Misak Tunçboyacı, Kimi Sözler Yaralara Değendir


  • Gündem
  • 24 Eki 2014
  • admin
  • Okunma
  • Yorum Yok

BerkineSözün kifayetsiz bırakılması için elden gelenin, şüpheye mahal bırakılmaksızın eylene geldiği müştemilattan ana gövdeye hemen her yeri kapsadığı, yerdiği, yıktığı ve yaftaladığı günlerden geçiyoruz hep birlikte. Bir dönüşümün merkezindeyiz artık insanlık ile cellâtlığın arasındaki o en uzun yolun aşamalarının aşıla geldiği günlerden geçiyoruz. İnsanlık bir detaya indirgeniyor ihtimal dışına öteleniyor. Dert mi o nedir ki yollu bıyık altından gülmelerle yeni zulümler yeni yıkımlar temellendiriliyor. Duyulması önemsenmesi gerekenlerin değil sözün katledildiğini en pespaye örneklerin ekranlardan içeriye yollandığı bir menzilde hayatın nefesi çalınmaya inatla ve ısrarla devam ediliyor. Devletten bahsediyoruz katliamları onayan, bunlara arka çıkan sözü icat eden akıllardan dem vuruyoruz bir yanda. Duyumsanması elzem olanların değil, sonradan pişmanlıkların dillendirilmesine; müsaade olunan her şeyin bet bir oynaklıkla şekillendirildiği günlerden geçiyoruz.

 

Söz işitilmez kılınırken bedene karşı, akla karşı, vicdana karşı ve hayata karşı hamleler yineleniyor peyderpey. Söz işitilmez kılınırken mamafih salt “iktidar” istencine boyun eğeceksiniz tanımı ikrar ediliyor. İktidarın sözünden çıkmayacak olana, müesses nizam tanıma uygun düşecek kuşaklara yer açılıyor aralıksız. Hayat mı ne önemi var hayatın der gibi sadece gücün iktidarın ve makamın laf ebeliklerine yer veriliyor her an. Ahval kapkaranlık bir ülkeye yollanmaktayken durmak yok yola devam çağrısını üstüne alınan bunu görev bilen her kesimce bunlar tekrarlanıyor. Yıkım kalıcılaştırılırken hemen her tür fenalık sineye çekilebilir bildiriliyor. Sözü boşa çıkartmak, tekrardan tahakkümü önemseyip bununla hıncı imal ederek arz ediliyor. Linçler bina ediliyor. Baskın olan şey dilden dökülene, gönülden geçenlere karşı kin, nefret teşvik ediliyor dört yanda.

 

Yetmiyor zevata hiçbir şey kâfi gelmiyor, hiçbir şekilde nefsi körelmiyor azap yinelenip günler donatılırken daha da ne yapılmalı bunlar için tahlillere düşülüyor. Dert senin, dert sana ait, dert bu dört duvarın arasında, dert sen x’lerden ya da x’in destekçisi olmadığından dolayı başına getiriliyor nutukları atılıp duruluyor. Bu körlük bildiğin kopkoyu, körlük dipdiri, körü körüne itimatla yinelenenler artık bir yükten çok daha ağır, ağıt için yineleniyor. Akması beklenen kan için adaklar adanıyor devletçe bu dünyaya. Bir çocuğa denk getirilen cümlelerin ağırlığı bu simsiyah hali göstermeye devam ediyor. Bir çocuğa, akla düşmeyecek bahislerle saldırılmasının notları düşüyor ardı arkasına. Terörist bahsinin yanında maşa eksik edilmiyor bu kez. Bir ana, bir babanın yüreğine yaralar açmak için nefretten medet umuluyor. Söylenenler bir meram değil tastamam yaftalardan ibaret bir döngünün tekrarına en onulmaz yaraları açan bir meseleye eviriliyor.

 

Bunlarla kurulmuş olan cümlelerle siyaset bina ediliyor haddizatında hala. Keskin kesintisiz, zerrece tahammülsüz varsa yoksa daimi nefretle yürütülen bir siyasa meydana getiriliyor. Akla hakaretin tezahürü birbiri peşi sıra yineleniyor. Akla hakaret yeterli bulunmadığından bütün insanların gözlerinin içine baka baka halen maşa bahsinden bir çocuğa hakaret etmek, sözüm ona güç sahibi olanın dilinden dökülüyor bir daha bir kez daha. Maşa ile yönlendirilmeye çalışılan kitleye gereken kırmızıçizgiler bir daha inatla yineleniyor. Bir çocuğa karşı koca devletlûnun töhmet ve yaftalardan vazgeçmemesinin kalıcı izleri sergileniyor. Hayır, bu bir tiyatro repliği kurmaca ya da başka bir şey değil tastamam bu ülkenin yegâne gerçekliklerinden birisini oluşturuyor. Berkin Elvan’ın, şahsına edilen sözlerle yıllar yılıdır söylene gelen bilimum ezberden mülhem dayatmadan mürekkep olan bir meydan okuma vardır.

 

Maşa bahsi yinelenenin yıllardır hemen hiç değişmediğini gösterir. Devlet için azaplar süreklilik, meydan okuma kalıcılık için elzemdir ne de olsa. Boşluklarla derin yarıklar ve ayrılıklar buradan hareketle çoğaltılandır. Akla hakaret, bilinçle söylenen ve sahip çıkılan nefret edimi bu ülkenin harcına katılmıştır artık. Ülkenin birleştiriciliği “Türk-İslam” sentezi nam, geriye kalan her kesimi dışlayan kafatasçılık odağıdır hala. Buyruklar, fermanlar dün ne idiyse, yıkıma müsammaha olarak tanımlandıysa kanunlar da bugün bunu bildirmektedir. İki dudağın arasından dökülecek cümleler ile hayat üzerinde tahakküm edilebilecek bir meseleye dönüştürülür. Dün, gitmeyen ve yitmeyen, nihayetlenmeyen bu kinin ateşine har taşınır avaz avaz satır satır. Yazı akardan dökülenler sadece dile getirilenler değildir işte. Kesintisiz olarak bu aklın muvaffak olmak istediği alanı gösterir. Herkesin birbirine düşman edildiği bundan da gayrisini düşünülmediği bir memlekettir tasavvur.

 

Muvaffakiyet zulümle şekillendirilmektedir boylu boyunca, adlı adınca apansız değil hesaplı ve kitaplı olarak. Kötürüm edilmek istenense insanlıktır unutturulan ve gümbürtüye konulan sözdür. Bütün bu heyulaya kayıtsızlıktır bir tür deneyin devamlılığı ve kalıcılaştırılmak istenen. Sözsüzlük ülkenin normali diye bildirilirken delirten bir tezahürün kendisine dönüştürülür her dakika yara yara, yaraya dönüşen. Yaraların üstüne yeni yaralar eklenerek, kan hiç susmayacak olduğu ilan edilerek, daha fazlasıdır işte en kestirmeden gördüğümüz. Aralıksız dönüştürülen vahamet boyutunu çoktan aşıp da sıpsığ bir söylem yığınıyla politika icrasıdır. Politik akıl şimdi bireyin düşünselliğinden acısına bunların polemik malzemesine yem edilmesi gayretidir. Ne ki her şey örtbas edilirken; bir günde, ne ki hemen her durumda mağduriyetin adresi asla değişmezken, aslında kaybeden ortaklıktır, ortak akıldır.

 

Ne ki sözüm ona afallatan şeyler olarak bahsedilenler bu ani zikzaklar buna karşı birer hamledir. Ne ki gidişat faşizmdir. Yok etmelerin ikliminde canhıraş bir biçimde yara vermeye gayret eden bununla övünüp duran aklın değil, hayata karşı tahakkümün nefesinin açıldığı bir menzildir bina olunan. Birbiriyle bütünleştiğinde Recep ve Tayyip ve Erdoğan’ın ülkesi sıkça dile getirdiği tekillikten mülhem, tek akla ve tek şekle göre dönüşmüş bir yerdir. Cumhur başı olmaktan bir adım ötede herkese ve her şeye müdahil olabilmenin tam karşılığındaki ismin en uzlaşmaz olduğunu artık alenen zikrettiği bir ülkedir burası. Adı bir türlü, muktedirin ağzında yer bulmayan Berkin Elvan biz sıradanın hayatından ayrılmazken, muktedirin kâbusu olmaya devam etmektedir. Kırmızıçizgi olarak adlandırılan ve bir noktadan sonra asla değişmeyen ve varlığı ve ismi ile yaşatılan vakıa ile sürekli olarak burada bulunmaya devam eden bir yaranın kendisidir.

 

Zulüm ile ona sığınarak hep destek alarak bir istikbal çizenlerin istikbale istikamet belirleyenlerin akıllarından çıkarttıkları, yaftalara giriştiklerinde akıllarına düşürdükleri, bunu da kıvançla paylaşırken buldukları insaniyettir Berkin Elvan hiç anlamamış olsalar da. Hiçbir surette görmeye çabalanmamış olsalar da onca yafta, hakaret, bir dolusuna karşı tek başına tek hale dönüşmüş kaşlarıyla, gülümsemesi eksik olmayan suretiyle bu ülkenin bağrındadır sınırın ve sıradan olanın aklındadır. Erkin yüzüne çarpılan hamlelerin birer kırım olduğunu bugün bu satırlar anlatamayacak dahi olsa da, ellerinde kalem tutan birilerinin yazdıkları yazılarda, uzun metinlerde yerini ve karşılığını bulacaktır elbette. Katil, hırsız, arsız ama milli iradenin tercihi, saygı duyulacak diye buyrulan zatı muhteremi, bir diğer isimlendirme ile zalim şahsı otoriteyi kavgalarla sağlayan bir sureti.

 

Yönlendirilen yollandığımız yer bu öncül hamleleri dile getiren Cumhurbaşkanı’nın sözünden sonra Başbakan tarafından, ileriye sürülen -güvenlik paketinde- kendini göstermektedir. Zalimin önermelerinin karşılığı tak ve şak yerine getirilmektedir. Söz konusu muktedirin bekası, foyalarının örtbası, kininin sorgulanmayacak kılınması ise bunu da son kertede her gün yeniden şekillendirilen hamleler ile sağlanacaktır. Güvenlik paketi bunun içindir vesselam. Ferman, buyruk, karar halka karşıdır söze karşı. Paket, açılım ya da kanun hükmünde kararnameler ile dönüştürülen bir ülkede zorbalığın kafi gelmemesidir işte mesele. Nefret bahsi Berkin Elvan’dan başlayarak, İbrahim Aras’a, Ali İsmail Korkmaz’dan Ethem Sarısülük’e, Medeni Yıldırım’a ve onlar gibi sınırda katledilen çocuklara, orada direnen Sebahattin, Suphi Nejat, Serkan ve Vahap’a ulaşır.

 

Nefret bahsi güvenlik paketindeki yazılmış olan tüzüklerden birisindeki poşi ile yüzünü saklayana, taş atan çocuklara yapılan rezaletlerin ardının arkasının gelmeyeceğini anlatandır işte. Birbiri içerisinde devamlılığa sahip mefhum olandır nefret. Yazılmış, yazılan, bahsedilmiş ve bahsedileceklerle beraber erk eliyle, daha da fazla çoğaltılmaya çalışılan. Salt kimlikler üzerine-üzerinden vurgulanan çıkarsamalar halinde iletilenler yönlendirmeler bir yerin yaşanabilirliğini kısıtlandırmaktadır. Hayat pamuk ipliğine bağlanır. Suriyeli mültecilerden dahi nefret edilen bir ülkede yaşıyoruz. Araştırma diye ortaya atılan taslakların içlerinde yer bulan, bahsedilmeye değer görülenleri üst üste okuduğumuzda bu ülkenin nasıl bir kırılma, nasıl bir ikiye, üçe, beşe bölündüğünü artık çok net görüyoruz bir kez daha.

 

Mültecilerin yanlarından, çocukların önünden, tıpkı babasının elinden tutup bir dilim ekmek isteyen çocuklardan! Koşar adım geçilirken, kaçılırken bu yaşadıkları travmalara yenilerini hiç aralıksız eklenmesine şahitlik ediyoruz. Duyarlılık artık sözde, duygudaşlık bir yalanın ta kendisine dönüştürülüyor. Derde vakıf olmak bir, çözümlemeye gayret etmek iki, müşterekin yaşadığı kara parçasında herkesin eşit olması bahsinden öteye taşınması üçü oluştururken bütün bunların beton rengi bir griye hapsidir asıl olan, ulaşılan. Dönüşüm aşama aşama gerçeği göstere gelmektedir; çürümekteyizdir. Temellerinden sarsılmaya devam etse de doksan bir yıldır sürdürülen bir anlayışın temsilidir bu ileri demokrasi bahsi de. Bir türlü halkı bir türlü onun temsiline varamamış olmamızın ibretlik halidir, salt Pirsus’ta, salt Wan’da, salt Amed’de değil şehr-iStanbul’un göbeğinde karşılaştıklarımızdır bu bahsi derinleştiren bir yanı ve yönüyle hakikate dönüştüren.

 

Berkin Elvan’a dair tespitlerin ayrımcılığa dair her bir örneği ve yaşanmışlığı ile diğer ana geldiğimiz isimler ve olayların da sayfalar boyunca yinelendiği tekrar edildiği yerde esas tekerrür ettirilen devletin sistematik şiddetinin sıradanlaştırmasıdır. Gezi’den önce Roboski ve Reyhanlı, ondan önce koca bir doksanlı yılların fenalığıdır. On İki Eylül’e giden yolu açanların vatan için atılan kurşunlarıdır çok daha öncesi Sivas’tır Maraş ve Dersim’dir. Daha öncesi Medz Yeghern ve Seyfo ve büyük yıkımdır. Daha da öncesi hep aynı sistemin taarruzlarıdır, zulmüdür, talanıdır ve kırımdır. Sistem, sözü gasp edilmiş hayatlar için düzenlenmektedir. Sistemin yüzü karanlığın gölgesidir. Sistemin şartlanmışlıkları bir yıkımda daha fazlası adına yinelenenlerdir. Berkin için edilen hakaretten yinelenemeye hiçbir türlü son verilmeyen her kesime gün be gün tekrar edilen nefret söylemidir işte.

 

Nefretle bina edilen bu yeni ülke garabetliğidir bir başka açıdan. Zıvanadan çıkmış bir eleme ayrıştırma ve acıları yok sayma çok daha büyük felaketleri çağırmaların destur edinilmesidir mesel. Öfkenin, simyasını taşıyan günün sınırlarından içeriye işleten reel politik figürleridir. Yinelenenlerin ardından da habis urun yaygınlaştırılması için çabalanılır erkân tarafından. Hedeflenen ‘insanlıktır’ bir kez daha her kimlikten azade ve doğrudan tek başına. Sistem aralıksız olarak körlükle yok etmeler üzerinden bir yeniye varırken o başlangıçlarda- daha da azaldığımız tarihin sayfalarında değil güncelliğimizin her anında örneklenmektedir. Hemen hemen hiçbir şey salt rakamdan yahut ta veriden ya da sözden ibaret değildir. Yeni Sayfa, Yeni Ülke tanımlarının adlı adınca her yerde yinelendiği bir ülkede yüzleşmektir esas olan, yüzleşebilme gayretidir bizi bir biçimde hayatın geri kalanında yaşatacak olan.

 

Cemevi’nde beklerken katledilen Uğur Kurt’un ardından ortaya çıkan “sıkma” emrine rağmen ateş eden polisten hesap sorulabildiğinde bir yere varacağız. Ya da basitmiş gibi bir canın alınması Ali İsmail Korkmaz’ın katledildiği akşam görevli polisin o dakikalarda sokağı çeken kamerayı kayıttan çıkartmasının ne cüretle olabileceğini sorgulamak ile söz konusu olacaktır yaşayabilmek. Uğur Kaymaz’ın evinin kapısında Ceylan Önkol’unsa bir mayın tarlasında katledilmesinin akıbetlerinin zaman aşımına terk edilmemesidir yaşamayı manidar kılacak olan. Elvan ailesinin belirttiği gibi “Berkin’in katili emri verendir. Maşa ise o tetiği çeken. Emri veren katilin ve tetiği çeken maşanın elleri kanlıdır.” Bir nefeste anlatılacak kadar kısa şeyler değildir işte, tek bir cümleye sığmayan bir dolu yaraların mabedidir bu ülke. Yaraların yeni ülke denileninde de gün aşırı tekrar edilmesine çabalanıldığı bir yerdir bu ülke.

 

Gidişatın keskinliğine dair tek bir tespit yeterli gelecektir işte Sosyal Haklar Derneği Başkanı, Mimarlar Odası avukatı Can Atalay’ın Bianet’ten Ayça Söylemez’e tanıklığıdır. Validebağ korusunda gözaltına alınan bir beyandan fazlasıdır. Görünen köyün, gidişatın ta kendisidir işte. Beyaz kazaklı bir polisin ‘Kafanızı kaldırırsanız kafanıza sıkarım, hepinizin kafasına sıkacağız’ cümlesidir o bahsi yineleyip görünür kılan. Hayat bu uzamda istediğiniz kadar yeni olarak addedin biçimi, şekli ve şemalı doksan bir yıldır aynı yerden şekillendiriliyorsa, ötekisi, ezilecek, yok edilecek olarak tanımlanıyorsa ülke değil bir mahpushanedir. Adaleti özgürlüğü eşitliği, hakkı, hukuku ve sözü hep eksik kalmaya mahkûm olandır. Çağımız yine yıkımlar çağını gösterirken, sessizliğin aşılmasını, sözü birleştirmeyi becerebilecek miyiz? Karanlık bir güncellikten günün aydınlığına hep birlikte varabilecek miyiz? Derdimizdir, tasamızdır. Günlerdir, aylardır, ömür boyu dillendirdiğimiz ömürlük meramımızdır.

 

Benzer Yazılar

En güzel Beşiktaşın çocukları sever / Bulut Küçükartal

Bugün hayatta olan milyonlarca insan potakalda witamin bile değilken , biz katranla 32 evlerin duvarına BJK yazmıştık.O öyle bir yazıydı ki , 2 askeri darbe , 1 Turgut Özal vs silemedi.Baktılar olmuyor lojmanları BJK yazan duvarla birlikte komple yıktılar. Siz bilmezsiniz ! İtalya fatihi kaleci Sabriyi.… Ahmet II , Nico,Zekeriya,Sanlı kaptanı. Vedat,Yusuf,Kör Tuğrul’u. Ben neden...

Misak Tunçboyacı /Çürümeden Önceki Son Çıkış

“Görmüyor Muyuz, Bocalıyor insan, aranıyor hep, Yer değiştiriyor, yükünü atmak ister gibi.” Titus Lucretius Carus   Gidişata dair bir portreyi oluşturabilmek, esas resmin detaylarına vakıf olmak ve bu bahisleri genellendirmelerin sığ sularında dolaşmadan bütünleştirebilmek, hakkaniyeti hatırlayabilmek haddizatında önemli sorunlarımızdandır. Olan biten her şey, bugünün sınırlarını zapt ederken, dönüştürmeyi aralıksız sürdürürken, erk nizamının gerçekliği sıradan için...
Makale'ye Yorum Yapın

ANA KATEGORİLER

Yazarlar

Yazarlar

Son Yorumlar

    Arşivler