüm bu taarruz olarak bildiklerine karşı saldırılarını seriye bağladıkça ‘insaniyet’ meselinin üstünü çizdiği anlaşılacaktır.

 

Toplumsal devinimi farklılıkların sesini ve sözünü değil duymak kaldı ki önemsemek kendi el kitabındaki yargılara göre bunları cezalandırmak bir sistemin bel kemiği haline dönüştürülür. Mekaniğe lehimlenen hissiyatsızlık bahsidir. Yapılanların özeti az biraz da bunu kanıtlamaktadır. Tarafgirliği, devlete biat eden, etmeyen olarak sınıflandıran bir aklın yönetişimi bu menzilin her gününde salt, çürümeyi derinleştirmektedir. Çürümeyi yazılı olandan, gerçeğin gerçeğine evirmektedir devlet aklı. Hayat her nedir bunun sınırları yanıtları, bir ihtimali ötelenmekte, derdest edilmektedir yeniden. Güç istencine özenle sahip çıkanların menzilinden türetilenler geleceği, günümüz içerisinde sorgulanmaz addetmektedir. Verilecek bir hesap olması gerekirken bu bahsin ötelene ötelene uçurumun kıyısına taşınmasıdır çürüme gerçekte.

 

Gerçeklik mahvın tanıklığıdır her ne kadar anılmasa da, görülmese de, işitilmese de gerçek o aralıktan bir yerden tüm karanlığı yırtarcasına bildirmektedir hala. Çürüme sürerken kaç eşik kalmıştır nihai olan yıkıma, daha kaç yol vardır – onun hepimizi etkisi altına aldığını artık anlamlandırmaya. Tükenen insanlığın karşısında hangi “modernizmi”, hangi “tahayyülü” yerleştirirseniz yerleştirin bina ederseniz edin yeniden sonucun “çürümeye” çıkacağı kesindir. Yaraları hala açıkta koymaya devam eden bir ülke benliğinde, devletin refakatindeki tarihsel yağmasından, günü zaptına kadar her evresinde çürüme bahis değildir hakikattir. Çürüme söze vurulan kesintisiz kettir esasen. Engellemelerin nihai sonu, can yakanın ta kendisiyle bir başa bırakılmaktır. Bugün yaşadığımız ülke bu siyasa pragmatizmini en alttan en üste değerlendirip güncelleyen bir manevra sahasıdır.

 

Siyasa sahnesinden kendi sokağımıza, sözümüze sinen bu bahistir, çürümenin de normalleştirilmesidir. Siyasanın ağız dalaşlarından, hamlelerinden arta kalan yine mahallemize düşen ağır tenkitlerin bombalarıdır. En ufak bir acıya, ağuya nizam ve intizamlı merhem olacak iki cümlenin eklenmeyeceğinin tescil edilmesidir ol normalleştirilen. Ağıda karşı kayıtsızlıktır her durumda güncellenen. Duyulmaz, bilinmez ve anlaşılmaz denilip süre giden bir heyula dâhilinde tüm kırımların, kıyametlerin aynı güne denk getirilmesidir inat ve ısrarla yinelenen. Çürümek bir bahisten hakikate, yalan, iftira diye başlanıp mihraklar veya paralel diye devam olunan bir çizelgede itinayla seçilmiş kelimelerle devam olunandır.

 

Yarayı açıkta koymaya devam eden, hiçbir soruna tam vaktinde eğilmeyen, uzlaşmayan, sorunun asıl ne olduğunu düşünmeyen bir temsil olağanlaştırılmaktadır. Layığımız budur diye kestirilip bir yandan da daha ne kaldı ki başa getirilecek diye bekleyedurduğumuz bir meseledir çürümek o en manalı gelecek kısım budur. Gözümüzün içine baka baka yalanlarla istikbalin belirlenmesi gayretinde kalınan noktadan ilerlenmeye devam olunmaktadır. Halimiz de gidişatımız da işte bu çürüme evreninde ne kadar sözümüzü birleştirip, kaybına, mahvına daha fazla tahammül edemeyeceğimiz müşterekimizi geri alarak söz konusu olacaktır. Soykırım sorunsalını huzur içerisinde atlatmış bir ülkede(!) sözcüklerini hiddetle kuranların karşısında bunu yapabilmeli bir kez başarabilmeliyiz.

 

Barışmak ediminden bunca çok bahsedilirken, hiddetin menzilinden yeni rotaların belirlene geldiği ve tehdidin gırla gittiği bir ülkede çürümeden müştereke özlem olana varmak için çabalanmalıyız, yarın çok geç olmadan. Yarın iş işten geçmeden bugünden sözcüklerimizi sağlama almalıyız. Buradayız ve burada kalacağız diyen tüm Ermeniler, Süryaniler ve Rumlar gibi, barışmak iradesine her zamankinden daha çok sahip çıkan Kürdler gibi, acılar ikliminde ortak olduğumuz Aleviler gibi artık anılmayan sorgulanmayan Hemşinler gibi ya da bu ülkenin bir ana unsuru haline ne ara girip ne ara çıktığı muamma edilen Abhazlar gibi daha ve dahası gibi burada, yaşamın akdine geri dönmeyi başarabilmeliyiz.

 

Elin Gâvuruna ne gerek var bizim yerli gâvurlar varken. Neymiş güya ‘Sözde Ermeni Soykırımını’ unutturmak için 23 Nisan Bayram yapılmış diye yazınca siyaset yaptığını zanneden Anayasa yazımından sorumlu profesöründen, Ermenilere, “akıllı olun” diyorum diye yazaduran köşe kadısından sözümüzün asıl her ne için olduğunu vurgulayarak, geri almalıyız. Sahnenin üzeri toz duman edilmiş hala en olmadık nakaratlarla, ezberlerle bir ülke yönetişimi söz konusuyken, seçim sandık bahsinin bir aldatmaca olduğu meydandayken yaşatan bir ülke, demokrasi tahayyülü için sözü geri kazanma çabasına düşmek elzem olandır. Çürümeden önceki son çıkışımız, mahvolmadan geri dönüşümüz orada o bahistedir. Cümlemizi siyasanın ipoteğinden geri kurtarabilmektir çıkışımız artık anlayalım.

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

 

Görsel – Desen Angora – Tigran Tsitoghdzyan http://www.celesteprize.com/tigran

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Dr. Mustafa PEKÖZ SURİYE VE YEMEN SAVAŞINDA İRAN-SUUDİ ARABİSTAN REKABETİ

31 Mart 2015 tarihinde Yemen üzerine yazdığım makalede “Yemen savaşının boyutlanmasının politik yansımaları çok daha derin olacağı görülmeye başlandı. Başta S.Arabistan, Katar ve Kuveyt olmak üzere bütün Körfez devletleri, İran’ın artan gücünü kırmak için Suriye’de İslamcı hareketlerini yeniden destekleme kararı aldıkları anlaşılıyor” değerlendirmesini yapmıştım. Suriye’deki yeni gelişmeler, bu tezin bütünüyle doğrular nitelikte olduğunu gösteriyor. Arabistan...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler