Misak Tunçboyacı/ Karanlık Meseli


  • Gündem
  • 15 Şub 2015
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

AndreaKaranlık Meseli

 

Biçimsizliğin bir biçem olarak paylaştırıldığı, hemen her gün bir dolu küçük kıyametin hayata dâhil edildiği yerde söz tırpanlanmaktadır. Sözü yermek, yıkmak, yok etmek sıradan bir mesel yahut da meşgaleye dönüştürülmektedir. Sözü kasıtlı olarak kalıcı bir biçimde sınırlandırmayı gerçek kılmak için müdahaleler birbiri peşi sıra yinelenmektedir. Sözü erkânın kendi değerlisi olarak değerlendirmelerden, sıradanın değildi ki zaten hiç öyle olmadılar bunu, bu ağır yıkımı güncelliğimize taşımaktadır. Sözün tırpanlanması bir tükenişin işaretidir. Tükeniş her anlamda yeniden tanımlandırılırken ümidin mahvı için, ilk olarak söz gözden çıkartılmaktadır. Ümidin mahvı adına söze kefen biçilmektedir. Ezberler sonsuz bir döngüde tekrar ettirilip durulurken hayata bir şans daha verilmemesi kalıcı kılınmaya her zamankinden daha çok uğraşılmaktadır.

 

Kırım, yinelene durulan bu eylemlerin iş bu devlet nezdinde çıka gelen kısıtlamaların bizatihi kendisidir. Söz yok yere kurulan, haybeye çatılan, birleştirilen bir meselmiş gibi buradan, hep dakik bir zaman aralığında duyumsanmaz kılınandır. Sözün hiç işitilmediği yere varmak adına gün aşırı tedbirler alınmaktadır hala. Müşterek tarumar edilirken, neden, niye, ne hakla ne için sorguları buradan kapı dışarı edilmektedir. Kapı dışına itilen, hepimizin gününe denk getirilen asıl dertlerin her ne olduğunu bildirenlerdir. Ezber olunanlarla yola devam diyen muktedir bu bahsi güncelleyebilmek adına karanlığın kapsamını gün geçtikçe çoğaltmaktadır. Karanlık bir yeni hal değil bizzat eskinin tekrarlanmasıdır. Tekerrür ettirilen tüm o nefret sarmalının, hınç kelamının, linç tedbirlerinin hepsi, bir bütünü oluşturan biyopolitik olanı tanımlandırmaktadır.

 

Biçimsiz kılınan haldir, dermandır, mihmandır, yoldur. Söz naçarlaştırılırken, nobranlıkla, bir anda oldubittiye denk getirilen buna göre ‘hayatı’ şekillendiren bir akıl karayı, karanlığı daim kılmaktadır. Karanlık buradadır. Bu kadar keskin, delip geçer, yarası hiç kapanmaz. Karanlık bundandır bunca hicran yarasına yenileri eklenmeye devam edilirken sözün tarumar edilmesi gayretidir. Yok edilen cümleler değildir, sesli, sessiz harfler değildir bir ülkenin anlayışını bir biçimde sıfırlamaktır. Sıfırlandıkça daha fazlası adına çabanın doyumsuzluğudur. Zaman yeni yıkımlarla beraber şekillendirilmektedir. Zaman artık varsa yoksa bu birbirini tekrar edip hala güncellenebilen bir sinizmin kendisine rehindir. Erk, muktedir veya iktidarın yegâne vaadi tek ve eksiksiz bir biçimde o rehineliği kalıcı kılmanın bir yerde ‘tükenmenin’ bile kanıksanması adınadır. Bunun bile tükettirilebilecek bir mesel haline indirgenmesidir sorun.

 

Söz artık tehdit, tenkit ve taarruzlar ile çalınırken karanlık göğümüzü kapsayandır. Karanlık sınırımızda, hiçbir zaman ayrılmayacak olandır. Karanlık hem dünün, hem günün istisnasız daim olarak yinelene gelendir. Dağ gibi yükseltilmiş sorunlar menzilini tanımlandıran, onu anlaşılır kılmaya yeterli gelecek belki de yegâne kelimedir. Karşılığı hep daha fazlası olmaya devam edendir. Karşılığı hep daha ağır yaralara çıkartılandır işte karanlık. Suskunluğu ehven ve normal olarak addeden buna göre halini, tavrını, akdini, misakını güncelleyen yerin, yurdun yaşattığıdır mevzu bahis, karanlık. Dün yinelenirken, günün dâhilinde eksik kalanların toplana geldiği, düzenlendiği bir menzildir bina olunan. Yorum değildir, mübalağa değildir, farazi değildir; kesin ve kesintisiz olandır karanlık.

 

Takdim edilen, sunulan, paylaşılan janjanlı cümlelerin sağından ve solundan görünendir işte bir kez daha. Yalanların, bütün bu karanlığı örtbas edebileceği sanıldığı yerde tükenişin sonsuzluğudur mesele. Mesele bitmeyecek bir zulmetme istencidir olay, olay vakıa, vakıa bu güncellikte şimdi bile. Mesele karanlığın kalıcılaştırılması için, elden gelenin yarına terk edilmemesidir kare kare adım adım hemen her biçimde. Biçimsizlik yeni bir biçem olarak tanımlandırılırken bu bahistir işte asıl mesele, esas dert. Kötünün bina edebilmesidir esas dert. Kötürümleştirilmiş olan zihnin, suskunlaştırılmış olan aklın, daha da zora koyulmasıdır esasen dert. Karanlık güncellene durulurken yarınların da biteviye böyle sürüp gideceğinin haberleri, bir müjde gibi paylaştırılıp durulandır.

 

Yoktur hiç öncesinden farkı elbette ama gün gibi yarın da yine yeni ve yeniden bu pranga sarmalının en bet halleriyle bir başına konulacaktır. Mesele bir yerde sözün önüne set kurabilmektir. Mesele bir yerde aklın karşında onu yerin dibine tam olarak geçirebilmek geçmektedir. Mesele bir yerde ağrıların bunca çokluğuna rağmen nedense hiçbirisinin iyileştirilmediği sorgusunu öteleyebilmektir. Mesele çoktur vesselam. Mesele ardı sıra tekrarlananların birer hamle olarak değerlendirilen ve sadece öyle bildirilen şeylerin aslen öyle olmadığını anlata gelendir bugünün ülkesinde. Toptan bir izahata gereksinim olmayacak kadar aleni olanların hepsinin üzerinin örtülebilir kılınmasıdır yarayı halen kanatmaya devam eden.

 

İzahatsız, izansızlıkla birlikte ve giderek daha fazla karanlığı yaygınlaştıran bir aklın tek ve yegâne çıkarsamasıdır şu an yaşaya geldiğimiz. Tahakküm kendini mütemadiyen tekrardan şekillendirirken günümüzü artık hiçbir ümit kırıntısı barındırmayacak kadar dönüştürmeye bir hışım devam etmektedir. Reel politik argümanların çıkarsamalarından, dipnotlarda karşılaşılıp durulan bahislerden ötede, az ileride gerçek kırım kendini göstere gelmektedir. Gerçek yıkımı, gerçek tükenişi, gerçek yok oluşu resmetmekten bir adım ileriye yaşadığımız haline dönüşüm sağlama alınmaktadır. Kıyamet olarak addedilenin ta kendisi bu erkânın gözetiminde şeklinin, şemailinin belirginleştirildiği deney sahası, ülkede görebilmek mümkündür. Yaşadığımız yeri bir çukura benzeştiren biraz da budur. Artık yarın dediğimiz şey hacamat edilmiş olandır.

 

Dün bilinmiş, belleğe kazınmış olan şey yarın için de aynen uygulanmaya devam edilecektir. Kara, karanlık dediğimiz bir mecaz değildir böylesi bir tahayyüldür. Böylesine kesin ve keskin ölüm ve yıkımın birlikte paylaştırılmasıdır. Onun içindir ki hayatın kıymetini düşünmeye vaktimiz, hayatın her ne olduğunu idrak etmeye gayretimiz tırpanlanır. Bildik, aşina olunan her ne varsa onunla birlikte daha derin kırılmaları beraberinde getirebilmek için sahne erkânındır. Sahneyi bir yıkımdan bir başkasına ulaştırabilmek için donatmaya devam edenin elinin altında duranın karanlık olduğu muhakkaktır. Her defasında bu kadarı da olmayacaktır denilirken bizatihi onu evet o kadarın da beterini göstermek, denk getirmek de bu menzilde tutturulup gidilen yoldur.

 

Artık zaman kavramının elden gitmesi kadar kolayca bir düzlemde hayatlara karşı tahakkümü el üstünde tutmalar devreye konulmaktadır. Bunun içindir ki dünkü gözyaşı kurumadan yarını yeniden bununla beraber ikame etme tecrübesine dâhil ediliriz. Ağrımız ve sızımız bir sekans, mizansen değil hakikatimizin benliğidir. Özünde yakarışımız bir cümle ile geçiştirilmeye hala devam edilendir. Ağrı ve acı kalıcıyken bunlardan mesele çıkartmayınız şimdi diye uyarılarla bir arada yaşama tecrübesinin tanıklarıyız, denekleriyiz. Kendiliğinden dönüşümün değil ardı sıra bu denetim ve gözetim gayretinin suna geldiği yıkımlar silsilesinin daimiliğidir esas derdi görünmez kıldırmaya çalışan. Esas dert kalıcılığını yukarıdaki satırlar boyunca anlatmaya hep devam ettiğimiz haliyle sürdürürken vardır-yoktur ile geçiştirilmeye çalışılmaktadır.

 

Kelamın tam karşılığı bir iyi gün bırakılmamaya devam olunmasıdır. Yoktur gayrisi, yoktur ötesi hiçbir biçimde düşünmesi, tahayyül edilmesi mümkün olmayandır artık. Yıkımımız daim olandır iş bu menzilde. Yıkım hiçbir şeyle birlikte hayatın zulme teslimiyetidir. Bir kez olsun iyi bir gün bir kez olsun mutluluk denilenin anılmadığı menzil böyle inşa edilmektedir. Onun içindir kara ve karanlık bu sınırların ayrışmazıdır. Onun içindir onca gayret tek bir aha bile vakıf olmamak adınadır, anlamamak içindir. Yokluğumuzun sürüncemesiz suretleri, gün aşırı silikleşmemizin halleri birbiri ardına yinelene gelenlerle ilişiktir. Sesimiz de soluğumuz da, tükenmemiz adına bu arka arkaya alınan tedbirlere, tenkitlere ve tehditlere göre düzenlenen bir kırıma uğramakta ve yok edilmenin eşiğine getirilmektedir.

 

Onun içindir ki karanlık dediğimiz gün aydın olmuş olsa da haddizatında burnumuzun dibindedir. Hiçbir türlü aymayan günlere uyanmamızın has müsebbibi olan hamleler günlerimizi donatırken aksi söz konusu bile olmayandır. Hallerimizi giderek daha fazla köşeye kıstırılmış olduğumuzu anlamamıza vesile teşkil eden örneklere bir biçimde rehin edilişimiz bu güncellikte karşılaştığımızdır. Biyopolitik olanın tezahürüdür işte tüm olup biten. Tüm oldubittiye denk getirilenleri, birkaç kere gözden geçirdiğimizde durumu daha net anlamlandırabilmek mümkündür. Karanlığın temsili, günün yağmalanması geleceğin çalınması ile bir arada yinelene gelendir. Kendini tekrar eden bu karanlık nesnel olduğu kadar soyut hamlelerde de okunabilen ve idrak edilebilen bir meseledir.

 

Günü tıpkı dün olduğu gibi çıkışsız, çaresiz koymak karanlık bahsinin aslında ne olduğunu da anlaşılır kılacaktır. Zorun karşıtlığı, hakaretamizliğin sonsuzluğu, tehdidin ve tenkitin bitimsizliği sahnelenmeye devam olunandır. Karanlık bu menzilin ayrışmazıdır erk sayesinde. Karanlık bu menzilin öteki adıdır bir solukta. Nefret kalıcılaştırılırken, ayrımcılık sözlerden hemen sonra artık eyleme geçerken, yaftalar tekinsizce paylaştırılırken bu ülkenin tam karşılığına denk gelendir artık. Susmak, bir meseleye dönüştürülmektedir. Suskunlaştırmak “normal” olanın ta kendisi bildirilendir. Gün ayrı gece ayrı, dün ayrı gün apayrı değildir. Artık aleni olarak bu girift hal, kördüğüm tam ve eksiksiz çürümeyi beraberinde getirmektedir. Karanlık bir meseledir anlattıkça dahası gelen.

 

Karanlık bir temsiliyettir göründükçe, somutlaştırıldıkça geleceği çaldığı alenen ilam olunan. Her defasında yinelenenlerin yekûnda ortaya çıkarttıkları şeydir karanlık bahsi. Eksiltmelerin bunca sık peydah edildiği yerde, perdenin arkasında olan bitenin hepimizin hayatlarına karşı birfiil eylem olduğu, güncellemelerin aynen göz önünde cereyan eden her olayda olduğu gibi işin doğrusunu en iyi biz biliriz diye kestirilenlerde karşılaştığımızdır. Sınırsız tahakkümü sırf daha büyük ve derin korkular bina etmek için kullana gelen bir akıldır karanlık. Nefesin henüz yaşarken tükendiğini bildiren bir zirvedir. Hiçbir ahkâm kendi başına yetmeyecektir. Hiçbirisi bireyin yalnızlaştırılan temsilin karşısında tekilleştirilenin yaşadıklarını ifşa etmeye yeterli hiç ama hiçbir zaman gelmeyecektir.

 

Karanlığın güncelliği menzildeki bunca çokluğu ve en alttan en üste her biçimde türetimi, dönüşümüdür bu bahsedilmesi zor olan. Bahsedilmesi ancak onu yaşayanın bilebileceği bir soru işaretine dönüşen. Gün devinirken, gece dönerken yaşam sınırı boyunca istiflenmiş olan devletin tehdidi güncellenmektedir işte. Bir biçimde zor ağır, bozgun hali güncelleyen bir kırım gayretidir ol menzilde şekillendirilen. Karanlık buradadır, sınırların ötesinde bedenlerimizi de kapsamaya çalışandır. Karanlık bir zehrin kendisini tanımlıyor artık bugünün ülkesinde. Bizatihi zerk edilmiş, bugüne katılmış, allem, kellem edilip ayrışmazımız kılınmış olanı simgeliyor. Biyopolitik meselin, bedenlere kurulan tehditle hemhal tahakkümün nesnelliği karanlık bahsiyle meydana çıkıyor.

 

Özet geçilecekse, o kısım da tamı tamına hayata tehdittir. Sürekli olarak, zorla, tehditle, tenkitle, taarruzlar ile yaşamak mecburiyetidir karanlık meseli. Sürekli olarak yinelenen hıncın kapasitesini göstere gelendir karanlık. Varlığın tüm bu yoklamalardaki yokluğa evrim çabasıdır aslında karanlık meseli. Durup dinlenip bi’nefes dahi aldırmaksızın süre giden bir kötürüm haldir iş bu karanlık. Kötürüm hal yinelene durulanlarla sabittir. Siyasa kendi normlarının dışındaki tahayyüle bundan kayıtsızdır ve bundan teferruat bilmektedir hemen her şeyi. Bunca zaman sonra cumhuriyette varılan eşik, yüzyılın gerisinde bir kendin çal, kendin oyna demokrasisidir. Bunca zaman sonra varılan bu menzil bir yıkımın güncesidir. Her günümüzde, her soluk alma çabamızda başımızda bitiveren veya dikiliveren bir gözetim ve denetimin ta kendisidir.

 

Karanlık yinelenirken hayatlar çalınmaktadır. Karanlık artık enikonu ayrışmazımız bildirilirken yine akla, fikre hakaretler sıralanmaktadır. Dünün ve günün yegâne ayrışmazı bunca keskin ve hazan bir tablodur. Çürüme bu ülkenin olağanı ilam olunandır. Tatbik ettirilen, bir deney sahasında yaşaya durduğumuzdur. Henüz ortalarda ‘yok’ diye bildirilse de iç güvenlik yasasının aslında nasıl hayatımızı tarumar etmeye hazır ve nazır olduğu bildirilmektedir. Bugün Laik ve Bilimsel eğitim hakkı için yapılan boykota karşı İzmir semalarında sergilenen hiddet tüm bu yukarıda saydığımızın özetlenişidir. Yaşamın soluğunu kesmek artık mübalağasız gerçek kılınandır. Tıpkı gün evvelinde Antep sokaklarını arşınlayan esnafa karşı müdahale eden kolluk kuvvetinin başındaki amir kılıklı zebaninin dilinden çıkan, sık ulan sık emrindeki gibi, hükmeden, hegemonyasını insanlıktan çıkarak göstermektedir.

 

Bir iki üç, örnekler tükenmeksizin yinelenmektedir. Mersin’de taşeron işçilere karşı biber gazı ile saldırı ilave edilebilir. Bir başka yerde bir başka uzamda, mekânda değiliz aynı yaşam sahası üzerinde nefes almaya gayret ederken, en önemli haklarımızdan birisi olan itiraz etme ses edip sözümüzü savunma hakkımızın yok edilmesi çabasıdır karanlıktan kast ettiğimiz. Hayatta var mı yok muyuz, bunun üzerine ölü toprağı serpilmeye çalışılmasıdır düşündürücülüğünü halen koruyan.  Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinin ardından yapılan duruşma görünümlü rezil sürecin nihai karar metninde bunu görebilmek mümkündür. Kararda, Ali İsmail’i dövenlerin arasında eylem ve fikir birliği oluşmadığı ve sanıkların öldürmek için değil yaralamak için dövdükleri ve polislerin yakalamak değil, yaralamak amacıyla davrandığı belirtilir.

 

Her şeyin bunca kolaylıkla açıklanabildiği, yaraların nasıl inat ve ısrarla kanatıldığını göstere gelen bir karardır. Hükümler hep insanlığa karşı devletlûnun formlarını, formasını, zihniyetini taşıyanı koruyup kollamak olarak şekillendirilmektedir. Hayat bunca basit bir biçimde zulmedenlerin tümüne kol ve kanat gerenlerin tehditleriyle, kırımlarıyla donatılmaktadır. Bir bahsediş ya da kısa bir değini değildir mesele. Karanlık nasıl şekillendiriliyor nasıl gırtlağımıza çöküyor tüm bu meseli anlamlandıracak bir haller toplamıdır artık karşılaştığımız. Özetlenecek değil, özeti kandan ibaret hınçtan mülhem bir ülkedir yaşaya durduğumuz. Ölümlerin çat kapı çıka geldiği bunun için çalışıldığı bir cehennem tasviridir ol karanlık diye anlatmaya çalıştığımız.

 

Sağımız solumuz, önümüz ardımız yara ve bereler içerisinde. Sağımız solumuz önümüz ve ardımız her yer, her şekilde bu hegemonya düzeneğinde kurban edilenlerin isimleriyle dolu. Bir yanımızın değil hemen her yerde hayatın alenen delik deşik edilmesine tanık olarak yazıldığımız, kurban olarak bilindiğimiz uzamı paylaşıyoruz. Karanlık yirmi yaşındaki “Özgecan Aslan”ın üç kişi, üç insanımsı tarafından tecavüz edilip, katledildiğini ve ardından da yakıldığını bildiğimiz bu yerde sürüp giden bir muamma. Karanlık kadınların söz haklarının yitip gittiklerinde, ırzlarına geçildiğinde yarım ağız hatırlanan, kırıldıklarında, katledildiklerinde birkaç cümle ile anılan ve geçiştirilen bir mesele. Hangi bir derde ayrı yanmayasınız, hangi birisi için meram etmeyip susasınız.

 

Karanlığımız yaşaya durduğumuz yerde bu hesapsızlıktır. Karanlığımız adaletsizlik bahsinin diri kalmasıdır. Karanlığımız kadının canının yok sayılmasıdır. Karanlığımız hakları yok etmeye devam eden erkânın tüm bu yalanlarla, muasır medeniyet masalları anlatmasıdır halen her şey bunca fecaatteyken. Karanlığımız yaşaya durduğumuz bu yerde istisnasız yıkımı göstere gelendir. Sesimiz, soluğumuz dermanımız hayatiyet için ayağa kalkmayı gerektirirken daha susacak mıyız? Daha susabilecek kadar ömrümüz kalmış mıdır? Karanlığın ortasında bir başımıza kalmaktan kurtulup sesi bütünleştirmeye, yetti artık’ı anlamlandırmaya kaç vardır? Yetti Artık!

 

Misak TUNÇBOYACI – İstan’2015

 

Fotoğraf: Andrea TORRES http://www.andreatorresbalaguer.com/onirics#3

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler