Misak Tunçboyacı/ Hayatta mıyız?


  • Gündem
  • 03 Mar 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

NewturkeyDüpedüz hemen her şeyin yeniden tanımlandırıldığı ve dönüştürüldüğü daha önce benzerini görmediğimiz sınamaların artık söz konusu edilebildiği, yapıldığı bir uzamda alt üst edilen hayatın bizatihi kendisidir. Her hamle, her hücum doğrunun eğilip, büküldüğü, kırılıp, döküldüğü karşılaşmalardan ibaret bir surete hapsedilmektedir hayat meseli. Her suret iktidarın sözünü yüceltmek için, onun refakatinde el üstünde tutulması gerekenler olarak atfettikleri adına yepyeni eşiklerin açılmasını göstere gelmektedir. Duygunun izanın anlamın ve ahlakın genel anlamıyla insana ait olan her şeyin iktidar uzamında nasıl alelacele tahrip edildiği meydana çıkmaktadır. İnsandan çok düzenin kurallarına ikilettirmeksizin riayet edecek, müesses nizamın hemen her şeyine olur verenlerin, gözetim ilaveten denetim altında olduğunu umursamadan sözüm ona özgür iradesi ile seçimlerini ve tercihlerini yaşayabildiklerinin ilam olunduğu, bilinci ipotek altına alınmış “personalar” yaratabilmek için çabalardır karşılaştığımız.

 

Yönetimin çerçevesi sınırları hacmi ve etkisi günden güne artarken sorgulamayan ve her yapılanın nasıl önemli birer çıkarsama ve hamleler olduğuna dair sözlerin zikredildiği bir güncelliktir yaşayadurduğumuz, yaşadığımızı sandığımız. Görünen ve algıya, akla daha en başından çöreklenen, kalıcılaştırılmaya çalışılan bu hudut dâhilindeki sözün, sesin, hayatın tek ve yegane sahibinin iktidar olduğunun yinelenmesidir. Birer suret karşılaştırmasından artık ziyadesiyle uzak, normatifin basbayağı lime lime edilmesine çabalanılan birbirini takip eden her girişim, kalkışma ile yeni Türkiye denilegelenin amalar ve sağırlar ülkesi haline dönüştürülmesinin izlerini hiç uzağa gitmeden çözümleyebilmek olasıdır. Eski olarak addedilen yeninin harcında bu gümbürtüsünde yeniden doğmaktadır. Eski yok olduğu sanılan tavırlar, o eşiklerinden geri çağırılarak, yeninin harcı sağlama alınmaktadır. Nüfuz ettirilen çoğaltılabilen şartlı reflekslerin biteviye alarm zillerini yeniden harekete geçirme olasılığıdır. Söylemlerin yekunu, konuşmaların hemen hemen tamamı yeni’den bahsetse de ulaştırılmak istediğimiz menzil tastamam eskidir hemen hiç eskimeyendir! Boyunduruk, cendere öylesine çok sözcükle bunların pratiği olarak sunulan şiddetle, hınçla ve linç gayretleriyle beraber eskinin hükümranlığının hiç bitmeyecek bir suretinde yaşadığımız dank etmektedir. Enikonu masumiyetten dem vuranların, mağduriyet ile ayrışmazlıklarını ilan edenlerin her sözünün tasavvurunun tahayyülünün değil astığım astık kestiğim kestik iktidarının o hep saklı tutulanın sureti kalıcılaştırılmaktadır.

 

Halkın şartlandırılmışlıklar ve sınırlandırmalar karşısındaki tepkisinin her gün, ama her Allahın günü bir kez daha denendiği, sınırın ya da eşiğin her zorlamada bir kez daha daraltıldığı bir yerdeyiz. İleri demokrasi güncemiz başlı başına açık bir zindana dönüşmektedir. Hayat gösterilenlerin dâhilinde basbayağı linç ediliyor. Söz geçersiz bir teferruata dönüştürülüyor. Her şeyden yeterince emin olanlar bütün bu çirkefliğin kalıcılaştırılması adına elden geleni yarına bırakmıyor. Çamura gömülmüş olan akıl, devletlûnun zehir zemberekliğine kayıtsız ve şartsız teslimiyet hep daha fazlası derken otokratizmi, despotizmi mümkün kılıyor. Erk, muktedir, iktidar talanın her halinde bunun için uğraşıyor. Görmeye başladığımızda ve devamlılığında hayatımızın ayrışmazı olarak resmedilen bu iktidar, bunun ana yapısı olan devlet yıkımın öznesi ve başlangıcından sonuna o eksenin müsebbibi oluyor. Ürettikçe, dönüştürdükçe algıyı tahrip ettikçe ben ben ben diye sayıkladıkça paralelinden düzüne “devlet” dediğimizin aslında nasıl büyük bir öğütücü olduğu ortaya çıkıyor. Kentsel talandan, gündelik yaşamı dönüştürmesinden, akla fikre hakaret gibi kurallar icat etmesinden, aleni tehditlerinden ve daha bir dolu söz ve eylemden bunu teyit edebilmek mümkündür.

 

Yaralarımız bunca çokken açık bir biçimde önümüzden geçip giderken heyula ile hiçbir şeyin farkına varılmadan yola devam edileceği vurgulanıyor. Tapeli siyasetimiz dün bel altı çalışırken bugün bel üstü yenilip yutulan herzeleri gösteriyor. Tape kayıtlarından yansıyanlar devleti yönetenlerin halkına anlatmadıkları / görünmedikleri anlarda nasıl rahatça pislikler gerçekleştirebileceğini ortaya seriyor. Halkın idraki, derdi, sıkıntısı değil iktidarın konformizmi, devletin yüceltimi tabulaştırılıyor, meşru kılınıyor. Cukka sağlama alınırken indirme, artık iç edişten fazlasına varmışken, “milletin a. koyacağız” diyenlerin postalarla yola getirilebildiği bir gerçek zuhur ediyor. Hepsinin sırtları pışpışlanıp bizzat beyefendinin talimatları doğrultusunda onu alacaksın, bu kurumu iç edeceksin, Bilalcım sen de paraları eriteceksin inşallahlar gün yüzüne kavuşuyor. Hazin falan değil yaşadığımız ülkenin cehennemi o seslerden, kriptolu telefonlarda yankılanan milletin mağdurlarının şeytanlıklarını, paraya iman etmelerini sadece rant adına yaşadıklarını afişe ediyor. Saniye saniye iktidar oyunu eylenirken, kasetler havalarda uçuşurken esas bize kalan özet bu oluyor. Yalancıların ve haramzadelerin sözüm ona imanları, imanı kullanarak hepimizi kandırmış olmalarının yalınlığı faş oluyor. Bugün sorgulanamaz diye bildirilen ‘biyopolitik’ bir nesnelliğin bizatihi yıkımın failliği ve her türlü bağlantıdan, sorgudan, sualden arınmış özü ta kendisi oluyor. Sınırlandırılmış olan akıl için, yedi gün yirmi dört saat propaganda devreye sokuluyor. Erdoğan handiyse nefes almaksızın had bildiriyor. Utanmadan devletin kriptolu telefonlarını dinlediler, bunu yaptılar ve hiç kaçınmadılar diye mağdurum edebiyatını sergiliyor. Orası kafi gelmezse hazır cemaate, imama laf bulmuşken özünde her ikisinin de akıllarındaki o esas düşman tanımını yinelemekten kaçınmıyor. “Bir yol açılışı yapıyoruz kimlere rağmen o solculara rağmen. Onlar ateist ve bunlar terörist. Chp! bunlara bizim gençlik diyor” ağız alışkanlığıyla beraber. İçteki ve dıştaki hainlere ders vereceksiniz diye buyuruyor Balıkesir’de tıpkı diğer illerdeki gibi damarları dışarıya çıkmış bir biçimde hiddetle, öfkeyle daha bir üst perdeden sert vurgularla. Oysa her şey o tapelerdeki gibi sessizce ve usulca yapabildikleri gibi; tane tane Bilal oğlana anlattığı gibi olsa hiç kızmayacaktı baş vezir, heyhat. Her şey mubah yeter ki düşünmeyin, taşınmayın, endişelenmeyin anonsları ile beraber alt üst hayatlarımıza makyaj yapılmaya devam ediliyor. İcraatlar böylesi vurgularla, yeni hedef gösterimleriyle beraber insanların aklına hakaret edercesine bir seçim kazanabilmek için dile pelesenk ediliyor. Utanmaksızın her şey mubah sayılıyor. Bir sağından bir solundan çekiştirilen itilip kakılıp doğru bu bunu iyi belle diye zikredilenler yeni bir yok oluşu takdim ediyor görebilene. Hayat, birbirine hiç benzeşmeyen ama sözü, itirazı keşfedenlere karşı; onları zapturapt altında tutmaya çalışanlara oyuncak ediliyor. Yalandan umulan medet, talanın önüne set kurabilmek, konuşturmamak adına reklam spotuna eviriliyor. “Lafa söze değil icraata bakarım.” Ortada herhangi bir iddianame yokken nöbetçi savcı eliyle hırsızların salı verilmesinden görüyoruz o icraatları.

 

Bir ihtimal ya da bir olasılık üzerinden değil, bizatihi her yerde çarşaf çarşaf yazılan, kimilerimizin gözleriyle de gördüğü, şahit olduğu ,al gülüm ver gülümlerin yapıldığı takasları hep maddiyat ekseninde daha büyük iç edişler için kullanıldığının ortaya çıktığı enikonu göründüğü bir menzilde suç karinesinin suçlananların lehine değişip bu davalardan yırtmalarının(!) mümkün olduğunun ilan olunmasıdır icraat. İcraat “neoliberal” düzende daha fazla zor kullanmak, daha büyük hak ihlallerine yol vermek herkesten köşe bucak saklanıp, kapalı kapılar ardında bildiğini inat ve ısrarla eyleyebilmek olarak güncedeki yerini alıyor. İcraatla güncellenen biyoiktidarın eş zamanlı olarak her yerde her an tepemize çökecek, biat etmeyenleri saf dışı bırakacak bir edim olduğu yeniden kanıtlanıyor. Nefretin ateşi harlanırken, hedef tahtasına konulanların değiştirildiği, güncel bir yirmi sekiz şubat bina olunuyor. Kentler delik deşik edilebilir kılınırken, her şey bu milletin beklentisini karşılamak için, şu tahayyülüne sıkıntısına çözüm için diye dile getirilirken asıl olan belediyecilik tanımı dahilinde yağmanın kalıcılaştırılması adına yapılacaklar olduğu meydana çıkıyor o icraatlar. Akıl henüz filizlenen fikir sorgulamaya girişen bedenden hesap sormayı uygun buluyor. Devri daim olunan icraat denilenler dünün ezberlerini noktasına virgülüne kadar bir sahip çıkış oluyor.

 

Erk yapabileceği fenalıkları azamide tutarak hep hedef gözetip meydan okuyarak, oyunları bozacağını zikrederek hodri meydan çağrısını yineliyor. Oysa geriye ne meydan bırakılıyor ne de en ufak savunulabilecek bir argüman. Hepsinin, alayının, hep beraber üzerinde per per tepindikleri bir biçimde kendi tahayyülüne sıkıştırdıkları ve bundan ötesi yoktur bağrış çağrışında tapeler, görüntüler, imajlar ve imgeler, koltuklar, makam ve mevkiiler suretlerin handiyse hepsi, birlikte yeni bir ülkeyi tanımlandırıyor. Harcı biyopolitik hamlelerle, maval okumalarla, çalınmışsa da bu halk için, söylenmişse de mazlumun hakkını korumak için, müdahaleler edildiyse derin! yapılarla mücadele etmek için, imamın hakkından gelinecekse hep daha iyisine artık tabuları yıkan bir ülkeye varmak için vd. benzeri çıkarsamalarla yeni “ülke” eskinin ayak oyunları taht kavgalarının yolunda şekillendiriliyor. Yalancılık yeni ülke siyasetinin gözdesi oluyor. Ekranlar avaz avaz yaftalayanlara sonuna kadar açık tutuluyor. Erkin sözcüsü olarak adlandırılanlar barınçbeyden, çelikbeylere alo fatih’lere hacet olmaksızın kendi bildiklerini anlatmaya, yalanları savunmaya devam ediyor, tiradlarını atmayı sürdürüyorlar. Hiçbir surette başından tahayyül edilemeyen iktidar istenci, makam ve mevkii koruma güdüsü, yinelemekten kaçınılmayan aba altından sallanan sopalar tespit ve çıkarsama görünümüyle ve görünümünde bütün bu yalan düzeneği kalıcılaştırılıyor. Burada, yalan yere yaşadığımız tescilleniyor. Sabahlara kadar çalışan özverili vekillerimiz sayesinde torba yasaya sıkıştırılan bir demokratikleşme paketimiz de oluyor. Yalanlar sürmekte, alabildiğince yeni hedefe koyuşlar, linçler ortaya çıkarken “demokratikleşme paketi” olarak bilinen temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesi amacıyla çeşitli kanunlarda değişiklik yapan kanun tasarısı meclisten geçiriliyor. Nefret suçu kavramı da araya bir yere sıkıştırılmışken bizatihi erk nefretini kusmaya halkın gözüne baka baka devam ediyor, sorgulayan mı Ne gerek var ki!. Kayıtlar bu devletin şimdisine dair işitilmesi, bilinmesi, duyulması ve görülmesi gereken her şeyi aralıksız ifşa ederken yalanlardan mamul ceberut yüzü ile her fenalığı yapabilecek bir odak haline dönüşmeye devam ediyor. Ayrıştırmak zaruri, ikiliklere koşturmak gerekli, şüphelerden paranoyak bir ülke tasviri ve tahayyülü gerçekliği eskisinden de çabuk mümkünatlara ekleniyor. Politika, daracık bir yolun kendisiyken bu ülkede olan da cümbür cinnetliğe kayıtsız kalınıp yok edileceği zikrediliyor her saniye. Tek ses, tek söz, tek din, tek millet ve tek adamın dünya görüşü ile orantılı bir siyasete teslim ediliyor, rehin kılınıyor koca ülke. Hayırlı evlatların ise hangi hayırlara vesile olduğu, hayırhah güncellikte sorgulanmaması için elden gelen yarına bırakılmıyor. Halkı bir yığın olarak görüp bir oraya bir buraya sürmenin, kutuplaştırmanın, nihayetinde kavganın ve dövüşün fitili ateşleniyor. Onca tiradı boşuna değil. Hesap verecekler seslenişi malum şahsiyete, cemaate değil, akla düşen o solcu, terörist, ateist, çapulcu, ayyaş, vandal, iş birlikçi, hain, bölücü bir dolu yaftayla anılan muhaliflere kesileceği yineleniyor. Yapbozun gibi görülen esas resmin parçaları şimdi paramparça, darmadağınık her yerden eksik, çalınmış bir öğesi görülebiliyor.

 

Kaybedilmiş, zulme teslim edilip yakılan yıkılan ve katledilen hiç edilen bir özen sıfırlanan, hakkı gasp edilen, hukuku linç, özgürlüğü azap kılınan ülke artık gerçek. Biteviye ezberler yinelenip durulan kutsallar, bu devletin aslında her ne olduğunu ve o halkını her ne olarak bellediğini afişe ediyor. Yapboz tahtasına dönen ülke darmadumanken, kuşku ve korkuya teslim edilmiş bir ülkede hemen her şey yolunda türküsü zikrediliyor. Oysa her şey yarım yamalak ve fecaatin kıyısındadır. Özetin özeti budur. Düzenek alt üst edilirken hayata kasıt sıradanlaştırılıyor. Sindirilebilir ne kaldı, ne kalmadı. Yolsuzluk, arsızlık, yağma durmaksızın linç her yerde bir üstünlük ve kutsallığı, yegane tekin istikbali için, denge gözetme çabası diye yutturulanlar, yapılanlar ile bu ülke bir karabasanın kendisi oluyor.. Sorular düpedüz, dolaysız, açıkça ortadayken sağır sultanın bile anladığı vahamete dur demeye kaç zaman vardır? Nasıl bir ülkeye dönüştüğümüz meydandayken karanlık her yeri zapt ederken hayat ne yana düşer. Geriye hayatı hatırlatacak bir şey kalmış mıdır? Hayatta mıyız?

 

yazı fotoğrafı: http://www.kathimerini.gr/756284/sketch/epikairothta/politikh/skitso-toy-hlia-makrh

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler