misak Tunçboyacı/ Her heveslenişte gök kubbenin biraz daha üzerimize çökmesine tanıklık


  • Gündem
  • 27 Nis 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Hands-WingsEksiğin gediğin neredeyse hiç tükenmediği bir şeylerin yarım yamalaklıktan hiçbir türlü alıkonulmadığı, düzeltilmesi bir yana daha da fazla, daha derinde bozguna uğratıldığı, eksik konulduğu, çözümsüzlüğe rehin edildiği, geleceğin ipoteklendiği bir uzamdayız. Hepsi birden yahut da biri diğerinden aşağıda kalmaz bir biçimde gözetilip, vakti gelince kullanılan çekiştirilen ve hırpalanan bir yerin, bir aklın yurttaşlarıyız. Kendini yinelemekten alıkoymayacak, düzenin bekası diye burnumuzun ucuna dayatılan zorlama tedbirlerin sofrasındayız. Mütemadiyen ikram edilen tekrarlar ile haddimizin ve hududumuzun öğretildiği bir yerdeyiz, eksik gedik olmaksızın. Oturduğumuz sofra karın doyurmalık, nefsi köreltmelik değildir çok daha fazla ve daha derinden endişelerle hemhal olduğumuzu muştulayan bir makamın ta kendisidir. Geçit yoktur denilerek, kestirmeden atılanların, bunlar paralel, şunlar yekpare o mihrak, bu nifak vızıldamasının tekrar edile edile sonunda seçeneksiz bir biatin, çıkış için önerildiği, halen bunun yapılabildiği bir mekândır o oturduğumuz sofra. Kesintisiz bir biçimde ülkenin her nereye doğru koşturulduğunu, nasıl hiç gocunulmadan böylesine eğrisi için çabanın zikredildiğini meydana seren, karşılaşmalara ev sahipliği yapandır oturduğumuz sofra. Yitirilenin, kıyılanın, yok sayılıp, izi kaybettirilenin, tarumar edilenin tasnif etmelerin hiç bitmezliğinin güncelliğinde, eylenenlerin daha fazla eksiltmek için olduğu özetlenmektedir.

 

Çokluğun ve çoğulculuğun o nihai olan emir erliğini bugünkü gibi sıradan bir faşizmin her hamlesine mutlak teslimiyetçiliği mübalağasız kabulleri ve daha büyük kırılmaları temellendirmek için kullanıldığını görebilmek mümkündür. Sıradana ait olan nüvelerin, erkin elinde nasıl birer ayrıştırıcıya dönüştüğünün örneklerine rast gelmek mümkündür. Çokluktan bahsedilirken bilinçli tektipleştirmenin alttan alta yinelenmesidir ezberden okunmaya devam eden. Bir fırsat yakalandığında herkesi kapsadığını söyleyenlerin nasıl ali menfaatleri için kendi kıyılarına hitap ettikleri ortaya çıkmaktadır. Sözü iktidar üstüne tapuladıktan sonra, bunu bunca kolay eyleyebildikten sonrası yapılacaklar bir karar hükmünde kararnameye iki mecliste oy çokluğu ile geçirilecek düzenlemelere ve üç erkanın başının tahayyülüne terktir. Bütün bu sahne geçişleri birer mizansen değil bu yaşadığımız ülkenin şimdisinin dönüşümünü, erkin dönüştürmedeki aceleciliğini örnekleyendir. Örneklenenler bir durum karşısında tepkimenin zıvanadan çıkmışlığını özetleyecektir.

 

Bugün her şeyin(!) konuşulabildiği, tartışılabildiği ve gerektiğinde değil her zaman direncin, çözümün tesis edilebildiği bir ülke, bütün bu yukarıdaki nesnel, cismani engellemelere karşı ve rağmen sürdürülebilmektedir. Onlar her ne kadar “görmek istememeyi” tercih etseler de, erk, hamlelerini daha büyük yılgınlıkları tesis etmek için kullanırken sıradanın ifşası, sorgusu ne oluyoruz bahsindeki istenci bu karanlıklar güncesinde nefes alabilmemizin sağlayıcısıdır. Şiddeti, tüm bu hizalama gayretinde başyardımcı belleyen erkânın, devletlûnun oluşturduğu çıkarsamaların karşısında sual edilenler, akıbetleri sorgulananlar, yarına dair tahliller, tespitler ya da değiniler bir daha asla! Diyebilmek içindir, anlayana. Meşruiyet bahsi tahterevallinin bir ucundan diğerine indirilip, çıkartılırken, bir dolu yağma, bir o kadar talan, bir nefeste zikredilen yalan, umarsızca tepkimelerin hemen hepsine ‘hain’ damgasının vurulması bunun heyulasında gerçekten yeter diyebilmenin temellendiricisidir. Doksan yılını çoktan geçmiş olan, öncesiyle ve bugünü ile eksiklerden mülhem, bir demokrasi özgürlük ve hak mücadelesinin artık kemirile kemirile, içi boşaltıla boşaltıla sonunda naçar bir mefhuma tıkış tepiş istiflenmesine, güneşin elimizden bir kez daha çalınmasına dur diyebilmek içindir itiraz vesaire söz ettiklerimizin tamamı. Sathı mahallin eksiklikleri, bizatihi eksik konulanları hayatlarımızın, dört duvar arasına sıkıştırılan hallerinin de bir aynalayıcısıdır. Her eksiklik bir başka kıyamın habercisidir. Her, zamanın unutuş tarlasına terk edilmek istenenin ardıysa yeni yıkımdır. Her sineye çekiş bugün değil yarının da köşeye kıstırılmış bir ön izlemesidir. Her taarruzdan sonrası sütliman olduğu sanılan bildiğiniz karanlığın çöküşüdür. Muktedirin dili ile olur verilenlerin yolu hazırlananların bir, iki, en geç üçüncü denemeden sonra bir hakikat uzamına oturtulması bundandır.

 

Kendini tekrar eden suretlerin sıfatlarından ve vecizlerinden dökülü verilenler, ekseriyetle bir yazgı haline dönüştürülür. Reel politika, aktörleriyle kendi bendinden öteye, hayatın merkezine doğru hamlelerini, salvolarını gerçekleştirirken unufak ettiği şey umuttur! Komple üstenci bir dile haiz olduğunu, gizlisi, saklısı olmadan vurgulayan, uygulayan bir hızara dönüştürülür oradan meydana dökülenler, hayatlarımıza dahil edilenler. Umut köreltildikten, korkulara mutlaka koşulsuz teslimiyet her Allahın günü yeni bir yara verme teşebbüsünün katara dizilmesinden tüm bunları okuyabilmek mümkündür. Okuyabilenlerimiz için bundan sonrasının daha zor olduğu yinelenesidir. İktidarın kazıdığı hendek, tuzak, kafes, hepsi birbirinden beter yapılar, hamleler geleceği daha da karanlık, karaltıda kılmaktadır. Karanlık çağın ayrıştırılmazı ilam olunurken gözümüzün önünde buranın bir cennet olduğu varsayılmaktadır hala. Okullarda gerçekleştirilen Gezi tahkikatları ile öğrencilerin ihbarcılığa yönlendirilmesine, Aziz Nesin’in Şimdiki Çocuklar Bir Harika kitabının, Türk aile yapısına uygun olmaması öne sürülerek kitabı öneren öğretmenlere soruşturma açılmasına kadar örneklerin bu derin kurgunun, devlet aklının her gününü özetleyen örneklerdendir. Kurgu gibi görünen şeylerin ucundan kıyısından denk gelindiğinde nasıl da yara verdiğini kısadan özetleyendir. Vesayetin ettiklerinden hiç çekilmemiş gibi sivilliğinden dem vuranların kendi dinamikleriyle, tahayyüllerine göre ülke şeması çıkartmalarıdır özetlenen. Konuşmak yasak, bilmek yasak, bahsetmek hepten yasak, sokaklara çıkmak yasak, el ele dolaşmak yasak, yan yana yürümek yasak, büyüklerimizin eylediklerinden bahsetmek yasak toptan tek kelime ile yeni bir ülke. Yasak hemşerim! Örnekler, bir temsiliyet, birer öncünün ta kendisi olarak hayat akışındaki yerini eskisinden de sık hatırlatmaktadır. Sorun dün olanlar belirli kesimlere iliştirilirken, bundan kıvançlanılası bir şey gibi bahsedilirken bugün hemen hemen iktidarın yönetişimine itirazı olan herkesin, her kesimin hedefte olduğu açık seçik ortaya çıkmaktadır. Bunun ifşası gerçekleştirilmektedir.

 

Ülkede gidişattan, bir istikametten, bir ilerlemeden bahsedilecekse, bu ancak zulmün yolunda aşılan engeller, icat olunan yeni tedbirler, tehditler ve iktidar olduğu konusunda hemfikirizdir. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın sınırları ve görev tanımlarına dair yasasının devreye konulması ve bu meselin ardını(!) halen merak edenler için utanç duyulası bir vesikadır, özet geçendir. Hamleler hayata, hamleler halka, hamleler geleceğe karşı tedbirdir hep onun diğer adıdır. Raconu kesen devletin topyekun o dizilerdeki trajikomik sahnelemelerde kendine yer bulan akılla nihayetinde buluşmasıdır. Gerçekliği o sahte mizansenlerin bir kumanda vasıtasıyla uzaklaşmak mümkünken bundan bu ülkenin şimdisinden kaçışın mümkünatsızlığıdır bir dikkatinize sunmaya çalıştığımız. Sorgusuzluk ilam olunurken yol nereye gibi çıkarsamalar ve sorular münferittir münferit diye geçiştirilendir. Tahakküm hep güncellenirken söz tehdit olarak algılanmaya, suç için neden bellenmeye devam edilmektedir. Suçlanacak, mesul bildirilecek ve yaftalamaktan bir adım öteye varacak, ulaşacak olan kırım devleti sessiz sedasız bina edilmektedir.

 

Bir yasa, bir kaç düzenleme, arkası ve önüne eklenmiş yeni takısıyla eskinin tastamam kopyesi inatçı takipçisi bir ülke. Hatırlamayı, bellekten ötelenmişleri geriye çağırmayı, hiç uzağımızda olmayanları önemsemeyi mutlak doğru olarak tescillenmiş olanın arasından sızıntıyı idrak edebilecek, yaftalamalardan bir adım öteye varmak, dönüşümünün dönülmez ufkuna demir atılmışken uzun uzun düşünülesidir. Korkulara teslimiyetin daha ‘sağlam irade’nin ismini söylerken kendini göstermesi unutulmaması gerekendir. Her unutulan bir başka yıkımın, bir başka yok oluşun temelinin atıldığı bir meseldir nesilden nesile anlatılmaya devam eden. Ekmek ile bir çocuğu anmak, kitap değiş tokuşu ile cümleleri düzenlemek, hafızayı tazelemek, bilgilenmek yasaktır ülkede çünkü. Yasaklarla anıla gelen bir yurtta, yoktur vardır denilirken kendisini hatırlatandır mütemadiyen biteviye, sonsuz. Sonsuz bir girdap gibi, tekrarların tekrarları birer pejmürdelik olmasına rağmen yinelenmektedir çünkü. Akla yerleşmesi için, akıldan hiç çıkmaması için. Her şeyin dört dörtlük olduğu ilan olunan bir yerde bütün bunlar can sıkıcı, komplocu, nifak tohumu, ayrıştırıcı bir dolusu ve hepsi birden demektir yerseniz. Kasıtlı olarak insanlar kendilerini sokağa dökmekte, internetlerde delire yazmakta, bir yerlerde konuşmakta ve anlatmakta ya da dinlemekte gasp edilmemiş hakları için onca tuzu kuruluklarına rağmen şikâyet çıkartmaktadırlar. Heyula süre giderken akıl biçareleştirmektir. Devletin el birliğiyle yapmaya çalıştığının, âmâsız özeti.

 

Bir Mayıs Emek Bayramı tartışmaları sırasındaki yasak hemşericiliğin Nuh deyip peygamber dememeye gelmesinin yanında “şımarıklık” olarak ele alınmasıdır düşündürücü olan. Şımarıklık olarak istiflenen değer bulan şey itirazların sonunun her türlü sukutu hayale çıkartılsa da bu ülkede her meselin kıyılması, nihayetlendirilmesidir. Genellendirmelerin çölünde, dikilen fidandır bir kez daha açıp yeşertilmeye çalışılan. Derdi anlamamak adına değil var olanı ebediyete kadar muamma kılmak adına her bir şeyi yokuşa süren hiçbir şeyi umursamayan bir aklın tezahürüdür çünkü şımarıklık zannettikleri. Asla anlamayacakları şey! Sokakların en hakkaniyetli muhalefetten daha ehven bir yol olduğunu gördüğümüzden bu yana, birbirimizin sesini duymamızdan beri şımardığımızı sanmaları, zannetmeleri normaldi. Gelecek ipoteklenirken rehin kılınırken her durumda yeni bir vurgunun, hudut devşirilmesinin ta kendisidir bahsedilen. Şımarıklık. Karşılaştığımız hak gasplarının, hukuksuzlukların bir döngü dahilinde yinelenme hevesidir. Her heveslenişte gök kubbenin biraz daha üzerimize çökmesine tanıklık ve buna kayıtsız kalmamaktır. Yarını rehin alınan, her şeyin kazan kazan kazan ekseninden değerlendirildiği deyin uygunsa erkin tongaya basmamak için hemen her durumu kolaçan ettiği, maça hep galip çıktığı bir yer ihsas olunurken başka bir seçenek mümkün müdür!. Ses etmeden, avaza karışmadan, doğrunun eğriltilmesine itiraz etmekten gayrı mümkün müdür hiç ? Özgür ve Lorin bebek ile mahpus edilmek istenen Mülkiye Kılınç’ın durumunda da, 68 yaşında yıllar sonra yeniden tutuklanan Makbule Özbek’de de durum budur. Cilvegözü sınır kapısına geçişleri engellemek için tamamlandığında sekiz kilometrelik seyyar beton bloklar ile duvar örülmesinde durum budur aynısıdır? Kırmızıçizgiler devşirilip bunun üzerine basanları yok etmek bir stratejiden gerçeğe evirilmektedir ülke dâhilinde. Her gün ve her an bundan gayrisi düşünülmemektedir. Düşünce artık behemehal yaftalanacak, derdest edilecek, safın dışına itilecek olandır.

 

Bir sathı mahallin varlığı ve yaşanabilirliği sadece sınırlarının eni boyu, endazesi, büyüklü küçüklü binalarının çokluğu, her yerin küçük İstanbul’a, İstanbul’unsa kargaşanın öteki adına evirilmesinden belli olmaz, sınırlanamaz. Bugünün ülkesinde her neler eksik ise düşünselliğin zapturapt altına alındığı suretinden görünmekte, özetlenmektedir. AYM Başkanının sözlerinin arkasından kopa gelen küçük fırtınada bu bir kez daha teyit olunmaktadır. Halkın, muhalif bellenenin, sıradan olanın dilinde tüy bitiren ama hiçbir türlü anlaşılmayanlar bir demeçle erkânın yüzüne zikredildiğinde umursanmıyorsa bütün bunlar anlatabilmeli daha fazla, daha vurgulu; kaybedecek bir hayatımız daha yoktur. Geçmiş ne kadar geçmiştir bu bağlamda yinelenesidir. Son kertede on iki yıllık bir iktidar için kendine referandum olarak bellediği yerel seçimlerden sonra her günü daha bir azaba dönüştürülürken nereye geçmiştir? İlk ya da son olsun diye değil nasıl geçmiştir? Delik deşik edilmiş olan belleğimizin hemen her hücresine nüfus etmek konusunda eskisinden de sık, aralıksız bir tahakküm dayatım ve zulüm varken nereye geçmiştir. Geçip gitmiştir. Durmaksızın sorgulamaların beyhude bir çaba, kalkışma olarak değerlendirildiği bu yerde bu sağırlıkların tavsiye olunduğu yerde rutinin uykusundan uyanmak ne zamandır. Sihirli değnekler, boş vaatler, sözde taziyeler, çarşaf çarşaf demokratik ülkeyiz vesselam sözlerinin kadüklüğüne binaen sorgular mısınız, uyanmak ne zamandır?

 

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler