Misak Tunçboyacı/ Dönüşüm


  • Gündem
  • 19 Ara 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Cristiano_Siqueira_work-100Kendi kendimizi avutmaya artık hiç gerek duymadan söyleyebileceğimiz, gördüğümüz resmin aslında neye dönüştüğüdür. Bir resmin nasıl da dönüştürüldüğüdür. Görmeye gayret ettiğimiz, detaylarına vakıf olmaya çabaladığımız resmin uzağında değiliz. Aksine onun hep merkezinde behemehal an be an yaşaya durduğumuz bir kırım menzilindeyiz. İşte dönüşe dönüşe sonunda bu hale getirilen bir sathın simalarıyız. Bir menzildir ki ahkâmın ‘hayat’ için değil, yok etmek, tüketmek ve dahası bitmeyecek tükenmeyecek bir hınca ev sahipliğidir bu resmin aksettirdiği. Görünür kılınan her halükarda, daha fenasını eyleyebilmek adına türetilenlerdir cümle cümle satır satır. Avutulacak, avunulacak bir menzil değil tarumar olmanın karşılığıdır. Bir biçimde sindirmenin etapları arşınlatılandır açıkça. Bir biçimde hayatın sözü derdest onarılmayacak bir biçimde tahrip edildiği menzildir o resim karesi.

 

Her daim günün daha karanlık, geleceğin bir çöl haline dönüştürülmesi için elden gelen fenalıklar yinelenir bir an bile beklenmeksizin. Bir an olsun geri adım attırmayan, hemen hiç düşündürmeyen hamleler ile ülke dediğin yer toptan bir tımarhaneye dönüştürülür. Dönüşümün menzili ve sınırı eskisini kapsayıp daha da beterine ulaşmak için yapılanlarla belirginleştirilir. Utanç bırakılır geriye, hazin bir son yazısı ekranları kaplayana kadar sürecek bir taarruzdur güncellene gelen. Resim dediğimiz tek ana dair tek bir bakışa haiz, bunlardan derlenmiş, tüm bunların sıkıştırıldığı menzil değildir. İçinde kaldığımız nefesimizin artık yetmediği, çoğunluğunda artık dermanımızın tükendiğini hissettiğimiz tüm o sınavların sahalarından birisidir. Bugünün ülkesinin dönüşümünün her nasıl bunca hızlıca başı sonu belirsiz bir karanlığın içerisinde ikame ettirildiğini gördükten sonra basit bir mesele artık olmayandır.

 

Resim bir biçimde kadrajın dâhiline sıkıştırılmışı tıpkı tüm duygularımız gibi hiç birisi için en ufak bir tereddüt duyulmadan çer, çöp ya da teferruat bildirileni göstere gelendir. Bugün şimdi içinde durduğumuz yerin ister dört duvar, ister açık alan, ister seyahat ettiğimiz, ister dinlendiğimiz menzil olsun, her yeri kapsarken, her yere müdahale edilirken tüm bunları bir başlangıç, arkasının geleceğini bildiren bir uzam haline dönüştürüldüğü meydana çıkandır. Resim tek başına anlatmaya nail olduğumuzu, düşündüğümüzü, meramını ulaştırmak isterken düş kırıklıklarımızı, unutuş tarlalarına terk etmemiz gerektiği salık verilenleri gösterendir işte bu kadar kesintisiz bir biçimde. Düşlerin üzerinde zıplanan, hayata kastedişin artık zıvanadan çıkmış hamlelerine ev sahipliği yapılan bir yerde düşüncelerin toptan tarumar edilmesinin yol ve yordamı arşınlanmaktadır.

 

Resimden kastimiz biraz da budur ‘esas’ resim diye çıkartmaya, özet geçmeye gayret ettiğimiz daha nelerin başımıza getirileceğinin bahsidir. Hayatın bedelini ya da ederini ölçen, biçen, uzatan ya da kısaltan bu muktedir algısının biçimlendirmelerini bir an olsun fark ettiğimizde, kendimizi niçin avutmamamız gerektiği de anlaşılır kılınacaktır. Bir biçimde geleceğimiz yerle yeksan edilmektedir çünkü. Sararmaya yüz tutan tek bir karede bile bir gölge yerini korumaktadır. İster bir gün, ister bir ay, ister haftalar, yıllar ya da yüz yıllar ya da ömürler geçsin, tükensin gölgenin varlığı hep sabittir. Hepimizi takip eden gözetimi altında tutan, sorgularımıza karışan, yaşam hevesimizi kursağımızda bırakan, canımıza kast etmelerin müsebbibi olandır gölgeler. Derinlikli sonsuz bir tükenişin imalatını böylece, hiç gizlisi saklısı bırakılmadan eyleyendir gölgeler.

 

Tek bir anlığına bile olsa bir rahat nefesin reva bulunmadığı asla uygun görülmediğini bildirendir gölgeler. Erkânın, gücün muktedir olmanın tam anlamını özetleyen bir bildirimdir gölgeler. Peşimizi asla bırakmayan tükenişimiz için hemen her yolun denendiği bir menzilde aslında nelerin bunun için katara eklendiğini göstere gelendir gölgeler. Tek başına tek bir satırda değil, hemen her pikselinde, hemen her dijital ya da analog tepkime ihtiva eden detayda bunu bariz bir biçimde görmek mümkündür. Bakabildikçe tek bir kareden bir hayat özetini çıkarta gelebileceğimiz meydandadır artık. Gölgeler, büyük ahkâmlar hiçbiri bir diğerinden bağımsız olmayan çekincesiz korku öğeleri, sayıklamalar ve daha pek çoğunun nasıl ve hangi amaçlar için düzenlendiğini meydana çıkartır işte esas resim diye andığımız bu menzil. Esas resim ülkenin halidir, rezilliğidir.

 

Esas resim ülkenin bulunduğu sıkışmışlığı tam ve eksiksiz bildiren bir aynadır. Adalet ve vicdan bahsinin şeklen, şemalın ta kendisinden asla bir örnekleştirilmeyecek olduğu bir yerde çukurumuzun her nasıl kazıldığını gösterendir ayna diye ana geldiğimiz. Bunca devrik cümlenin göstere geldiği belki de yegâne şey tükenmişliğin bir biçimde sıradan bunca seri bir biçimde sirayet ettirilmesidir. Esas resmin üzeri, yanı yöresi eksiltilirken, gösterilmemeye çalışılırken, perdelenirken hep bir amaç doğrultusunda hakikatin ta kendisi varlığını duyumsatacaktır. Varlığını gösterecek bunca şeyin nasıl bir hızla ivedilikle kotarıldığını da özetleyecektir. Özetlenen şey hepimizin hikâyesinde kapsamlıca yerini bulanı bu devlet dediğimiz şeyin yekpareliğini ortaya çıkartan bir surettir. Dönüşüm enikonu herkesi kapsayacak bir biçimde bu kırım çukurunda yaşanılabileceği savıyla sürdürülmektedir işte bu devlet eliyle çabasıyla birlikte.

 

Dönüşüm salt bir kesime denk getirilen değildir hepimizi içine hapsetme gayretinin ta kendisidir. Hem sizler ne anlarsınız hem sizler ne bilirsiniz ve ne hakla müdahil olursunuz nasıl konuşursunuz yollu sınanışlarla dallandırılıp dokunursanız yanarsınız denilenlerin çatısıdır dönüştürme. Dönüşüm hiç de boz bulanık, gizli saklı olmayan bir taarruz güncesidir. Dönüşümde çıkıp gelen hayata kastetmenin sınırsız sahnelenmesidir. Yerle yeksan etmenin kelimenin tam karşılığı yıkımın menzilidir dönüşümden kastedilen. Tarumar etmenin akılla dalga geçer gibi her gün yinelenmesidir dönüşümden kasıt. Ona bu buna şu diye kulplar takılırken, kesintisiz olarak yaftalar sıralanırken uygun görülen tehditler aralıksız yinelenirken başa getirilen fecaatlerin yekûnudur dönüşüm. Dönüştürülen hayata meydan okunmasının tam ve eksiksiz karşılığını bildirendir.

 

Hiçbirimizin hayatlarının en ufak bir bedelinin, en ufacık da olsa karşılığının bulunmadığını bildirendir bu gayretkeşlik. Hiçbirimizin yaşadıklarının kısaca ya da teferruatlı cümlelerde bir denkliğinin, yankısının duyulmadığını bildirendir gayretkeşlik. Devlet dediğinin kendi bildiğini eylerken sıradana hayatı dar etmesinin güncelliğidir dönüşüm sınırlarından görünmeye devam eden. Bir süreklilik halinde geçmişin yıkıntıları üzerinde yine yeni ve yeniden bir hayat şekillendirilmektedir bu menzilde. Bu öylesine karanlık öylesine bir süreğendir ki dibine doğru çekildiğimizi çoğu zaman iş işten geçtikten sonra fark ederiz. Hâsıl olan gerçeğe kavuşmuş olan devlet aklının fikrinin iş zikre ve eyleme dönüştüğünde kesintisiz bir tahakküme evirilmesidir. Bugün bahsettiklerimiz dün de evvelsinde de, daha öncesi ve çok daha evveliyatında da yine buralarda olan biteni aksettirendir, bildirendir.

 

Ne ki çözümsüzlük kesintisiz olarak, bile isteye yükseltilmektedir. Bunun içindir ki kördüğümümüz çözülmez hiç ama hiçbir zaman. Kördüğümleri atanların dönüşüm diye çıka geldikleri yerde hayatlarımızın birer ikişer darağaçlarına yollandığını yazmaya hacet yoktur bir kez daha. Bir biçimde bunları yapamazlarsa boynumuza uygun urgandan, hepimizi yaftalayabilmek için türlü çeşit katakulli ile yola devam denildiğinden bahsetmek de yersiz kaçabilir kimilerince. Nasıl olsa hayat rutin halinde değildir. Nasıl olsa elden bir şey gelmeyecektir. Dönüşüm kesintisizleştirilirken akılla fikirle işi olmayan bir zıvanadan çıkmışlık devlet temsilinde, kimliğinde cisimleşirken nelerin, hangi etmenlerin hayatlarımızı nasıl etkilediğini nasıl anlatabiliriz. Esas resim bahsedilenlerin tam da görünen yüzüdür işte bu menzilde. Esas resim dönüşümün ulaştığı yeri gösterendir hiç şüphesiz ve kesintisiz.

 

Dönüştürülürken bir yandan da geleceğimiz çalınmaktadır. Geçmişimiz içerisinde ne ile karşılaştığımız ya da gördüysek tüm bunları bir kez daha yemedik yenilmedik derken hepsinin birden bu düzende gerisin geriye yutturulmasıdır bu bahis. Dünün yıkımı işte böyle böyle bugünün dünyası içinde konumlandırılmaktadır hayatlarımızın tam da merkezine. Hiçbirimiz için istisnanın bulunmadığı çukur genişletilmektedir, behemehal alınan tedbirlerle. Dört yanımız bu çukurlarla donatılırken hayat nerededir sorgusu unutturulmaktadır. Otomatik Portakal’daki tahakküm gösterisi buradadır şimdi bu sahada. Yevgeniy Zamyatin’in Biz’inde, o duyumsatılan distopik ütopya buradadır eskiden artık çok daha gerçek olarak, belki de tekil doğrunun her ne olduğunu halen bildiren bir karşılıkla. Orwell’in Bin Dokuz Yüz Seksen Dört yazınsalının satır aralarından yansıyan ‘faşizmin’ ta kendisidir behemehal yaşatılmaya devam edildiğimiz.

 

Dönüşüm Kafka’nın tahayyülünü hem yineleyip hem yıkarak ilerlemektedir iş bu ahvalin dört yanında her gününde. Dönüşüm usun mutlak rehin bildirilmesi ile aralıksız olarak yinelenerek tekrarlanan bir meseledir. Dönüşüm kasıtla şekillendirilen bir meydan okumadır o yazınsallardan, görselliği tamamlayan cümlelerden taşarak bu sınırların içerisini zapt eden. Bu yerde karşılaştığımız belli belirsiz zaman aralıklarında çıkartıla gelen tahakkümün her nasıl da yinelene geldiği meydana çıkmaktadır. Kesintisizleştirilen dönüştürme çabası, her anımızı her bir detayla güncelliğimizi, belleğimizi ve yaşadıklarımızı bambaşka bir mekanın, menzilin zor sorunları olarak bildirmektedir. Oysa hiçbiri geçmişten değildir bugünü de kapsamaya devam eden bir tekrar ediştir. Suskunlaştırmak, daha büyük hezimetlere tanıklık ettirmek, kötülüğü o en onulmaz makamlardaki yıkımları bir kez daha yaşattırmak dönüşümün sınırları içerisinden hayatlarımıza pay edilir.

 

Ağzımızın payını, aklımıza kırmızı hatların çekilmesini ve istenilen mutlak suskunluğun her ne hallere evirildiğini böylelikle bu kadar kesin ve kesintisiz bir biçimde yaşamaya devam ederiz. Yaşatılmaya çalışılan dönüşümün tam karşılığı topyekûn yıkımdır en kestirmeden kısa yoldan görünen mana budur buradadır. Dönüşüm diye çıka gelen bizatihi terk etmektir hemen her meseli dipsiz kör kuyulara. İşitmemek, görmemek ve anlamamak bu devinim kurgusunun merkezidir. Ermeni diye anılanların bu ülkeye en büyük ihanet eden kesim olarak tanınmasını, tanımlandırılmasının çabasıdır çıka gelen gösterilmese de hep bilinen. Yüz koca yılda, tek tek teyellenerek gelen, yinelenerek kalıcılaştırılan mazlum diye anılanların katiller olduğu savıdır. Bu ülkeyi, bu yurdu bölüp parçalamak isteyen kendi dikine gittiği için de kılıçtan çoluk çocuk geçirilenlerdir Ermeniler. Ah Ermeniler demeye gerek bırakılmadan onlar için eden bulmuştur hastag’ı zamanında açılmıştır, birilerince tıpkı bu günler gibi.

 

Müspet tavırsa köşeden bir azap gibi devreye giren yaraları kanatmaktır inatla ve ısrarla. Kılıç artığı olduklarının, fillalıklarının dillendirilmesidir bir yerlerde gâvurluktur başka bir yerde milleti sadıka olmaktan kovulmadır devinimin çıkarta geldiği. Ol bildik milliyetçilik zehri zevahire halel getirmemek için 1894’ün Adana’sından bu güne dönüşümü her dem yok ederek sağlama almaktadır. Nefes alamamanın milatlarından birisidir 1-8-9-4 bu her türlü tespitten önce. Bu yerin, bir kırım yurdu olduğunun es kaza değil ol bilinçle yinelene gelenin temellerinin zamanında orada atıldığı meydandadır. Dönüşüm Ermeni’den, Rum’a, Süryani’den Kürde ulaştırılmıştır o tarihten sonra. Ülkenin her satırında, yazılmış olan her cümlesinde, her gününde bir kırımın saklı gizli olmadan hayatımız içerisinde konumlandırıldığı dönüşümü aksettirendir.

 

Dönüşüm diye çıka gelen işte bu kırımın sineye etki etmesidir. Yok etmek süreklileştirilendir. Soykırım döneminden sonra tükendiğini, nihayetlendiğini saydıklarımızın ama az ama çok inatla yinelenir. Devletin her ne olduğu eski, eskide kaldığı bildirilen Osmanlı’nın geleneğine sımsıkı bağlı kalan bir tehditle birlikte daima yinelenir. Ermeni, Rum, Süryani’nin işi bitmiştir, kimilerince. Tükenmiş olan halkların ardına eklenmesi için Alevilerden Kürdlere uzanan bir tahakküm mekanizması kurulur. Hangi ağıtın, bir diğerinden farkı vardır ki? “Negrîn gelî hevrînên min, ez ê herim welatê xwe” nin satırları arasında saklıdır tüm bu tarumar etmenin detayları yekten. Bellek bir biçimde unuturmuş gibi kısıtlansa da bu arka arkaya çıka gelen söylenceler dillendirilen kelamlar, ne kadar birbirimize benziyormuşuz nasıl da aynıymışız derken ‘devlet’ için de nasıl algılandığımız meydana çıkar bir kez daha.

 

Dönüşüm tehdide karşı mutlak sessizliği biati sağlayabilmek üzerinden yapılanla yekpare bir memleketi çıkarta gelmektedir. Bugünün ülkesinde cereyan eden hemen her şeyin o geçmişimiz içerisinde yankılananların, başa getirilenlerin bir devamlılığı olduğu anlaşılacak, kesintisiz ulaşacaktır öze, anlama. Görebilmek için çabalanıldığında Adana Kırımı’nın Pontus Krallığının sınırlarında yinelenmesini, zamanının Şehri İstanbul’unun boşaltılması ve Deyr El Zor’a yola koşulmanın, nasıl ve ne demek olduğu anlaşılacaktır. İlave sözler, yinelenmesi için çaba sarf edilmesi gereken cümlelere yer yoktur. Hepsi birden hep bir arada gösterendir mana, meram ve dert ortadadır, oradadır. Bu bahsin devamlılığında bugünün ülkesine gelebilmek hiç de zor değildir. Takvimden yapraklar düşse de içimize batmaya devam eden can kırıklarının o sayısı hiç azalmaz.

 

Hiçbir zaman kim olduğumuzun, neyi önemsediğimizin detaylarını anlama gayretine düşülmez. Varsa ve yoksa ezberlerdir mühim olan. Bir sözde hikâyesidir gider onca, bir dolu tanıklığa rağmen bunu akademide önemli olarak gören ve resmi söylemi sahiplenenin bir akademisyen olarak vatan savunuculuğunu ötekileştirmek ile kurması gayretidir mesel. Bu bahsi başka bir yönden ilerleten hiddetin Kadıköy’deki Protestan Kilisesi’ni kundaklama girişiminin ardından soruşturmanın eksiği ve gediği olmadan tamamlanamamasıdır mesele. Ketum ve lal etmek için “devlet” her şekilde varım demektedir perde arkasında oyunun esas kurucusu olarak. Yekten bu bir avuç kalmış olan karşı tahakküm, bir avuçtan çok olanlara karşı da yıkımı katlederek gösterir. Yerinden yurdundan ederek gösterir. Bir biçimde sizler yoksunuz, zaten hiç olmadınız bahsi ile dönüşümün son evresine ulaşmalarına yol verilir.

 

Akıl ve fikir devre dışındadır. Zamanının gayri kabullerine karşı yapılanlar bugün Kürd ve Aleviler söz konusu olduğunda şu yukarıdaki kısacık değiniler içerisindekiler gibi yara açmaya devam etmektedir. Bin dokuz yüz doksan sekizden bu yana beş yüz seksenden fazla çocuğun canının çalınmasıdır mesele işte. Kabahatsizlikleri bir yana kimlikleri diğer yana katledilmeleridir işte en büyük mesele. Dönüşüm diye çıkartıla gelen en son polisin katlettiği Kadir Çakmak’tır en yakın zamandan. Bunca kolay mıdır bir canı çalmak, yok etmek, canlarından, sevdiklerinden daha henüz yeni adım atmaya çalıştığı bu dünyadan çekilip çalınmak. İster bir isterse binlerce ilave isimin ya da kırımın illa örnek verilmesine gerek kalmadan söyleyelim. Yok öyle yağma demek gelir içinden insanın. Yok öyle bir gasp etme hakkı demek gelir içinden insanın.

 

Bunca cendereye sıkıştırılarak tahakkümle sınanılan bir yerde bir can daha eksiltilmenin yok olmanın tamı tamına karşılığı olduğunu bildirmek gelir insanın içinden. Yok edilmek böyle bir şeydir, bir an ve birkaç gümbürtü. Bir kez silindin mi bir kez karanlığı gördün mü gerisi getirilecektir her nasıl olsa. Devletin ezberidir tahakküm. Devletin en iyi bildiğidir dönüşüm. Gregor Samsa bir gün uyandığında kendini bir böcek olarak bulmuştu. Bu yazınsalın hikâyenin Yeni Türkiye denilen yerde her gün bir başka fecaatini hep birlikte yaşıyoruz. Hep birlikte çukurumuz artık çok derine kazılıyor. Her günümüz bir kırım, katliam, linç ve yok etme tehdidi ile donatılırken gerçek sınavlarımız, gerçek yokluğumuz, bedenlerimizi terk edip birer böceğe dönüşmemizin hemen her türlü yolu, yöntemi deneniyor.

 

Bir şekilde dönüşüm tamamlandıktan sonra gerisini getirecek olan şeyin imha olduğunun bilinciyle, tükenmeye yollanıyoruz. Bir çığlıktır oysa bu oyunu bozacak. Bir yeter artıktır enikonu bildirilmesi gereken. Ne ki zaman tükenirken, ne ki gün gümbürtüye konulurken ve yarınlarımız bir muammaya rehin edilirken cidden yola çıkma cesaretini bulabilecek miyiz? Dönüşümümüz Franz Kafka’nın yüzyıl önce yayınlanmış olan o satırları arasında bildirilmektedir halen, bir ihtimal yok olmadan evvel bunu fark edebilecek miyiz? Ki başka bir hayat, başka bir toprağımız yok. Ya hep birlikte ya da hiç ama hiçbirimiz o sonsuz karanlıkça teslim alınmadan bu kâbuslardan kalkma iradesini gösterebilecek miyiz? Mesele budur.

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2014

 

Fotoğraf http://www.wallpaperup.com/506331/FRONT_LINE_ASSEMBLY_electro_industrial_ebm_metal_heavy_dark_psychedelic.htmlCristiano_Siqueira_work-100Cristiano_Siqueira_work-100

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler