Misak Tunçboyacı/ Dert: Can Yakanların Saflarında, Rahatınız Yerinde mi?


  • Gündem
  • 04 May 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Duvar!Dert nedir; soluk almaksızın zikredilip, isyan edilen, hakkaniyetsizlik yahut ta adaletsizlikten dem vurulan mıdır? Bir aracı mıdır? Uluorta eylenip, katara eklenip, ambalajı değiştirilip, gün aşırı servis edilirken buyurun buradan yakın denilenlerin karşısında dert nedir ve necidir? Düpedüz günü geceye rehin eden karanlık mıdır dert denilen? Müsebbibi bir ömür boyu bulunmayan yalanlar mıdır? Her yalanın ardının bir küçük kıyamet barındırıp gerçeğe dönüştürüldüğü yerde dert aslında neye denir? Dert olarak ne atfedilebilir ki; doğrusunun o olduğu anlaşılabilsin? Kesintisiz, dolambaçsız ve yalın olarak ifade edilebilsin. Sese ve söze katılanların neden bunca çokça çeşitli, derinlerde bir yerlerde kopan çığlıkların can kırıklarının derdin ta kendisi olduğu teklemeksizin ifade edilsin, karşılığını bulabilsin?

 

Dert, bir anlam olarak kırılma ya da denk gelen felaket istifi midir? Birbirleriyle buluşturulan, soluğunu ve tek kelimesini anlamadığımız dillerde dökülen ağıtların toplamı mıdır? Dilini anlarsak, birbirimizi kaybettiğimiz o babilon kulesi efsanesinde atfedilenler gibi görüp de idrak edebileceğimiz hiçbir surette ayrıştırmayacağımız bir meselenin kökeni midir? Dert nedir; nedendir bunca hızlı giden zamanlarda bile kendini hiçbir surette ırak bir yere konumlandırmaz, uzağımıza gitmez, gitmesine müsamaha edilmez? Yok oluşların kıyamların sürgünlerin, tahrifatın, dönüşümün birbirlerine bağlanan bunca şeyin insan eliyle kotarıldığı, yapılıp, reva görüldüğü  bu yer yüzünde dert nedir, necidir? Kopkoyu karanlığın sınırlarını durmaksızın geliştirdiği bir uzamda neresinden başlamalıdır derdi tanımlamaya?

 

Dert tanımlandırılabilir, bir cümleye sıkıştırılabilir bir şey midir? Hepsi yahut ta daha fazlasından mürekkep midir bu tanımlamaya haybeye çalıştığımız can sıkan meselenin özü? Hepsinden bir parça bulabildiğimiz yekûn tastamam derdin sınırlarını gösterir mi? Sınır dediğimiz tahayyül edilenin sonsuzluğunda, ihtimalden veriden çok daha derli toplu bir uzamın kendisiyken katılır mısınız? Yaşama dair, ona karşı olarak temellendirilmiş her hamlenin, görünür kılındığı bir mefhumdur dert. Yapılan, edilenlerin şiddeti arttıkça, kademesi ilerletildikçe erkânın, gücü elinde bulunduranın herkese pay ettiği her birimiz için ayrı bir piyangonun vurduğu bir makamdır dert. Uzaklardan biteviye tekrarlardan tanımlama çabasından çok işimize işleyenin kendisidir dert. Böylesi piyangolardaki amortilerin sonuçta derde çıktığı bir uzamdır layığıyla bu labirentimsi notu derleyecek kelime. Ya onlardansın, ya da bunlardan döngüsü, karşılaştırmasıdır biteviye. Ne ki yaşadıklarının tam ve eksiksiz karşılığı hiçbir türlü yoktur. Anlat anlat heyecanlı oluyor menziline birileri için takılı bırakılan bizatihi budur. Dert ortada kocaman durandır. Pejmürde bir ağlaklığın kendisi değildir hiçbir zaman. Ne önemsenmiştir ki derde derman olunabilsin işitilip çözüm aranabilsin. Reçete yazılıp çözüm yoluna gidilsin. Erk elinden çıkan, dönüştürülen, yerilen ve yerin dibine sokulan, yaftalanıp durulan özdür hayat denilen maratonun her

anında hatırlanandır o dert, derdimiz. Yalnızlaştırıldığımız yerde sözün başlaması gerekirken anlamak için, daha fazla nifak tohumudur çünkü hep yapılıp edilen. Yüksek mevkilerden halka karşı alınan kararlardır hep bir milli, hep bir bütünlük, hep bir düşman çatlatma beton millet sakarya adına ve yoluna binaen koşutlandırmalardır. Koşullandırdıkça dünün şerri diye anılanların bugün daha da beterleriyle cebelleş olmamız bundan, bu istikametten ileri gelmektedir! İlerleyen demokrasimiz ise sözde kalmaya mahkûm özde hiçbir varlık göstermeyendir. Aşıldığı varsayılan engellerin, bugün sorunumuz bunlar değil, bu bahisler ve anılanlar hiç değil dolayımlarında, yeniden canlandırılmış derdin hem konumunu, hem varlığını cismanileştirmektedir. Derdi görünür kılmaktadır tüm anlamlarıyla birlikte. İlelebet damgalandığımız yerdir işte. Sual olunan bahsi açılması gerekenin değil adının anılması, değil layığıyla reel politik-tahayyülden kopartılması varsa yoksa daha derinlere, karanlığa çekmektir maksat. Dert mi, dert kimin umurundadır ki? Karanlığı diri tutmaktır kalıcılaştırmaktır gayret edilen. Oysa ne dünümüz, ne günümüz büyük ihtimalle yarınımızda da tam tersi için avazı çok, sesi diri, yazını her gün daha çoğaltarak, “Başka bir dünya…” diye söze başlarken bu sarmalanış, kuşatma fecaattir. Fecaatin kendisidir.

 

İkiletmeksizin devreye konulan kararlar, birer ferman gibi hayata kasteden bir algının nüvesi, doğal öğesidir. Erkin imkânlarını seferber ettiği bir deney silsilesidir. Her hamlede derdin kimliğini, çokluğunu parça parça azaba dönüştürmektir bir cümleyle. Yaşadığımız zamanın nasıl bir karanlıkla hemhal ettirildiğinin vurgusudur, karşılayıcısıdır. Azab dün ile yarını birbirinden ayrılmaz kılandır işte, adım adım neredeyse durmaksızın bir süreklilik dâhilinde. Azaba kestirilen esas yoldur, izandır, sözdür. Parçalanıp, bölük pörçük eylenen akıldır, fikirdir. Tane tane değil paramparça ve unufak edilen. Muntazaman alınan tedbirler, uygulanan talimatlar, daha yönlendirilirken bir iki üç, emir telakki edilen direktifler kasıt içindir, kastetmek. Yağmalanan ve yok edilen, talana açılan rantla birleştirilen neticede topyekun kıyıma uğratılanların hepsi danışıklı dövüşlerle kotarılanların, son kertede zulmü ayrıştırmaz eylemek adına olduğu yinelenesidir. Azap büyütülürken dert kalıcılaşmaktadır. Biber gazı, cop, tazyikli su derken koruma kalkanlığı yapan kolluk kuvvetinin barikatı seyyar mahpushanedir kalıt haline dönüşen. Kafesin belirli bir menzilden görülmediği, ancak dibine varılınca ortaya şıp diye çıkan bir yok edici suretidir. Halkın tahayyülüne sözüne karşı geliştirilen yok etme düsturunun vesikasıdır en alasından. Muntazaman Valibey’in başatlığında şehir yöneticilerince alınan kararlarla, baş efendiye bir kez daha mahcup olmamak, tapelerdeki öfkesiyle yüz göz olmamak için şiddetin zıvanadan çıkartılmasıdır dert. Dert, uluorta her yere ve her meydana seriliyken halen kulakların tıkalı tutulmasıdır. Dert sekiz can derken, demekken bir o kadarına daha çabalanılmasıdır; bugün Şehristanbul’dan, Ankara’dan yansıyan karelere binaen. Kare kare yansıyan şey budur, afakî bir özet değil neticedir. Dert muhalefetin tek ortak gününde zorla yok edilmesidir. Yönerge, talimat vesairenin, konu insan hakları olduğunda, ‘geçersiz bir işlem yürüttünüz’e çıkmasıdır dert. Dert darptır, her yer ve her şekilde devletin kendi yurttaşına karşı bileylenmesi bunu da mübalağasız propaganda ile kanıksatmaya çalışıp, yola devam demesidir.

 

Yinelenenler, görülenler, yansıyanlar darbe meselinin aslında kime, nasıl, hangi şartlanmışlıklarla yapıldığını da göstere gelmektedir. Mağdurluk üzerine ‘resmi tez’ geliştiren iktidarın biteviye kendisini konumladığı sahanın karşısında esas ezilen halka, her şeyi faturalanmaktadır. Aslolan, mağduriyetin tanımlandırması ya da kim daha zararlı çıkmış değil her daim olduğu gibi tek aklın, tek dimağın ve tek yönün, her şeyi tektipleştirmiş olan zümrenin bekasıdır. Düşünsel tahayyülü yerle yeksan edebilmek için olmadık şeyleri dile pelesenk eden aklın, bugün İstanbul dâhilindeki beş semtte uygulamaya geçirdiği şiddetinden şehrin kalan kısımlarında uygulamaya geçirdiği olağanüstü halden arşınlıyoruz bütün bunları. Bir utanmazlık suretinden bir başka arsızlık düzlemine varabilmek için misket atıyorlar, yüzleri maskeli, ayakkabıları bilmem ne, çantaları bilmem hangi markalardan yedikleri önlerinde yemedikleri artlarında daha hala isyandalar, nankör tohumlar diye avazların birbirlerine iri puntolarla birleştirildiği bir menzildir o zümrenin düşünüp taşındığı. Fikri kanaat önderi diye geçinenlerin iki satır Bir Mayıs aslında nediri bir türlü yazamadıkları, buna mukabil, solun 1977′deki kıyamda sönümlendiğine dört elle sarıldığı bir tragedyadır. Bucak’ların, Oğur’ların, Aydıntaşbaş’ların, Esayan’ların bilumum müesses nizam tasdikçisi gelecek zamanların Barlas’ları, Civaoğlu’ları olmaya namzet aday adayı ismin birbirlerinden perişan açıklamalarından, tweetlerinden bunları okumaktır zümrenin aklı. Bir zümredir ki derdi, tahayyülü hiçbir suret ya da hiçbir nizamda kabul etmeyecek işitmeyecek olduğunu alenen ifşa etmekten kaçınmayandır. Beşiktaş’ın ara sokaklarında eylemci kitleye gaz bombası ve plastik mermilerle saldıran kolluk kuvveti üyesinin katilliğini itirafında saklıdır!

 

-”Evet, Ethem’i de böyle öldürdük!” ve ardından kahkahalar!

 

Özetin özetlenişi gibi bir surettir karşılaştığımız bir vekilin ortalık yerde provokasyon icrası için en olmadık şeyi kullanması, hedef saptırması a’sı b’si fark etmez Meclis çatısının altındakilerin halktan ne kadar uzağa kendilerini konumlandırdıklarını hiç uzağa gitmeden göstere gelmektedir. Topyekun bir linç faaliyeti için, çalıştırılmayan otobüs, yapılamayan tarifeli vapur, engellenen her tür ulaşım ihlalinin bir ihbar var gaipten, soldan soldan gelecek bir fenalık var, yine kızıllar basacak ortalık yeri, memleket elden gidiyor lafzı, şarlatanlığın bir başka suretinde birbirine denk getirilmesi ve bu yarım yamalaklıktan bir mayıs engellemesi çıkartılması vardır karşımızda. Engellemeler, biteviye zalimliği kamufle edebilmek için bulunan tedbirlerden birisidir. Oysa dert tam da yanı başımızda, bilmem hangi tv, bilmem hangi gazetenin bir türlü görmek istemediği, göstermediği Okmeydan’larında, Tuzluçayır’larda, Gazi Mahallesi’nde, Şişli’nin arka sokaklarında, Tarlabaşı’nın yıkıma yüz tutan modern ucube binaların inşaatlarının tam arkasında kendini göstere gelmektedir. Acı birbiri ardına sıralanırken, ne biber gazı, ne cop, ne ağza değil de akla gelmesi hayretler içerisinde bırakan galiz küfürlerin, ecdat adına cihatlar icat eden gâvura saldırdığını bağrınıp çağrınıp duran, vatanı teröristlerden kurtardığını zanneden akılların serimlediği bir ülke halidir dert. Nato kafa nato mermer bir ismin canlı yayında bu hükümet işkenceyi bitirdi cümlesidir dert, bunca her şey ulu ortalık yerde görünürken. Biteviye koruyabilmek için aklında kutsal bellediği işte bu devleti savunabilmek için daha yakın zamanlarda cereyan etmiş şeyleri geçtik, Lobna Allami ve Hakan Yaman gibi isimler, işkence mağdurları hayattayken henüz hiçbir sorumlu ortaya çıkartılmamışken salaklığın dik alasına imza atılmasıdır dert! Can yakanların yanında saf tutulabilmesinin mümkünatının sorgulanmamasıdır dert, dert ettiğimiz. Böylesini ne daha önce gördük ne daha önce duyduk diye kendi kendimizi telkin ederken, her yeni gün bir başka zulme şahit yazılmamızdır dert! Doğusunda olup bitenler için yeni haberdar oluyormuş gibi yapanların uykularından nihayet uyandığını umarken, beklerken burnunun tam da ucunda olan bitenlere kayıtsız kalınmasıdır dert. Nakşolunan devlet aklının her birimizi rehin etmeye devam edeceği kendine oyuncak belletmeyi sürdüreceği belliyken kayıtsız kalınması ne ki umursanmazlıktır dert.

 

Klavyelerden dökülen cümlelerin, iri puntolarla yarın tüm ana akım mecranın klişelerinden dökülecek olan, saçma sapan onay alınmış, alo fatihlenmiş, okanbaybayülgen selfiesi ile donanacak tabi ki işçinin derdinin, Taksim’in öneminin yahut ta insanların protesto hakkının neden zulüm için kısıtlandırıldığının sorgulanmayacağı bir gün olacak. Uyumaya devam mı, uykudan uyanma vakti mi! Hazır istihbarat yasası gözetim ve denetim sınırlandırmaları, ulaşım engellemeleri bilumum hakir görüş, bir dolu hizaya çekme gayreti dört nala giderken, gerçeğe dönüştürülürken uyumaya devam mı uykudan uyanmanın vakti mi?

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler