Misak Tunçboyacı/ Kabustan Uyanabilecek Miyiz?


  • Gündem
  • 14 Haz 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

Criminalizacao Movimentos Sociais

“Güç, söz ile edimin birbirinden ayrılmadığı, kelimelerin boş, edimlerinse zalimane olmadığı, kelimelerin niyetleri gizlemek için değil, gerçekleri açığa vurmak için kullanıldıkları ve edimlerin de ilişkileri bozmak ve yıkmak için değil, kurmak ve yeni gerçeklikler yaratmak için kullanıldıkları yerde gerçekleşir.” Hannah Arendt – İnsanlık Durumu  (Çev: Bahadır Sina Şener, İletişim Yayınları, 1994)

Hep bir şeyleri anlatma; doğrusu nedir onu bildirme, tespit etme ve izah etme, eğrinin, eğreltiliğin her yerde şeklinin şemalının bulunduğu mefhuma, makama, boyuta göre düzenlendiği bu ülkede belli başlı bir süreklilik halindedir. Sıradan olanın telaşının asıl derdinin üzerine biriktirilmiş olan örüntü, yığıntı hiçbir surette gerçekliğe ulaştırmamak konusundaki inat belirginleştiğinden bu yana artık barizdir, alenidir. Anlatımlar tanıklıklar, kaydı düşürülenler, ilaveler, toplamalar, çıkarmalar bilakis bu duyumsatılmayanları işittirmek adına bir başlangıçtır kesintisiz. Net bir biçimde tahayyül edilenler ile her nedense denk getirilenlerin nasıl bunca zıt olduğunu idrak ettirebilmek adınadır bütün bu çabalar toplamı. Dipsiz bir gayya kuyusu halini alan ve neredeyse sonsuz kadar sınırsız olan bir sathı mahalde anlatım şifa bulmak için değildir sade ve sadece. Anlatılmaya çalışılanlar sıra savmak için değildir öylece. Konuşulup hep dert yanılanlar bir mefhumun bile isteye prangalara mahkûm edilmesine karşı avazdır ve isyandır.

Yalanlardan mürekkep olan aklın normalleştirdiklerinin hiçte normal olmadığını duyurmak adınadır bütün bu süreklilik. Anlatmak bir zaruriyet, görevi yerine getirmek duyulan ve umulanları buluşturmak değildir hemen hiç böyle bir mesele değildir. Bildiğimizi zannettiğimiz oysa eksik kaldığımız pek çok konuda, böylesi bir yerde surettir, tamamın, resmin geri kalanının belirginleştirileceği bir deneyimin ta kendisidir. Suretler karmaşıklaştırılırken birbiri içerisinde “gerçek” nedir sorusuna yanıt bulabilme çabasının karşılığıdır. Buna dair çabalanışlar toplamıdır. Bile isteye gösterilenlerin, hep bir mefhumda gümbürtüye konularak önemsizleştirildiği, gerçeğin ise biteviye tahrip edildiği bir yerde elzem olanın ta kendisidir anlatmak. Bir sayıklanma ya da dert yanmadan, vaveyladan, boşa sallanan küreklerden yeğ tutulasıdır işte anlatmak. Şifahen, mealen aktarılanlar ile gerçeğin arasındaki derin ‘yar giderek açılmaya birbirinden uzaklaşmaya devam ediyor.

Bir uzamın gerçekliği üzerinde tepinmek onu iğdiş etmek sıradan bir şey eyleniyor. Dile getirilenler hemen hiçbir beis görülmeksizin erkin linçinin temellerini sağlama alıyor bir kez daha ama aslında son kez değil. Linç sıradanın sözünü yok etmek ses etmeye tenezzül edeni susturmak ve biat ettirmek için deneyimleniyor. Devlet aklı ve onu tanımlandıran; bütünlülük hali yekparelik, betondan mamul alaşım ve kelimeler özenle bütün bu tahribatı fiiliyata taşıyor. Kurulan cümlelerin tamamı çoktan böylesi bir tahakkümün neticesi sonrası ne olursa olsun diye düşünülmeksizin kuruluyor denk getirilip de çatılıyor. Sürdürülmeye daimi gayretkeş olunan meselin tam karşılığı nefretin bizatihi eksik gedik olmaksızın kalıcı olduğu bir suretine eviriliyor. Kendini hep tekrar ettire ettire bir alışkanlık simyasına dönüştüren sanki bir rutindeymiş gibi muhteviyatı kotarılan, yapılandırılan bir ‘faşizm’ ile yüz yüzeyiz. Sınırlandırılmışlık at başı giderken bir kez daha asla denilen, düşülmeyecek tuzaklara düşürülüyoruz.

Sesimiz, sözümüz, o kaybedişlerin hepimizi içine çeken bir karanlık olduğuna uyanmak içinken sırf sorundan mürekkep ülke gerçekliğine itiliyoruz. Dipsiz kuyular gerçekliğimiz. İtilip kakılmak bir yana ezber olunanlara rehin bırakılıyoruz. Dünün fecaatinin tamamı bugünün fıtratı ile güncelleniyor. Bugün işin fıtratı diye tanımlananın menzili kapasitesi daimi bir zulme dönüşüyor. Her yer hınç, her an linç hemen her şey korunaksız bir yok edişe rehin edilip yok edilmeye çalışılıyor. Sürdürülmeye ant içilen beka için kıyamet oluyor. Bunun neden gerekli, niye lazım olduğu umursanmazken, bile isteye yapılan, edilenler hepimizden günü çalmaya devam ediyor. Korkunun varlığı nesnelliği gözümüzün önünde serpilip büyütülüyor. Bildiğini okumaya devam eden devletlû aklı fasaryalardan halen yol yapmaya, kendine yeni cepheler açmaya devam ediyor. Nasıl olsa kanıksanacak, nasıl olsa söylenenler kabul edilecek buyrularak her gün aynı pilav kaşıklatılıyor.

Her Allahın günü aynı lapa (sözler!) aralıksız servis ediliyor. Bendine sığamayıp denk getirilen cümleler, birlik olup üzerimize şekillendirilmeye çalışılan ama hep bir yanı yarım hep bir yanı eksik olan demokrasi tahayyülü yeni eklemelerle iyice kadükleştiriliyor. Bildiğini okumaya azimli erkânın elinde söz naçarlaşıyor sonuç ise sıfıra sıfır elde var sıfıra kilitleniyor. Zihin bu doğrultuda mahkûm edilirken alternatifler de devre dışına öteleniyor ardılı sıra hınç ile tastamam hayat derdest ediliyor. Uzam alenen yerle yeksan uzam karmakarışık çıkış yolu bayrak dikmeler ile üç beş saatte Musul’u almaktan, Kerkük’ü toprağa katmaktan geçtiği zikredilirken bulunuyor erkân. Bizatihi destek çıkılan, resmi olmasına gerek olmaksızın ön ayak olunan, sözler verilip yardımlar gerçekleştirilen bir organize çetenin bir ülkeye ders verişini ibretle seyretmemiz salık veriliyor. Her dem bahsedilen kinin paralelinden düzüne bu ülkenin sınırları dışında da nasıl önemsendiği muştulanıyor.

Büyük devletlik Ortadoğu’da hamilik, beylik sözler ile kurulan tahakküm, geçerliliği kısa bir dönemden fazlasına çoktan ermiş olan şiddet ile terbiye etmelerin tuzağına bu sefer erkânın kendisi düşüyor. O kadar el verdikten sonra bildiğimiz insan suretindeki şeytanlara bütün bunlar bittabi nasıl oldu sorgusu, yuvarlak masalarda bir numaralardan, Roboski kıyamında da rolü olanların etrafında kuruldukları bir toplantı sırasında masaya yatırılıyor. Masada duran, az evvelinde unutulan insanlık oluyor. Bugünün şu sınırlarında unutulanlar, unutturulmaya dünden hızlıca devam edilen hakkın, hukukun iğdiş edilmesini bir kademe öteye taşıyan çetecilere laf söz anlatılmasının yolları aranıyor. Tape kayıtlarında dökümü gerçekleştirilmiş olan senaryolardan çok daha can yakıcı olan şeyleri bir iki üç demeden başımıza geldiği bir felaket iklimi kapı komşumuzda yükseliyor. Seyredin buyruluyor. O heyula süre giderken Lice artık bugün unutulup, konuşulmayan bir mesele indirgeniyor.

Şırnak’taki maden cinayeti arada bir yerlerde kaynatılıyor, Amasra önemsiz Amasya’daki bir kazanım lafı kalandır gerisi muammaya konulmaktadır. Taksim Dayanışma’sının Gezi Davası süreci devam etmektedir bir yandan. Soma çoktandır takdir-i ilahi ve hemen her şey bu devletin yönetişim el kitabında yazdığı gibi fıtratında olurunda yolundadır. Yaratandan ötürü yaratılanı severiz bahsi koca bir masala “parhessia” olarak devletlûnun sığındığı en son liman haline dönüştürülür. Kuşanılan şey, bir ilham yahut da doğruyu söylemek için değildir. Daima bir görünüp bir kaybolan hakkaniyetin üzerini çizebilmek adına gerekli görülenleri hiçbir beis görmeden uygulamaktır karşılaştığımız. Herkese eşit ve adil olmak artık bildiğimiz ütopya halini korumaktadır. Muntazaman, ülkede devreye giren akıl ve fikir-zikre dönüştüğünde yara onarılamayacak kadar tahrip edilmektedir.

Hakkın belirli bir zümreye özenle takdim edilen bir mefhum olduğu duyumsatılmaktadır. Eşitlik sadece göründüğü, bahşedilmiş olanlara reva bulunan gerisinde ise var olmayandır! Adı sanı konulmuş olan yegâne şey devletlûnun perspektifinde kimin nerede durduğunun dile getirilmesidir. Kamplaşmalar, ayrıştırmalar, had bildirimleri ve daha fazlası insan hakkı kavramının da köküne kibrit suyu dökmektedir. Kavrama oturtulmuş, düzenlenmiş, her şeyin bir doğrultuda düzenlendiği-derlendiği bir ülke bahsi artık gerçek bir kepazeliğin kendisine ulaşıyor. Yaralar halen açıktayken, devletlûyu o dili kotaran, takdis eden, paylaşan ve onayan her yapının kastettiği yegâne şey düşüncelerin, sorgulamaların önünü alabilmektir. Hiçbir şeyin hesabı verilmezken daha fazlasına çabalanılan bir ülkedir önümüzde yükselmeye devam etmekte olan. Herhangi bir hakkı yahut da sıradan olanın derdinin değil konuşulması bahsedilmesi bile artık darbecilik makamında değerlendirilmesi bundadır.

Bu kadar kolaylık ile her şeyin birbirine karıştırılması bunca saçma sapanlığın bir devlet görüşü, yapısı, gerekliliği diye duyumsatılmasının başkaca bir açıklama ya da detayı söz konusu değildir. Erkan, kimlik politikalarından, bir türlü kendini alıkoymadığı biyopolitik düzenlemelere sınanışları daimi diri tuttuğu müddet dâhilinde daha fazlasına çabalanmaktadır. Geçtiğimizi, andığımız yahut ta unutmamaya çalıştığımız her bahiste; bunun, burada kısacık değinmeye çalıştığımız politik bir unsur olarak bireyin, persona’nın gereksinimi olan hakların tanziminden çok yok edilmesi üzerine çalışıldığı artık aleniyettedir. Her şeyin sıfırlandığı bir uzamda yaşam, yaşayan formların karşılığı kocaman birer boşluğa dönüşüp nihayetlendirilmeye çalışılmaktadır. Dünde gördüğümüz bugün yeniden yılmaksızın şekli şemalı dönüştürülüp önümüze çıkartılırken defaat ile yinelemekte fayda var gözetim toplumu normalimizi tanımlandıracaktır.

Bu birbiri içerisinde dönüşmeye devinimine devam eden günün getirdikleri o kimlikleri paramparça edilmiş, hakkından bir haber konulmuş, politikası elinden çalınıp, siyaseti basbayağı yok edilmiş olan figürlerin, yani biz sıradan olan yurttaşların nihai felaketini oluşturacak olan son vuruşlardan, hamlelerden bir diğeridir, böylesidir. Sıradana reva görülen hiçte sıradan olmayan bir faşizm ve bunun tamamlayıcısı olan nüvelerdir. Hayatın hemen derdest edilebilir bir mesel haline dönüştürülmesi, zorunluluklar haricinde neredeyse hiçbir bahiste haklı / haksızın konuşulmadığı bir uzamdır önümüzde yükseltilen. İki dakikalık bültenlere sığdırılan hakikatlerimiz var hep eksik. İki dakika içerisinde çözümlenen, çözüm budur diye buyrulan bir algı yönetimiz var başta. İki dakika ve yüz yirmi saniyede, yüz kırk karakterle belirlenen kriterler var. Ülke gündeminde ismi, cismi anılmayanı iki dakika içinde çözümleyip analiz edenler var.

Biçimsizlik yeni bir biçimlendirme olarak “yeni” Türkiye şablonunu oluştururken, halen bunca kepazeliğe rağmen devlete yedeklenenler var. Suretler birbiri içerisinde dönüşümü göstermekteyken dilsiz şeytanlığa razı gelenler var. İnsanları ve fikri mutlak doğru yahut ta mutlak yanlış olarak değerlendirip, tanımlandıran ol bahislere sıkıştıran bir mefhum-makam sürekliliği var. İnsanı bir mahkûma doğru yönlendiren kudreti çabası bunu kalıcı kılmak olan bir yönetişim unsuru var. Her şeyi kördüğüm haline taşıyan bunda ustalaşan hemen tüm sorguları geçersiz kılmaya ant içen bir akıl var.  Savunma Sanayi Müsteşarlığı denetiminde Geniş Alan Gözetleme Sistemi üretimine dair bir haber geçtiğimiz günlerde ajanslara düşmüştü. Böylesi bir reel, kelimenin tam karşılığı olarak denetlenmek istenen, attığı adım takip edilmek istenen bireylerin hiçbir şey olarak değerlendirildiği bir uzamı kalıcılaştırma telaşı var.

Torba yasa gibi gündemde yeri bir türlü oluşturulmayan bahsi neredeyse açılmayıp apar topar meclis çatısı altında kararların alındığı bir ülke var. Geleceğe dair okumanın, karar mekanizması olarak seçilmişlerin inisiyatifine terk edildiği bir ortak uzamı yok etme sürekliliği var. Bugün yazmaya gayret ettiklerimiz kadar bir dolu sonradan farkına erip yazıklanacağımız, dert edineceğimiz mesel var. Bugünün ülkesi diğer tüm seçenekleri yekten ekarte eden erkin aklının tahakkümünde hiçliğe, sessizliğe ve mutlak biate doğru koşar adım ilerletiliyor. Bütün sorular ve sorunlar yekpareliğini korurken, kalıcılaşma süreci hızlandırılmışken çürüme bahsi artık bir teoriden pratiğe eviriliyor. Hayatlarımızı gözden geçirmenin, hayatlarımıza karşı bunca hınçla hareket eden, sınırlandıran bir düzene karşı aklı birleştirmenin zamanı geldi de geçiyor. Uyanabilecek miyiz artık bu kâbus güncesinden, bulabilecek miyiz bir çıkış yolu hep birlikte. Meramımızdır.

 

Resim İçin Kaynakça: Carlos Latuff https://latuffcartoons.files.wordpress.com/2014/06/criminalizacao-movimentos-sociais.gif

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler