Misak Tunçboyacı / Elem



Elem varlığını kesintisiz sürdürendir. Oysa bizler görmemeyi, bilmemeyi her konuda olduğu gibi elemde de sürdürürüz. Yok, sayarsak yoktur kabilinden. Ancak gündemin satır aralarında bir yerlerde karşımıza çıkartıldığında ya da çat kapı eşiğimizden içeri adımladığı bir gün ancak hatırlanandır. Günümüz karanlığını muhafaza etmeye devam ederken bir yandan da olmadık / beklenmedik / daha önce düşünülemeyip de başa gelenlerden mürekkep bir edimin kendisi olandır elem. Hiç görmedik diye söze başlarken bir de bakarsınız hayatlarımızın tam da ortasında kendini cismanileştiren kalıcılaşan bir mefhum haline dönüşendir elem. Hemen hiç yorgun düşmeyen, dakikliğini hiç aksatmayan ve kimi zaman unutulsa da ben buradayım bahsini asla kaçırmayan pas geçmeyen bir mefhumdur elem. Yorgun düşen bünyelerimiz, bu sınanışlardan artık imtina ederken hiç başka koşullara gerek duymadan kendi kendini korumaya almaya başlamışken eksik olmayanımızdır o elem. Tek eksiğimiz ya da tek gereksinimimiz sanki oymuş gibi düşünceler seslendirilirken gün aşırı bir daha karşılaşmak zorunda olduğumuz bir deneyimin kendisine dönüşendir elem. Yazgı olarak değerlendirilen kaderde varmış diye artık işin içinden çıkılan hiç olmayacak dediğiniz şeyleri gerçek kılan bir meseledir elem. Elemin boyunduruğu altında bir bakarsınız ki çok zaman öncesinden geçtiğinizi sandığınız yolların hepsini bir kere daha arşınlar halde bulursunuz kendinizi. Çoktan geçip gittik, bizden geçmiş artık derken sınavın asla tükenmediğini her şeyin yeniden başlayabileceğini, her an olabileceğini ortaya serendir elem. Bütün bunların bir kurgu değil tastamam gerçeğin kendisi olduğunu yineleyendir elem. Dur durak bilmeden ince ince işlenen, her güne sığdırılan, nasıl olsa bir an unutacaksınız diye en başından yazgısı tanımlanan bir zaman diliminde elem günümüzün de her ne hallerde olduğunu kısadan göstermektedir. Avazımız uzun uzun ağıda dönüşürken asıl dert neymiş bunu hatırlatmaktadır. Afili biçimlendirmeler, gayretler ile dış görünümü değiştirilen ama içeriği daima aynı kalanın bu ülke bahsinde asıl derdin ne olduğunu hatırlatandır. Bütün o resmin manipüle edilmiş, bir özenle düzenlenirken silinmiş, çatlak ses çıkmasın da ne olursa olsun algısının götürdüğü yerdir elem. Her şey güllük gülistanlık merhalesine tam ve eksiksiz ulaştırılmışken muktedir eliyle hay aksi denilendir. Bu da nereden çıktı, sırası mıydı? Elem sırasını, sözünü veyahut ta ne zaman geleceğini bildiren değildir oysa. Muktedirin bu koşullandırma çabasına karşı varlığını hep hatırlatandır. Hatırlatmaktan öte içimize işleyendir elem.

Modern zamanlarda böylesi dertleri içselleştirmek sözüm ona korunaklılığımız dâhilinde / güvenli / huzurlu yaşayıp giderken fark etmek ancak özenle söz konusu edilebilecektir. Ne de olsa muasırlaşırken asıl olarak düşünmemiz gereken esas meseli her dem vakitsizlikten, hep önemsemeyi sağlayacak alaka düzeyine henüz eremediğimizden an evvel geçmeyi tercih etmek bir seçenek olarak bilinip, savunulurken bakmak ancak bir başlangıçtır. Baktıktan sonra görmekse elemin aslında nerelerden bizleri tam ve eksiksiz vurduğunu anlayabilmek için bir açılan gediktir. Elemin kalıcılığı iş bu noktadan sonra gerçeğe tam, eksiksiz olarak tescillenir. Başkalarının acısı, kederi ve bunların çatısını oluşturan elem artık canımızı yakandır. İçimizi kıyandır ve yanı başımızdadır. Ekranlardan çarçabuk akıp giden iki dakikalık haberler yahut ta bir kaç tıklama mesafesinde görünüp de kaybolan metinleri, imgeleri bir çırpıda görmek değildir bu bahsimiz. Bakıp artık hafızamızda yer etmeye başlayan şeylerin eleme dönüştüğünün idrakidir görülen her şey için ilk adım buradan başlayacak ve arkası gelecektir nasıl olsa. Hiçbir ilaveten söze gerek bırakmaksızın. Cumhuriyet Bayramı ülkemizde kutlanırken sekiz yaşındaki Behzat’ın başına gelenlerdir bahsedilmesi gereken. İki satırlık bir metnin arasında mezrada hayvan otlatmaya gittiğinde bulduğu mühimmatın patlaması ile hayatını kaybeden Behzat’ın sonudur elem dediğimizi amasız ve fakatsız cismanileştiren, içimize işleten. Bir çocuk daha henüz sekizinde katledilmiştir. Askerin bir zaman terk ettiği sahada temizlemediği, bir mühimmat yüzünden bir canın daha solmasıdır. Henüz sekizinde bir çocuğun hayatının gaspıdır elem. Başka yerlerde yaşamanın, o hiç bilmediğimiz! Kürd illerinde hayatta kalmanın ancak şansa olabileceğini bir kez daha hatırlatandır. Niye o çocukların buralardan ayrı birdenbire büyüdüğünün hazin kanıtıdır. Buraların sözüm ona korunaklılığı içerisinde yaşamak ile oranın, o hiç tanınmaya çalışılmayan yerlerdeki yaşamların nasıl bir sırat köprüsü üstünde bıçak sırtında devam ettiğini ortaya çıkartan bir vesikadır. Utanç vesikaları boylu boyunca dizilirken, Behzat çocuğun katlinin önce gündemin en altlarına oralardan da unutuş tarlalarına gönderilmesinin ta kendisidir elem. Bir çocuğun yaşam hakkının üzerinde irade olarak gasp edenlerin de varlığına halel getirilmemesi için örtbas edilmesidir elem. Acı varlığını korumaya devam ederken, baba Hüseyin Özer’in tıpkı Ceylan Önkol’un annesi Saliha Önkol’un dile getirdiği gibi “Behzat’ın her yana dağılan parçalarıdır” elem. Elem kapımızı yoklamadıkça başımıza gelmedikçe pek de anlaşılamayan bir mefhum olarak değerlendirilir. Oysa bizatihi sadece şu tek cümle bile yaşadığımız günün her anının nasıl cehennemi olduğunu ve o tasvire dönüştüğünü eksiksiz hatırlatan bir çığlıktır. İki hafta geçti bir çocuğun kıyamının üzerinden, iki koca hafta geçti bir çocuk daha göçeli, bir soluk daha eksileli bu dünyadan. İki koca hafta geçti ömrümüzden, iki koca haftada bir dolu yalanla, dolanla çevrelenmişken afili sözler edilirken bir çocuk daha aramızdan geçti. İki koca hafta geçti, ne yasını ne kederini paylaşabildik ne de bütün bunlara sebep olanlardan hesabını sorabildik. İki koca hafta geçti, görmek istemediğimiz, bilmeye çabalanmadığımız, derdine vakıf olmaktan yana çabalanmadığımız kardeşlerimizden birisi daha eksildi. Biz yine eksildik umursar mısınız? O kapkara gözleriyle bakıp, unuttunuz mu beni diyen Behzat’a borçluyuz… Uğur, Ceylan, Enes ve Encüler ve hayatları çalınan tüm kardeşlerimize borçlu olduğumuz gibi.

Benzer Yazılar

İki dilek tutum..Tuttu..Teşekkürler dünya / Ruhi Uzunhasanoğlu

Bugüne iki dilek tut… ” Ve çok uzak, Çok uzaklardaki istanbul limanında, Gecenin bu geç vakitlerinde, … Kaçak silâh ve asker ceketi yükleyen laz takaları: Hürriyet ve ümit, Su ve rüzgârdılar “ Şimdi çok uzaklarda, Taa hindistanda, Bir laz uşağı tek başına. Bugün saat 16:30 da Bengaluru Asya kupası yarı final maçına çıkacak.İlk maç deplasmanda...

Kanser hastalığı için farkındalık yazısı…/ Ruhi Uzunhasanoğlu

Ne diyorum Yavuz ( Bingöl ) biliyormusun , Kocamustafapaşa’da öğrenci evinde bizim Muhsinle ( Kızılkaya ) kızartılmış patatese yumurta kırardık , yanında akşama kadar tok tutsun diye iki ekmek.İTü’de güzel insanlarla tanışmıştım , onlar başka dünyalar , hayaller peşinden gittiler , çok dert , çok tasa çektiler.Muhsin ne yaptı ne etti VEKİL oldu , bende...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler