Misak Tunçboyacı/ Güncelleme


  • Gündem
  • 22 Şub 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Bindokuzy├╝zseksendortSınırlar çiziliyor bir başından bir sonundan çekiştirilerek hırpalanarak, itip kakarak, kırıp döküp, yapmalıyız bu fenalıkları vurgusuna çok daha nizami sahip çıkılarak. Dört bir yönden her taraftan sınırın daraltımı için / adına elden gelen yarına konulmuyor. Suskunluk, vahamet boyutlarını çoktan parçalamışken hala yeterli görülmediğinden her şey yeniden inatla daraltıma tabi kılınıyor. Zorlanarak güç kullanılarak, had bildirilerek yetmeyip, kafi bulunmayıp her şey için sınırlar erk eliyle yeniden tanımlandırılıyor. Daha önce belirlenmiş olanlar handiyse yekten ıskartaya çıkartılıyor. Kaset başa sarılıyor ve tüm gümbürtü, onca heyula bir kez daha sahneleniyor. Akıl ve fikir nadasa bırakılıp ezberden okumalarla şekillendirilmiş olan belagatli söylemler yüceltilmeye öyle değil böyle diye yapılanlar kanıksatılmaya çalışılıyor. Her şey çok matahmış gibi, yeterliymiş gibi az ve öz olan da elbirliğiyle yıkıma açık konuluyor. Durmaksızın dönen çark, bir öğütücü halinde bildiğimiz tüm değerleri alt üst ederek konuşmayı, yazmayı ve tartışmayı mümkünatsız kılan yassah hemşericilik ile yüz yüze konuluyor.

 

Sınırlar böylesine patavatsızca yağmalanırken, sözüm ona dönüştürülürken olan biten tek sözcükle kıyamet oluyor. Acı oluyor, zulmün bir vesikası oluyor. Bir başka cephede hayatın kökünden kurutulması oluyor. Bir başka yerde doğanın tahribatı oluyor. Dönüp dolaşıp gerisin geriye yollandığımız modern kümeslerimizin kapısına işaret oluyor. Bu bundan şu şundan diyerek yol belirleniyor. İz sürülüyor her yerde takip edilen, gözetlenen, denetlenen gerçekliği yerle yeksan edebilmek için paldır küldür türetilen hikâyelerle bezenerek öcülerden yeni öcüler olduruluyor. O düşman, bu hain ve şu işbirlikçi bu da aval aval bakan seyirci, hepsinin ortak yanı o lobiden bu lobiden ve şu lobiden oluyor, olduruluyor. Nizam intizam diye bahsedilen müesses kod’lu vesayet biçki dikişli, yırtığı pırtığı pasağı kiri hep tanıdık olan, hep hatırlanan o yamalı bohçanın güncellenmiş hali oluyor. Dedik ya bir başından bir sonundan çekiştiriliyor diye, allem edip kallem edip bu sığlık denizinde, sınırlar her gün yeniden tanımlandırılabilir kılınıyor. Muktedirin asabı hiç bozulmasın diye, hesap vermesin, sorulmasın diye o olmasın bu olmasın ama sabah akşam zulüm olsun, akşam sabah nalıncı keseri gibi ezberler olsun, didaktik cümlelerle otokratizm projesi, sınırlandırmalardan yeni hudut devşirmeleri söz konusu ediliyor, edilebiliyor hala.

 

Modernlik, muasır medeniyet seviyesi mevzuu bahis olduğunda mangalda külün zerresi bırakılmayan, kapsayıcı, birleştirici, medeniyetler beşiği her şeye kardeş herkese dost ve ahbap her bir durumda yardımcı olduğu, el uzattığı zikredilen bu el üstünde tutulası ülkenin! sıvası lafazanlığın bittiği yerde başlıyor. Sınırlar, yeni sınırlandırmalara geçit sağlarken, bildiğimizin aklımızın erdiği fikrimizin yettiği değil hepimizi salak yerine koyan bir akıl vericilikle doğrusu bu en doğrusu, milli çıkarlarımıza, ali menfaatlerimize istikbalimize her bir şeyimize diye sayıklanırken, diller dökülürken bildiğinden hiçbir surette şaşmayan bir had bildirimciliği devreye sokuluyor. Sınırlar kati suretle, asla dokunulamayacaklar olarak adlandırılıyor! Yevgeniy İvanoviç Zamyatin’in Biz’i, George Orwell’in 1984′ü, Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya’sı hepsi birden bu ülkede yeniden kotarılıyor el birliğiyle. Yazılmış olanlar gerçeğe dönüştürülüp yaşam bundan ibarettir kısasına sıkıştırılıyor. Yazarların tahayyüllerinin ilerisindeki bir sınırlandırma için metinler dönüştürülüyor. Kural ve kanunlara eviriliyor. Ezberlenmiş olan akıllarla, yönlendirmelerin sığlığında, bu sınırlar hep aynı yerden her dem aynı şekilsizlikler üzerinden kendini konumlandırmaya devam ettiriliyor. Bildiğimiz, erdiğimiz gerçekliğimiz budur bugünün tahlili söz konusuysa eğer. Sözün önüne set çekilmesinin mümkün kılınması acil durumlarda bir imdat kolu gibi değerlendirilmesi bireyin, yurttaşın tahayyülünü taca hep boşa çıkartan bir döngüyü yapılandırmaktadır. Ezberler yasakların, tenkitlerin, tehditlerin, yazılmış bildirilmiş belirginleştirilmiş ama hala ütopya olarak bellenenlerin göremezsiniz hiç sorgulamayın çözemezsiniz boşa yorulmayın, anlamaya çalışmayın duvarlara çarparsınız vb. tekmili birden nizami hizasıdır! Nizami hizanın temel direğidir. Sol görünüp sağdan çakmaların zaten sağda yer alıp en uçlara koşa koşa gitmenin, ‘reel politiğin’ güncelliğinin alayının, hepsinin vesikası artık sansürün kolayca kalıcılaştırılması gayretinde görülebilir. Bugünün ülkesinde devri daim olup sürekli yinelenenler, durmaksızın zikredilenler sansür yasasından fişlemelerden hakların lağvedilmesine pek çok farklı etmende görünebilir az bir dikkatle çabayla beraber.

 

5651 sayılı internet ortamındaki yayınlar ile ilgili düzenlemeleri ihtiva eden öneri önce Meclis’ten, geçtiğimiz günlerde de Cumhurbaşkanı tarafından onaylandı. İki madde üzerindeki düzenleme yapılacaktır şerhine rağmen ortaya tastamam yukarıda yazmaya çalıştığımız gibi bir sınırlandırma için harekete geçildi. Aşina olunan değini ile manidar bir biçimde zamanlaması tam da fırtınalar koparken devletin karanlık dehlizlerinde, üst makamlarında, yalapşap ilişkilerinde, al gülüm ver gülümler ile oluşturulan paralelinden düzüne devlet dediğimizin el üstünde tuttuklarının yedikleri nanelerin ortaya döküldüğü bir zaman diliminde hayal gerçek oldu! Çekerim fişi bitiririm işi yeni sınırımız oldu! Bilgiden daimi bir biçimde mahrum et ki hadsizce sorgulayamasın, buna hiç kalkışmasın, aklına uyup bir şeylere uyanıp yeni cümleler kuramasın vatandaş konusu ileri demokrasi bahsinden handiyse yüksek doz olan ülkede yeni bir yıkımın eşiğimizde olduğunu hatırlattı. Osmanlı döneminde Ali Suavi’nin Muhbir adlı gazetesine reva görülenler bugünün dijital ortamında herkese her an ulaşılabilir, takip edilebilir ve sonucunda fikrinin de zikrinin de “suç” haline dönüşebileceğinin meydan okuması yasa ile tekrardan hatırlatıldı. Belleğe kazınmış olan II. Abdülhamit’in sansür furyasının hemen hemen her neşriyata uygun gördüğü kriter, yayın kıstaslarının bugünün şartlarında dönüştürülmesi, yeniden kotarılmış olduğunu da bir kez daha ilave etmeliyiz. İnternet’in i’si ortaya çıktığından bu yana geçen sürede her şeyi denetim altında tutup, her anı kaydeden, gözetleyen, tehdit söz konusu olduğunda sanki aklımız yokmuş gibi bizim yerimize hareket eden bir mekanizma velhasıl özgürlüğün, düşüncenin önü bir kez daha alınma gayretine dur! Muhteviyatına haiz kırmızı yazılarla daha fazla karşılaşmamız için zemin hazırlandı. Ketenpereye gelen değil gümbür gümbür seslenişlerle beraber modemlerimizden içeri buyur edildi!

 

Dijital gözler biz isteyelim ya da istemeyelim artık her an ve her şekilde internet üzerinde attığımız her adımı hem takip edecek, hem de devletlûnun sınır olarak belirlediklerinin içinde miyiz ya da dışında mıyız bunun kaydını, fişlemesini sessiz sedasız gerçekleştirecek. Bugünün şartlarında Alo Fatih’lerin, Alo Doğan’ların medyasında hiçbir şeyi bildirmeyenlerin sus pus kalışlarında bir şeylerin farkına varabildiğimiz, belki de gerçekten haberdar olabildiğimiz bir sanal ağ, adı üzerinde sanal olan agora’nın kapısına gardiyan dikilmesi kesinleşti. Yirmi dört saat içerisinde içeriği beğenilmeyen herhangi bir yayın tastamam engellenip ulaşılamaz kılınabilecek bunun da yolu açıldı. Bir yayının, ister kurumsal ister bireysel herhangi bir çıkarsaması ucun devlete, onun âli çıkarlarına şusuna busuna değme, ilişme ihtimaline karşı sınır daha en başında çizildi! Bütün bunlar bir fantazya yahut da roman metni değil. Artık yaşadığımız ülkenin aklı zorlayan hakikatlerinden birisi haline dönüştü sonunda. Devlet hala sözü tükenir bir şey zannetmeye ise devam ediyor. Eskiden kitapların basılmasını engelliyorlardı. Basılan kitapların arasında koca boşluklar “kara delikler” ile okurun karşısına çıkartılıyorlardı.  Yarım yamalak eksik gedik. Sonradan onları yakmayı öğrendiler. Yaktılar. Adına film denilen zamane şartlarında bir baş belası keşfedilmişti. Onu toptan engelleyemedilerse de ‘altın makası’ işlevsel kıldılar. Yıllarca eğri büğrü başını sonunu kaçırdığımız hikâyeler hep böyle kotarıldı. Eksik kalan cümleler vardı. Onları da göremediğimiz sahneleri hayal kurarak, akıl yürüterek ama durmadan zihnimizi kullanarak, yorarak çözebileceğimiz büyüdükçe öğrendiğimiz bir ayrıntı oldu. Durmadılar ve yılmadılar basılı ve görsel her neşriyata her çabaya bir devletlû gölgesi eklediler. Öcü gibi ismi var, işlevi muallâk bir kontrol mekanizması. Şimdi modernlik zamanlarındayız internet denilen belada sansürden nasibini alıyor. Pardon hazretlerin, kural koyucuların kendi değimleriyle düzenlemeden geçirilerek kural ve kaide sınırları içerisine alınıyor, yerseniz. Özgürlük var amma lakin sınırların çoktan daraltıldığı bir saha oluşturulmaya bunun da demokrasinin bir gereği olduğu lafı ağızlara sakız ediliyor. Her şey demokrasi her yer mağdur olan devlet için! Fransız şair ve yazar Guillaume Apollinaire’nin yazdığı Genç Bir Don Juan’ın Maceraları isimli kitap hakkında dava açılan bir ülkede bütün bunlar birer rastlantı değildir bir tabi ki. Doğrusunu yazdıkları için devletçe hedef tahtasına konan gazetecilerden zoraki, ite kaka suçlu yaratmaya her an çabalanan bu ülkede bütün bunlar rastlantı değildir bir tabi ki. Devletin resmi haber ajansının kalkıp kendi hakkındaki iddialara yanıt vermekten imtina edip kaçınıp, dokuz farklı internet yayını için kurumu karalamaya çalışıyorlar tasarrufu ile oluşturduğu suç duyurusunun gerçekleştirildiği bu ülkede bütün bunlar rastlantı değildir bir tabi ki. Polemikler ve teferruat, arsız bir linç çabası olarak addedilenlerden onca tapeden dökülen ve insanı şaşırtan şeylerin konuşulduğu ülkede, -nasıl yaşamışız  sessiz sedasız ensemizde boza pişirilirken bahsinin diri konulduğu bir ülkede bütün bunlar bir rastlantı değildir bir tabi ki. 5651 sayılı kanun ve düzenlemesiyle cismanileştirilen, bir kez daha ete kemiğe büründürülüp tabu haline dönüştürülen “devlettir”.

 

İster doksan yıllık ister on iki eylülden arta kalan. Dokunursanız yanarsınız ilişirseniz hıncımızla yüz yüze kalırsınız bahsi o tabu olarak ilan edilenin menzilinde artık gerçeğe dönüştürülecek olandır. Sansürün sirayet edeceği yer sadece internet dediğimizle sınırlı kalmayacaktır. Engellenen tüm mercilerde, mekan ve makamlarda olduğu gibi sokaklar da meydanlar da sansürlenebilecektir artık ileri demokrasi ülkesinde!. Ankara’nın altı büyük semtinde gerçekleştirilmesi planlanan polis denetiminden, haddizatında işgal altında olan Taksim gibi beton yığıntısıyla boğulmuş polis ablukalı meydanlarına kadar her yerde ve her an kendini hatırlatacak olandır devlet!. Demokrasi bahsi dile pelesenk edilirken, sıkça tekrar ne yapmamalı sorusunun tam yanıtını eksiği gediği olmaksızın gösteren bir devletlû yeniden tam saha sahnededir. Dün onca engellemeye rağmen teksirle çoğaldık yarın meshnet ile çoğalacağız. Devletlû durmak yok yola devam diyor biz de susmak yok sözü çoğaltmaya, gösterilmeyeni, anılmayanı anlatmaya devam diyoruz. Yakmayı, yıkmayı, tahrip etmeyi, yok saymayı, fişlemeyi, adaleti Kaf dağının ardına saklamayı, özgürlüğü bir masal kılmayı, hak olanı nah alırsınız diye aba altında sallanan sopalarla oluşturan yeren, yok eden bir akla karşı sokağımız, kalemimiz, zihnimiz her şeyimiz buralarda. Sınırları aşıyoruz. Sınırları reddediyoruz! Gün ola.

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler