Misak Tunçboyacı… Hayat Direnmektir / Serhıldan Jiyane


  • Gündem
  • 06 Eki 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

S─▒n─▒r-B├╝lent K─▒l─▒├º-AFP…Kobane’de, Hums’ta, Suruç’ta, Rakka’da… Her Yerde!

 

Yazılmış olan çoğunlukla bilinen deneyimin biriktirilmiş, akla ve başa getirilenlerin sıklığında damıtılan, bütünleştirilen hemen her konuda hemen her şekilde ‘yeni’ bir hududun devşirildiği menzilde aslen ne oluyor bahsini yük edinenlerin kalıtlarıdır. Yazmak, bir iç döküşün yanında tanıklık etmektir ahir zamana. Yazılanlar bu bir örnekleştirilmiş menzilde kalıplara sıkıştırılan hayata dair okumaları aşabilmek için bir başlangıçtır. Temelinden prangalara rehin edilmiş bir biçimde tutsak kılınmış olan hayatın nasıl zehirlendiğini, zehir edildiğini göstere gelen edimin nasıl şekillendirildiğini tortusudur her başlangıç. Her yazım çabasında az ötemizdeki değil her durumda içimize işlemeye devam edilen kanıksatılmaya uğraştırılanlara karşı söz etme halinin bir cüreti ortaya çıkmaktadır. İhtimaller azaltılırken, dönüşüm ve gelişim terennümünde tatava eksik edilmezken, kakofoni içinde gidişatın kötürümlüğünü idrak ettirendir.

 

Aracılık eden tüm harfler ve bunları bağlayan tüm kelimeler günün, dünden ne alarak yenilendiğini yarının hangi amaç doğrultusunda dönüştürüleceğini menzile katar. Görünür kılınan bir bahiste kısa bir anın getirdiği yıkımı değil sonrasında neye dönüştürüldüğünün suretidir pekâlâ. Alışılageldik olanı, basmakalıp vecizlerin, büyük sözler yedirmeyiz, böldürmeyiz sayıklamalarının arada bir değil hemen her gün yinelene geldiği ahvalde her şeyi gidişatı çözümleten bir deneyimdir aleniyette yazmak. Dünün yaraları, beraberinde getirdiği kederi, henüz üzerimizdeyken dün -hiçbir türlü sonlanmazken-  gün ve yarın aynen koruma altına alınmışken aslında her ne yapmalı sorusunu sordurandır yazmak eylemine yönelten. Sınırlar geliştirilirken her ama ve fakat bir şerhten çok kırıma sessiz bir onama olarak ele alınırken nereye yollandığımız aslen nasıl bir gayya kuyusu içerisinde debelendiğimiz, didişip durduğumuz ortaya çıkmaktadır.

 

Kesintisiz bir biçimde hali ve ahvali neye dönüştürdüğünü erkânın göstere gelmektedir. Yazılan her satır, her cümle, her not bu minvalde içine çekile durduğumuz karanlığı cismanileştirmektedir. Handiyse soluksuz bir biçimde yaftalardan yafta beğendirilen, her durumda kötülüğün müsebbibi ilan olunan hep fikriyattır çünkü konuşan sözdür erke göre fail. Yaşamı daima zora koşturan her günü bir mini kıyamet güncesine dönüştürenlerin imdisinde düşünmek bile sorun bildirilendir. Yazabildikçe iç dökmeye gayret ederken tüm bu bahislerin paralelinde hayat adına her nereye koştur koştur götürüldüğümüz meydana çıkmaktadır. Fasıklık ya da fesatlık diye kestirilip atılanların, detay bunlar diye önemsizleştirilenlerin, yermeye doyulmayan, tüm itibarsızlaştırma mücadelesinin huzursuzluğunda gidişattır o bildirilmeye devam olunan.

 

Günleri, şartlanmışlıklar ile beraber donatarak, akla zarar çıkarsamaları olur belleterek, mütemadiyen hırsla güncelleyerek lebalep bir cehennemi ortam tasavvurundan gerçeğe dönüştürülür. Gerçek, bir imgeler toplamı, belirli bir suret birikimi, yaşanmışlık hissiyatından öte, birbirinden ayrışık gibi duran tüm hamlelerin toplamındadır. Kuralların az ötesi yolun ilerisi uçurumdur görmek isteyene. Kural diyerek hep bir noktadan atanmış, bildirilmiş olanların ardı yıkımı güncellemek adına sıklıkla tekrar edilip durulanlardır. Bir “ritüel” gibi tekrarlana tekrarlana gelenek haline dönüştürülen doksan yıllık hegemonik yapım dilinden, eylemine hep bu minvalde uçurumlar ile sarıp sarmalandığımızı, kuşatıldığımızı göstere gelmektedir. Kuşatmaların handiyse tamamında daha iyi bir ülke için yapıldığı söylene gelen hamleler bütünleştirilir.

 

Her çıkarsamanın o eskinin beter bir kopyası olması da bununla bağlantılanabilir pekâlâ. Adımlatılan girizgâhı yapıldıktan sonra peyderpey devamında sergilenenler ile beraber simya tastamam aslen bir yıldırma iklimine dönüştürülür. Yaralar benlikte sabit kalmaya devam ederken yeni reçeteler diye sunulanların az önce yenilik dediklerimizin yönü belirsiz kalıcılığı kesin ‘yeni’ yaraları meydana çıkartması kaçınılmazdır. Politik uzam o duyulması gerekli konuşulması mühim konulardan öteye taşınarak hiçleştirilir. Uzamın tamamı artık bir vahanın kendisidir hemen hemen sıradana tek bir söz bıraktırılmayan gümbürtüde iyice muktedire rehin edilen bir mekân – uzam sağlama alınmaktadır. Sözün, yok edilmesi adına sürdürülen hamleler yazılı ve verili olanın da talanına ulaşır. Haklar üzerine ve üzerinden temellendirilen veçheler, söz erimleri, tahliller ve eylemler tek başına “muktedirin” kullanımına sunulmuş gibi bir algı keskinleştirilir.

 

Dönüşüm sonsuz bir ızdırabın bizatihi tam ve eksiksiz kendisi eylenir. Alan yok edilirken kendini ispata kalkan iktidar, müesses nizamın bilmiyoruz kaçıncı yenisini düzenlemeye devam eder. Dönüştürmek fiiliyata olumlama olarak görülürken sonuçlar, dipnotlardan dökülenler, iki arada bir derede çıkartılanlar bunun tam tersini ortaya dökmektedir. Örneklenen ülke boşlukları birleştirdiğimizde zulmün ta kendisini önemseyen bir mekândır. Belagat artık olağan bir tavır olarak bildirilmesinden bu yana geçen süredeki dönüşüm yeni yıkımlar ülkesinde olduğumuzu ispatlar. Yeni olan, yıkım değildir tek başına doksan yıllık tekerrür eden algının, halka karşı üstten bildirimin ve tahakkümün sonsuz kılınması gayretidir. Ezberler aşılmaya mecburken bizatihi onun tam da dibine çöküştür kalıcı kılınan. Her sorun diye aksettirilenin aslında öyle olmadığı daha çok yakın zamanlarda (Gezi Direnişi) teyit edilmişken bunun halen erkâna göre şekillendirilmesidir büyük mesele.

 

Hileye başvurmaya gerek bile kalmadan anahtar sözcükler alarm zilini harekete geçirir. Politik uzam hayata yön vermek bir yana onun enikonu kısıtlandırılmasına ön ayak olanlarca “işgal” edilir. Yoksunlaştırma ve eksiltmeler kesintisizdir bu bağlam içinde. Hayata direktifler yenilenmeye devam edilirken hemen her gün tüm bu tahakkümün de katlanılabilir bir mesele olduğu daimi olarak yaygınlaştırılmaya çalışılır. Yazılmış, kural haline dönüştürülmüş, kesintisizleştirilmiş denetleme her bir kademede yeni olanda bile eskiyi tekrar etmektedir Söz hakkı yoktur artık, tüketilmiş, rehin alınan devletçe kesintisizleştirilmiştir. Susturmak artık sıradanlaştırılmış bir tavır ya da ontolojik bir kanıt kabilinden tüm bu yeni tanımına haiz olduğu bildirilen ülkede güncellenendir. Bir devinimin ya da bir sürekliliğin tersine, bir daraltımın yapıtaşları her gün daha da sağlama alınmaktadır.

 

Betondan mamul gri ve yekpare bir düzendir iş bu oluşturulan daimi olmasına çabalanılan. Güvenceler sonsuza yakın kırım, tehdit ve tehcir söylemiyle yok edilirken insanlık bahsinde erkân duvara çarpmaya devam eder. Sınıfta kalmak bir yana artık aleniyette belirgin olan tamah etmemek güçte ısrarcı olmak yeni yıkımları çok daha yakından buyur ettirir. Menzil böylesi bir yapımda şekillendirilirken dörtnala halklar, halkların sözü en ufak paydada bile mevzubahis edilmez. Artık anılmaz. Sandık zamanı vaat olunanların, halkın söz hakkının köprü geçilene kadar olduğu acı ama bir kez daha teyit edilir. Bugünün ülkesinin aşağıdan gelen hiçbir bahse, seslenişe ve merama ihtiyacı olmadığı duyumsatılır. Tekrarlanan şablon hepimiz için mahpusluğu görünür kılmaktadır. Tekrar edilen ve kalıcılaştırılan acılarda birlikteliğin sürekliliğidir.

 

Tekrarlanan düzlem sadece iktidarın bu gücünü onaylayanlar için ve destek çıkanlar için hayattır bunun keskinliğidir. Görebildiğimiz ve vakıf olduğumuz; dört bir yanda eksiltmelerin güncellenmesidir.  Hemen her anlamda eksik gediğin bir yol haritasına dönüştürülmesidir bugünün ülkesinde. Atfedilmiş ya da yazılmış olan hemen tüm önermelerin geçersizleştirildiği, duyurulmadığı bizzat ve kasten sessize alındığı mani olunan buna mukabil tüm bunların yetmediği asla kâfi gelmediği bir sonsuz prangaya rehin edilmektir herkese, tüm ötekilere bildirilen. Yazılmış olanın duyumsanmasından çok, fark edilmesinin elzemliği bizzat bilinmesinin zorunluluğu apaçıkken, görülmüş, idrak edilmiş olduğu her dem kesinken “beton millet sakarya” nam atfediş üzerinden ülke yenilenir hiç ara verilmeksizin. Yaraları böylesine çokken, kesintisiz bir biçimde yenilerinin türetilebilmesi adına erkin sonsuz iştahıdır, tüm dert ve kederi arttırmaya devam ettiren.

 

Acının birisi bitmeden bir başkasının katara eklenmesi bu gayret, ölümleri daha derinde ayrılıkları ve yıkımları beraberinde getirmektedir. Büyük, güçlü ve yeni olarak sunulanın şablonu ters çevirdiğimizde, etiketini kazıdığımızda görünenlerdir bu bahsi pekiştiren, özetleyen hiçbir biçimde afallatmayan haldir ve gidişattır. Tezkereden alınan el ile birlikte sınırın dibinde yıkıma destek çıkmaların bizatihi dünyanın gözleri önünde halen eylenebilmesidir bunu cismanileştiren. Dünyanın jandarmasından alınan ayarlara binaen daim bir yok öyle bir şey bahsi söz edilirken, mahalle ağzıyla kabadayılık taslanırken sınırın tam da dibinde insanların hayata tutunma mücadelelerine savaş açılmasıdır bu bahsi anlaşılır, görünür kılacak olan. Özetler ülkesidir burası, her kırımın bir nedene iliştirilerek hep bir bahse sımsıkı tutturularak yinelenebilmesidir göz önünde cereyan eden.

 

Kürd halkının direnişini yıkabilmek onları medeniyet dediğimiz şeyin tam tersi bir istikamette koşan zebanilere rehin etmek, daha fazla katledilmeleri, yok edilmeleri, tehcir edilmeleri için yol verilmesinin kepazeliğidir bahsi tamamlayacak olan. Yirmi gündür direnmeye devam eden Kobane’nin burnunun ucundaki yer olan Pirsus’da cisimleşen zulümdür örneklenen, o özeti tamamlayan. Sınırlarının aşağı yukarı her boylamında kendine yer edinen, gözetlenen, el üstünde tutulan İslam Devleti nam vahşeti icra edenlerin taşeronluğunu yapmaktan çekinilmemesidir dert olan. Pirsus’un dibinde karşıya Kobane’ye gerçekleştirilen her hamlede ön ayak olunmasının, düştüler, şimdi tükendiler biraz sonra kent düşecek sayıklamalarının devlet diliyle yayın yapan medya maymunlarının vicdanı bir kenara terk etmelerinin utancıdır karşılaştığımız.

 

Her şeyin ağdalı bir nobranlıkla eskilerde aşina olduğumuz hınç dolu dille teşekkül etmesi, tekerrür edenin bir düşmanlık bahsinden çok daha derinini anlaşılır kılmaktadır. Yalnızlaştırmak bir yana, teker teker katledilmeleri istenen bir halktır. Kürd’ü yok etmenin yolunun sağlama alınabilmesi için her şeye göz yumulması bu bahislerin, yaraların tükenmediği yerde bir türlü ulaşamayacağımız barış akdinin nereye, nasıl boşa çıkartılmaya çalışıldığını örneklemektedir. Dicle Haber Ajansı’nın haberinde olduğu gibi açığa çıkandır bu mesele; Urfa’nın Hummera Jorîn köyünde bulunan Jandarma Karakolu’nun bahçesinde açılan bir çadırda barındırılan kimlikleri muamma on dört kişidir. Sadece İngilizce ve Arapça konuşan kişilerin varlıklarının bunca önemsiz bir detay haline dönüştürülmesi daim olmasına çabalanılan kırımda nasıl bir tarafın tutulduğunu göstere gelmektedir. Sorular sürekli yanıtsız bırakılmaktadır!

 

Suruç sınırındaki köylerde tutulmaya devam edilen Barış Nöbeti’ne gün aşırı saldırmakta bir beis görmeyen, mizansen haberlerle ülkenin batısına yinelenen masal hallerinden, efsaneler, kahramanlık öyküleri yaratmaktan kaçınmayan bir devletin aslında her ne olduğunu, neye yol verdiğini önemsediğini göstere gelmektedir işte yekten. Bir bahsedişten çok daha fazlası ise kırımın yüz yıl öncesinden şimdiye bunca kolay taşınabilmesidir. Suruç’ta yinelenen bir kerede soykırımın yenilenebilmesi gayretidir. Bir yanda Urfa’da gezinmeye evet yanlış okumadınız gezinmeye çıkabilecek öz güveni kendilerinde bulan; İD katilleri bir yanda da köylerini sınırın öte yakasındaki canlarına karşı sorumluluklarını kırıma nihai bir dur’u tam zamanında bildirmeye anlaşılmaya çalışan halkın yaşadığıdır mesele. Aralıksız, günlerdir hep bir sebep türetilerek saldırmaların aralıksız olarak devletçe gerçekleştirildiği Etmankê köyünü bugün komple boşaltmaktır o ket vurmaların artık zıvanadan çıkmışlığını gösteren.

 

İnsansızlık ve insafsızlık birbirini bulduğunda hayat bahsi bir muammaya dönüştürülmektedir kesin bilgi de budur bugünden arta kalacak. Etmankê’nin tahliye edilmesinin ardından Dewşan köyünden de bu saldırının devamı olan Askerin destan yazdığı haberleri düşer, ajanslara. Destanlar, artık yok etmelere el vermek için, göstere göstere eylenmektedir. İnsansızlaştırılan topraklardan bir diğer tarafa, Kobane ve çevresine yapılabilecek, her türlü müdahaleden bihaber kalınmasının yolları nihayetinde temellendirilmektedir. Zulmün yıkıcılığı, ülkede bir devlet geleneği olarak kabul görülüp, makbul sayılmasından bu yana geçen sürede hemen tüm yazdığımızı özetleyen bir bahis karşımıza çıkar. Bu bahsin ardı arkası kesilmeden bir ‘denetim toplumu’ olduğumuz gerçekliğidir.

 

Büyük biraderinden en küçük makamdaki devlet temsiline aralıksız bir denetim toplumudur eninde sonunda döke saça bata çıkan bina edilen budur. Karşılaştığımız şeyin tam karşılığına denk gelendir. Hayata alan bırakılmazken her gün her şeyin ehven sanıldığı anılıp, durulurken bu yanılgı da yepyeni bir pranga peyda olur. Devletin resmi haber ajansının yayını dahilinde İD’nin kontrolündeki Rakka kentinde bir bayram telaşesi yaşandığının, hemen her şeyin rutinde olduğunun duyurulduğu bir garabet haber paylaşılır. Dahası da vardır devlet dili kendini konumlandırmaya ihtiyaç duymadan çetelerin yanında saf tutmanın en menfi örneğini yineler. Kendini alıkoyamaz, esirgemez ve durduramaz. Dört koldan her yerde ve her an sarıp sarmalanan bedenlere sahip olduğumuz dakika sektirilmeksizin bildirilmektedir. İpin ucu hep erkin, iktidarın tapulu malı eylenmektedir.

 

Bu bahsin bir diğer noktası da Hums’ta bir okulun hedef haline dönüştürülmesinin sessizlikle karşılanmasından okunabilir. Esed mi Esad mıdır soruları hala evet hala yazılmaya devam edilirken, Hums’un İkrame’sinde kırk yedi öğrenci, kırk yedi çocuğun canına mal olan bir saldırı gerçekleştirilir. Gün aşırı ölümün güncellendiği coğrafyada hayatın rastlantısal olduğu ikrar edilir bir kez daha. Bir kez daha hedefte çocuklar yer alır. Bir kez daha Alevi, Nusayri, Dürzî, Hıristiyan hepsi ve daha pek çoğundan olana bir hınç ikliminde ölüm denk getirilir. Katledilen çocuklardır. Katledilen Kobane’de sürülenlerle yaşıt, Suruç’ta tomalara karşı direnirken canları yakılanlardır, akranlarıdır. Katledilenler asla ve hiçbir surette durdurulmayacak savaş çarklarına kurban edilmeleri için gözden çıkartılan insanlardır bizzat aynısı.

 

Roboski’de devletin bombalarına mazhar olanların, Rakka’da emirin kuralları altında yaşamaya çalışanların, bir yerde Kürd öte yanda Alevi bir başkasında Süryani ya da Ermeni hepsi ve hepsinden bir parça taşıyanların birlikteliğinin yok edilmesidir esasında mesele. Dur durak bilmeden, yerleşik hale dönüştürülen tahakküme, linç iklimine yeni rotalar ve yönler belirlenmektedir. Sıfırlanan zihin, katledilen bedenler, daha büyük kırım vaatleri hiç ama hiçbirisi asla yeterli gelmemektedir. Eksiksiz tamamen bir yoksunluk adına düşünmeyen, taşınmayan, sorgulamayan personalar devrinde yaşadığımız zikrolunur. Soru; yaşıyor muyuz bahsidir.

 

Yazı görünendir ve ses edendir işitiyor musunuz kelimelerin sınırlarından gün yüzü bulanları artık yok olmadan evvelce rutin replikalardan uzakta fark edebiliyor muyuz gidişatın uçurum halini? İkrime ya da Kobane ya da Rakka yahut ta Suruç birbirinden çok uzak menziller gibi görünürken bizatihi bu sınırların birbiriyle birleştiğini, devletlerin kırımlarına karşı ses eden, ses etmekten bir adım da ileride hayat için mücadelenin varlığını görebiliyor musunuz? Bu basit bir halimiz bahsindeki arz değildir. Ya hep beraber yaşayacağız, ya hep beraber kırımın cehenneminde bu coğrafyada ölüm sıramızı, katledilme olasılığımızı tartışırken bulacağız kendimizi. Sinerek ve daha fazla korkarak, her gün ölerek, her gün ölüme tanıklık ederek… Düşünür müsünüz, artık gerçekten düşünür müsünüz, uyanır mısınız?

 

Misak TUNÇBOYACI İstan’2014

 

Resim: Bülent KILIÇ – AFP http://cdn.theatlantic.com/static/infocus/syria092314/s01_55963246.jpg

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler