Misak Tunçboyacı/ Gerçeğin Çölünde, Sanrıları Değil Hakikati Fark Etmek


  • Gündem
  • 19 Tem 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

NinentyEightyFourSanrılar biteviye, daima bir örnek mermer gibi bembeyaz bir kalıt haline yakın, soluk kesmekte olağan iptidai ve rutin gibi benzeştirmeler tanımlamalar ile kol kola yan yana düzenlenmeye devam ediyor. Korkuları yerli yersiz, mesnetli mesnetsiz her durumda bir ayrışmaz öğe olarak güne dâhil eden muktedir aklı olanca hızıyla her şeyi bir hızarmış gibi dönüştürerek, daima bu sanrılar içerisinde yaşam sürmemizi temellendiriyor. Çarçabuk kabul edilebilir hiç itiraz edilmeksizin sineye çekilebilir, olur onun da yolu, bunun da zemini sağlanır diye atılan adımlar bu sanrıların güncelliğinde nefes almaksızın ensemizde boza pişirilmesini göstere gelir. Her şey rutinde kontrolde denilirken sabık aklın, sabit tahayyülleri benzersiz daha önce tanık olmadığımız sanrılara dönüştürülmektedir, el birliğiyle. Bir mizansen hali değil tamamını daha önce gördüğümüz fecaatlerin birleşiminde bir aradalığında ortaya çıkan bir suret gerçekliğimize dönüştürülmektedir hala.

 

Bin dokuz yüz seksen dört bugünün şartlarında handiyse son derece kabullenebilir olarak değerlendirilebilecek saf bir yazına dönüşüyor. Hazır her şeyin en fenası bir hayalden gerçeğe dönüştürülmüşken o metinde bahsedilenler halkların sindirebilirliğinin bir evresine dönüşüyor. Edebi metin bugünün dünyasında bir, bugünün ülkesinde iki her şeyin nereden nereye vardığını göstere geliyor. Akla mıhlanmış her detay çoğu zaman şaşırtıcı gelen betimlemeler o cümlelerden bugüne mesele haline dönüşmüş olan engellemelerin bir aradalığında nereden nereye varıldığını ifşaa ediyor. George Orwell’in literatürü bugünün aklının, devlet nezdinde her neye, nasıl dönüştürüldüğünün ön izlemesiydi. Şimdi içinde yaşaya durduğumuz ise tam sürümüdür hiç eksik gediği olmaksızın. Birbirini takip eden sanrılar, mutlak itaat için yinelenen cümleler, hep ama hep bir tehdit unsurunun cismanileştirilmesi gayreti bu tespitin kanıtlarını oluşturacaktır.

 

Bugünün ülkesi dünün hayal gücünün göstere geldiği şeylerin çoktan üzerine çıkarak, artık her şeyi bildiğimiz; felaket için temellendirildiğini anlamlandırmaktadır bakabilene görebilene ve anlama çabasına düşenlere dosdoğru. Sonrası düşünülmeksizin harekete geçen mekanizmanın yegâne görevi bu felaketlerle bir arada bir yaşam deneyimini olabildiğince seri bir biçimde kanıksatmak olduğu muhakkaktır. Yabancılaştırılan birey, haklarından feragat etmeye dünden razı edilmiş ‘personalar’ halinde bu ucube, kara deliğin dâhilinde bir o yana bir bu yana tahakküme rehin edilmektedir başlangıçsız ve sonsuz. Mütemadiyen bir yazınsal metnin kurgusundan artık taşarak bugünleri şekillendiren, ehveni derbeder etmekle bir tutan, öfkesi zerre eksilmeyen yetmişler, seksenler, doksanlar, iki binler neyse ne idiyse onu tekrarlayan bir gelenek var bu ülkede.

 

Bu sahanlık daimi olduğu üzere bahsedilen dönemlerin belirli motiflerini yineleyerek, kendini tekrar eden bir tarih uzamı üzerinden yol almaktadır. Bugünün bahsi hiçbir türlü şimdiye bir türlü ulaşamaması biraz değil, basbayağı bu kolaya kaçılan zorbalıklara sahip çıkılmasından ileri gelmektedir hala ve hala. Kolaçan edilip sınırları zorlanan her daim güncellenen bir vahamet var türlü çeşit şiddeti de içeriğinde barındıran. Sonsuz bir döngüde mutlak biat için kaçırılmaz fırsat olarak ele alınan zulümler var yinelenmeye hiçbir türlü doyulmayan. Sadece dile getirilenlerdeki hır gür, linçi, hiddeti ve kurgusal olanı ya da taslağı değil hakiki şiddeti var ediyor bu menzilde. Ötekisinin söz hakkı, yaşam hakkı, adalet hakkı istimlâk ediliyor biteviye. Azar azar değil ekranlarda da yer bulan az sonra spotlarındaki gibi resmen saniyelik farklarla, talana terk ediliyor.

 

Bir torba yasa içeriğinde bahsedilen şeylerin handiyse tamamına yakını bu doğrultuda şekillendirilen hamleleri barındırıyor hiçbir surette değiştirilemeyecek akitler haline dönüştürülüyor. Yorum bir yana ya sonra sorusuna kulaklar tıkalı, el başka şeylerle meşgul, akıl çoktan ekranda gösterilen memetalibeylerin hareketli zihin boşaltıcı gümbürtüsüne rehin kılınırken, her şey heyulaya teslimken bunun gibi nice felaket bir kararnamede, bir torba nam yasada güncelleniyor. Suskunluk ve sıra neferliği vaaz olunurken elbette bunların tamamı da sineye çekilecektir diye duyuruluyor istemsizce değil oyunun planı, edebi olandan ayrıştıktan sonra artık aleni. Sapla saman karıştırılırken herkesin her bireyin değil sadece devletlûnun hakkı hukuku gözetilen oluyor. Vurgun bir başlangıca sahip olan ama sonu hiç olmayan bir girdaba itiliyor.

 

Talimatlar yağdırılırken, buyruk ve ferman kaydedilirken bir yandan, yazılı emri alanlar onun gereğini yerine getirmek için kalem oynatıyor dört bir yanda. Kanun haline dönüştürülen şeylerin sorgulanamayacağı, artık bundan vazgeçilmesi gerektiği yinelenmeye mütemadiyen devam ediliyor. Oysa elden giden hak adalet, özgürlük ve daha fazlasıyken itimat ettikçe sırada kalmayı başardıkça ancak nefes alınabileceği yineleniyor. Bugünün yurdunda dün daima yeniden sahneleniyor. Bitimsiz bir vahşet, ya tutarsa denilerek gayet bilinçli ve bir arada yeniden kotarılıyor. Dün dündür bugün bugündür değil, her şey dünden zapt edilmişlere yeni katkılar içindir. Sınırı çok daha fazla daraltabilmek adınadır. Siyasilerimizin tüm teşviki mesaileri bu alanın daha fazla ve asla onarılmayacak bir biçimde yok edilmesi için tekerrür ettirilenlerden mürekkeptir. Hınç, kırım, zulüm, şiddet hayatı her anlamda dar etmeye devam bildiğimiz hakikat ediliyor sonsuz hakikat.

 

Kaştan gözden delil böylece cezaya dönüştürülüyor. Rezan Zuğurli’ye kesilmek istenen fatura! bunu fark ettiriyor o hakikatte nereye hiç çekinmeksizin taşındığımızı göstere geliyor. Rezan Zuğurli için önce 2010 ve 2011 yıllarında üç ayrı gösteriye katıldığı gerekçesiyle dava açılır. Zuğurli’ye, 2012’de terör örgütü üyesi olmak suçundan beş yıl hapis cezası verilir. Yargıtay’ın soruşturmayı eksik bularak bozduğu davanın yeniden görülmesi sonucu ise Zuğurli, ‘PKK terör örgütü üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek’ suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezasına çarptırılır. Gerekçeli kararda “zurnanın zırt dediği yer” karşımıza çıkartılır. Kolluk kuvvetine, taş atanlar arasında olduğunu ifşa eden vurucu cümle o araya sıkıştırılır. “Görüntülerdeki kişi grup ile birlikte 2 kez güvenlik güçlerine taş attığı, kaşlar, gözler ve gözün üst kısımları, burun, burun ile dudak arasındaki boşluk, dudak ve elmacık kemik yapıları (Zuğurli ile) çok benzer bulunmuştur.”

 

Sistemin çarkları öğütmek için yine yeniden kastetmek için elinden geleni yarına bırakmamak adına trajikomik bile olmayacak bir fecaate imzasını atmaktan kaçınmamaktadır. Salt karar metninde yer bulan görüşlerin bile bu ülkede neyin nasıl okunduğunun, kimin neci sayıldığının asla şansa bırakılmadığını göstere gelmektedir. Bir belediye başkanı olarak seçilmiş olsanız da, halkın ta kendisi de olsanız, bir yerlerin isyanı, sesini soluğunu taşıyın veya onaylayın veyahut da anlamaya gayret eden olup sadece bu meselde bile dünün nasıl da güncellendiğini acı bir tecrübenin ta kendisi kılınmaktadır.

 

Dicle Haber Ajansı’nın haberindeki detaylarıyla aktarırsak, Erzurum’da hayvanlarını karşıdan karşıya geçirmeye çalışan Furkan ve İ. Çavuş kardeşler polis arabasının süratle çarptığı inekleri ölünce polislere tepki gösterdi. Tartışma üzerine silahını çeken resmi kıyafetli olan polisin kardeşlerin üzerine kurşun yağdırması sonucu 16 yaşındaki Furkan Çavuş kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Bir itiraz noktası bırakılmayan herhangi bir yanıtın karşılığının kurşun olarak geri döndüğü, basbayağı destan yazılmasının neye tekabül ettiğini göstere gelen bir kırım daha icra olunur. Bir destan bir can demektir hala, haddizatında. Yaşam hakkını, kendine bu olanağı sunan “polis vazife ve salahiyet kanunundaki” tüm açıkları kullanarak gasp eden bir katil daha aramızdadır. Dün artık dün değildir bugün her şey eskisinin eksiklerini tamamlayan bir sağlam yıkımın yolunda ilerletilmektedir.

 

Kurşunlamayı müteakiben Furkan Çavuş’un bir de polislerce dakikalarca coplarla dövüldüğü, aynı zamanda dayıları olan Hdp Erzurum İl Başkanı olan Nevzat Çavuş’un beyanında haber metinlerine düşer. Tanıklıklar, büyük devletin, büyük döv-let olduğunu, kandan ve hınçtan ve linçten ne anladığını halen en keskin bir biçimde özetlemektedir bu cehennemî yurtta. İsmail Saymaz imzasıyla Radikal’de yayınlanan haberde de Afganistan uyruklu olan 17 yaşındaki sığınmacı Lütfullah Tacik’in, Van Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’nde darp edilerek, ölümüne yol açılmasına ilişkin olan soruşturmada, altı tanığın ifadelerinde de sahtecilik yapıldığı ortaya çıkar. Mayıs ayının sonunda katledildiği haber olan Lütfullah Tacik’in öldürülmesinden sonra döven polisin, arkadaşlarından ifade alan diğer üç görevlinin de bir örnekleşmiş, klişeleştirilmiş devlet dilinden hiç şaşmayan lügat parçalayan vecizlerden mülhem sahte tutanakların düzenlendiği meydana çıkar. Avukat Mahmut Kaçan’ın naklettiği gibi sistematik bir delil karartmadır yapılan.

 

Göz önünde, handiyse makamların tamamının da bilgisinde bir kırımı daha örtbas edebilmek için çekinilmeksizin uygulananlar bildirilir Lütfullah’ın katledilmesinin üzerinden iki buçuk ay geçtikten sonra. Elli lira için işkencenin çalışılan iş yerinde uygulanan bir yöntem olarak devletin bıraktığı odağın, hıncın hayattaki yerini sıradan bir şey halinde aksettirilmesi çabası da ilave olunabilir. Bugün dünde kaldığı sanılan her ne varsa onlardan el alan, derman bulan, yol alan, dönüşümü enikonu sağlama almak isteyen muktedirin söyledikleriyle devşirilmeye devam ediliyor böyle böyle. Hassasiyet sahibi insanlar Beşiktaş’ta İstanbul’un orta yerinde, yolun ortasında gençleri durdurup saldırabiliyor. Panik atak, görme bozukluğu, yüzde kırk üç engelli olduğu bizzat Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yapılan tetkiklerde ortaya çıkmasına rağmen, 2 yıl 1 ay hapis cezası Yargıtay tarafından onanan “Mülkiye Demir Kılınç”ın sağlık sorunlarının cezaevinde yatmasına engel olmadığına dair rapor hazırlanabiliyor mizansen değil, hakikaten. Mülkiye Demir Kılınç’ın Özgür ve Lorin bebekleriyle beraber hapsedilmesi için her şey dakika sekmeden işleme konuluyor.

 

Adaletin tecelli etmesi bir yana kitap satmaktan suçlu bulunarak terör örgütü üyeliği diye bir meselin bu ülkeden pardonluktan çok daha vahim sonuçları beraberinde getirdiği meydana çıkıyor. İşitenler az olduğundan bir anne, çocuklarıyla beraber mahpushane yollarına düşebilir, her şey bunca kör bir karanlıkta icra edilebilir ama adalet, hatadan dönülmesi söz konusu bile değildir, hala ve hala.  Uydur kaydır suçlar icat etmek, gözdağı verebilmek adına kitaplar, posterler, rozetlerden sonra, poşi, fular en sonunda da kaş ve göz sonra bir iş olarak kitap tezgâhtarlığı gibi ihtiyaç anında güdümlü yargının bu halka aba altından sopası olarak kullanabilmesi için meslekler de, suretler de tahsis ediliyor. Masumiyet karinesi ise salt sıfırlayanlara, devletlûnun dizinin dibinden ayrılmayanlara, halka ettiklerinin hesabı hiçbir zaman sorulmayacak olan zevata, zerzevata ve onların taşeronları olan katil sürülerinin tetikçilerine reva görülmeye devam ediliyor.

 

Behemehal her taraf, her gün bir başka nobranlık ile sıfır şaşırtmalı daraltılıyor. Şaşılacak bir şey bırakılmıyor artık soluk alana soluk almak bile şans olarak addediliyor. Daima bahaneler türetiliyor, hep korunmasına çalışılan devletlûnun aklı ve zikrinin devamlılığı, kalıcılığı için / adına cümleler işleniyor. Meseleler üçer beşer tarumar edilirken bize kalan bu heyulayı bir yazgı olarak sineye çekmek bırakılıyor. Zihin kadükleştirilirken dil soluklaştırılırken analiz hiç edilirken akıl verenler türemeye devam ediyor. Onca fecaate rağmen akıl diye reçetelenen şeyler sıradan için kahırlar ediliyor.Bu sıradan ayrılmanın hiç de hayırlı olmayacağını yineleyen tespitler yankılanıyor uluorta. Biteviye dile getirilenler daima “ötekisi” olarak anılanlar için kısaca muktedir olmayan herkes adına birer yargıya ve yaftaya dönüşüyor. Kolaylıkla söz edilip bahisler açılan başkalarında açılmış olan yaraların çok kolay biçimde kanatılması adına yineleniyor mütemadiyen bu sathı mahalde.

 

Devlet halka karşı halka rağmen usulden değil handiyse bile isteye zulmeden üstelik bunu da sorgusuz, cezasız kalınacağı bildirilen bir karanlık mekanizma haline eviriliyor. Hak, hukuk terane ediliyor. Adalet bir sayıklama, demokrasi erk haricindekiler için yerli yersiz bir çıkarsamaya ilintileniyor. Kötü bir şeyler mi var ki bunca ses ediyorsunuz bahsi de bütün bunun cabası olarak bir şirinlik kabilinden değil bizatihi devletin asıl yüzünü ve karanlığını gösteren olarak zikrediliyor. Mihraklık sıradan hainlik hep anılan, fular suç, kitap suç kaş ve gözün menzili bile suç bildiriliyor. Atılan adım, gidilen yol suç, çekilen nefes, içilen su suç. Bozuk plak kabilinden bir tekerleme değil bu yerde erke tabii olmayanların yaşam meselesi suç olarak işlenmeye devam ediliyor. Suç bir meselden öteye, boyunduruğun ta kendisine dönüştürülüyor.

 

Her denemede bir adım bir kademede daha devlet için yeni korunaklı sabitlikler, korkular icat olunuyor. Her aşamada başka tarifsiz acılar için yoklamalar gerçekleştiriliyor behemehal. Suç bir paranoya gibi herkesi yeri zamanı geldiğinde vurabilecek gerçek bir korku nesnelliğine yükseltiliyor. Mülkiye Demir Kılınç’a denk gelenler ile Lütfullah’ı ölüme götüren süreç bu sistemin bizatihi tükenmeyen hıncıyla şekillendiriliyor. Ne ki nefes almak artık daha bir zordur. Ne ki sınavların hepsi kalıcılaştırılmaya devam edilirken, devlete halel gelmemesi için söz yerilmeye devam olunmaktadır. Hiçbir şeyin hesabı verilmediğinden bu zamana kadar, bundan sonrası için de aynı taahhüt yinelenmektedir. Gösterile gelenler bir sonuç kabilinden denk düşürülenler bu gayya kuyusu ülkede yönetişimin her neye dönüştüğünü özetliyor. Herkese ayrı ayrı birer cehennem tahsis ediliyor böylelikle. Tutturulup gidilen yol sözün değil de hiddetin sahanlığı olarak “restore” ediliyor.

 

Tarih tekerrür eden bir devinimden bugün belagate sımsıkı sığınan her şeyi o öfkeye kurban edilecek yeni vakıalar üzerinden şekillendiriliyor. Yinelenen doksan yıllık ilke edilen meseller her defasında bunca kolaylıkla evriminin devamlığındadır acı acı. Eleştirel tahayyül fikriyatından hayatiyetine her an her mahlasta bunca girift halden kurtulma yolunun nasıl da engellendiğini ispat etmektedir. İnsanı öncelemek yerine sistemi, bu yapının daimi çatısı olan devleti önceleyen, önemseyen ve varsa yoksa bu devranı içinden çıkılmayacak derecede tahrif ederek kullanışsız kılan, bu ülkeyi de açık bir mahpushaneye çeviren kurgu hayalden gerçeğe ulaştırılır. Sanrılar bitimsiz, sonsuz tekrarlarda kendini hiç unutturmayacak derslerin birleşimi birlikteliğidir. Bugün sanallaştırılan, içimizden, evimizden ve o sınırlarımızdan ötede olduğu vurgulanan şeylerin nasıl da burnumuzun dibinde olduğunu, tüm kırımların bunca felaket ve fazlasında icra olunanların, bizatihi devletlerin eylediklerinin, esas sonuçlarının neleri göstere geldiğini hiç teklemeksizin bütünleştirmektedir.

 

Özetin özeti, Jean Genet’nin yazdığı cümlede saklıdır; “-Bir halkın utanç duyduğu suçlar onun gerçek tarihini oluşturur. Aynı şey insan için de geçerlidir.” Ezberden okunan tüm meseller bir başkası için zulmün başlangıcı ediliyordu o bahiste. Bugün burada, durduğumuz, çoğunlukla afalladığımız bu yerde, bu menzilde bunca utanç ile bir biçimde yaşayabileceksek Genet’nin atfettiği gerçek tarihi sorgulayarak, buna sebebiyet verenleri hiçbir biçim veyahut da koşul altında unutmadan, dosdoğru hesap sorarak mümkündür. Gerisi laf-ı güzaftır.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler